SOLGUN BİR NOSTALJİ ÇAĞRISI: MEMORABİLİA

YENİ ÇIKANLAR – Özgül Kılınçarslan’ın küratörlüğünü yaptığı Can İncekara’nın solo sergisi Memorabilia REM ArtSpace’de 8 Aralık 2018 tarihine kadar sanatseverlerin değerlendirmelerine açık. Sergi, İncekara’nın tamamı suluboya tekniğiyle yaptığı işlerinden oluşuyor.

Sallı Eligüzel’in hatırasına…

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Can İncekara her işinde kendi kişisel öyküsünde büyükannesinin ‘hatıralarını’ baz alarak bireyden kolektife hafızanın dönüşümünü ele alıyor. Zigon sehpanın üzerinde duran dantel örtüden saksıdaki çiçeğe, ahşap oymalı üçlü koltuktan süslemeli prize, oda kapısının buzlu camından balkon brandasına kadar bir evi dışarıdan içeriye doğru yapbozun parçalarını anıştırıyor. Her bir iş esasında aktardığı nesneden çok daha fazlasını anımsatmasının yanı sıra, yarattığı boşluklarla sanatseverlere ‘kendi büyükannelerinin’ evini duyumsama imkânı veriyor. Mesafe, serginin gizli kavramlarından biri olarak kavranıldığında,  hem İncekara’nın büyükannesi ile olan mesafeyle sanatseverlerin özdeşleşmesinde hem de sergi kurgusunun yarattığı fiziksel uzaklıkla sanatseverlere aktarılmasında duyusal, düşünsel aracılardandır. Sergi benim açımdan taşıdığı sanatsal ve kavramsal içeriklerinden önce tesadüflerin birleştiği bir sekans olarak da kıymetlendi. Elbette bu kıymeti, esasında serginin estetik ve kavramsal olarak belirgin bir aktarımı yapabilmesinde ve sanatseverin deneyimini rahatlıkla ortaya serme olanaklığına izin vermesinde görebiliriz.

‘İZMİRLİ HASSASİYETİ’

Can İncekara İzmir’de yaşamakta ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunudur. 2013 Mamut Art Project’e, 2017 yılında ise 15. İstanbul Bienali Komşu Etkinliği kapsamında ‘Ev’ sergisine katılmıştır.  İncekara, daha önce de İzmir’de, İstanbul’da ve Ankara’da çeşitli kolektif sergilere katılmıştır. Serginin küratörü Özgül Kılınçarslan da İzmir’de yaşamakta ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde öğretim üyesidir. Kılınçarslan yoğun olarak edebiyat ve görsel sanatlar ilişkisi üzerine çalışmakla birlikte, Art Unlimited, Milliyet Sanat, Warhola ve İstanbul Art News vb. sanat dergilerinde yazılar yazmaktadır. Ben de kısa bir zaman öncesine kadar uzun yıllar İzmir’de yaşamış ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden mezun biri olarak ‘rastlantıların’ büyüsünü izlemeye niyetliyim. Bu otobiyografik bilgiler insanları ancak bir cümle içinde toplayabilirdi. Ancak İncekara’nın ‘Branda’(1) işini gördüğümde kımıldanan duygular ve fikirler kabaca İzmirli hassasiyetinin çok daha ötesine geçmeme imkân verdi.  

Branda

HATIRLANMAYA DEĞER OLAN ŞEY NEDİR?

Serginin adı olan Memorabilia, unutulmaz kişiler, olaylar ve hisler nedeniyle hatırlanmaya değer olan ‘şeyleri’ ifade etmektedir. Bu doğrudan ve dolaylı bir biçimde herhangi bir nesneyi veya bir duyguyu imliyor olabilir. İncekara’nın serginin bütününde yaptığı en önemli edim, kavram ile işler arasındaki oluşturduğu sıkı bağdır. Genel olarak serginin teması hatta adı ile işler arasındaki mesafe o kadar uzak oluyor ki, sanatseverler bu genişlikte çoğu kez de yorumun yorumunu yaparak işlerde orijinal keşiflerde bulunduğunu sanmaktadır. Oysaki her kavramın sonsuz yoruma ve çağrışıma karşın, bir çerçeve sunduğu unutulmamalıdır. Kaldı ki, bir sanat eseriyle karşı karşıya gelen sanatseverin ‘çerçevesi’ esas olarak sanat eserinin kendisidir. Aksi halde kavramın yönlendirdiği bir akıl yürütmeden çok,  şaşırmaktan sakınan bir zihnin döngüsel önermelerini takip etmek zorunda kalırız. İncekara ve Kılınçarslan bu bağlamda oldukça sade ancak zor bir işi başararak kavram ve işler arasındaki bağı estetize ederek sanatseverlerin değerlendirmelerine sunmaktadırlar. Sanatseverlerin zihinsel, duygusal ve estetik yargılarını zorlayarak işler ve kavramlarla arasında bağ kurmaya zorlayan sergilerin aksine, sağlam teorik zeminin yardımıyla işlere ve serginin başlığına yeni ancak dağınık olmayacak şekilde anıları beraberinde getirmektedir: Hatırlanmaya değer olan şey nedir?

İç içe geçmiş

SIRTIMI DAYADIĞIM EVMİŞ MEĞER

Sigmund Freud’a atfedilen bir sözü anımsamak belki de sergiyi toparlayacak birkaç özlü sözden biri olabilir: “Bir insanı unutabilirsin. Bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin. Ama o insanın sana neler hissettirdiğini asla unutamazsın.” Elbette his, eninde sonunda tıpkı imge gibi bir yorumsamadır. Bir apartman dairesinin tüm odalarını dolaşan ‘L’ şeklinde bir balkon ve bu balkonda geçip giden çocukluk, ilk gençlik yılları… Serin ve açık İzmir günlerinde balkonun, körfeze doğru genişlediğini düşünür; tüm İzmir’i seyrettiğimin duygusuna kapılırdım. Oysaki, beni, o balkonda güvende hissettiren, İzmir’e ve kendime ait kılan ne varsa görebildiğim Körfez ve İzmir manzarası değil, aksine sırtımı dayadığım evmiş meğer. İncekara’nın ‘Branda’ işinin kişisel tarihimle olan ilintisi bende, sergide de olduğu gibi evin içerisindeki diğer eşyaların ve kişilerin anısını tazeledi. Sergide işlerin kurgusunu izlediğinizde de evin dış yüzeylerinden iç mekânlarına, hatta kişisel nesnelere uzanarak adım adım ‘karakteri’ tamamlayarak ayrılabileceğimiz bir sergi ile karşı karşıyayız. Bir yolculuk sergisi olarak bir yanıyla İncekara’nın büyükannesine diğer sapakta ise sanatseverlerin kendi öyküsüne doğru genişleyen bir yolculuktan bahsedebiliriz.

Belleğin mekânsal biçimine dair kadim bir öyküden hareket eden İncekara, Cicero’nun Yunan şair Simonides’in çöken evin içindeki kişileri tespit için mimariyi kullanmasını anıştırmaktadır. Hem Cicero’nun öyküsünü hem de Memorabilia’yı anımsadığımızda imgenin ancak mekân ile birlikte düşünülebildiğini görüyoruz. İmge, en nihayetinde somut bir nesneye ve duyguya ihtiyaç duymaktadır.  Elbette hatıranın nesneden duyguya, oradan bir imgeye dönüşmesi dışarıdan rahatça anlaşılabilecek formlarda oluşmuyor. İncekara, bu dönüşüm anlarını ‘Buzlu Cam(2) işiyle somutlaştırıyor. ‘Buzlu Cam’ sadece evlerde kullanıldığı zamanlarda özel alanı diktatöryel tarzda inşa etmiyor aynı zamanda da hafızanın muğlak ve ihtilaflı yanlarını da imliyor. Buzlu Cam’ın ardı ancak mekânı ve içerdekileri bilen bir göz tarafından netleşebilir.

Her anımsama doğal olarak bir eksik ve eksikliğine bağlı olarak hüzün taşımaktadır. Eksiktir, çünkü artık dönüşmüştür. Hüzünlüdür, çünkü şimdide olmayandır.  Nostalji, geçmişe dönük bir edim içerdiği düşünülse de esasında, bugüne dönük bugünde ihtiyaç duyulmakta olanı imler. Nostalji, kelime anlamı olarak ‘eve/vatana dönme isteğinde saklı olan acıyı’ karşılamaktadır.  Nostalji hissi, bireyde özlemle ifade edilirken, kitleselleştiğinde ancak kriz ile ifade edilebilmektedir. Ayrıksı imgeler şeklinde kendini duyumsatan nostalji, elbette geçmişi bir bütün olarak göstermekten çok uzakta. Geçmişe ait olanın yüceltilmesinde dramatik olan bugünün kıymetsizleşen yaşam pratiğinin hissedilebilir olmasıdır. İncekara,  ‘Üçlü(3) yapıtıyla sadece büyükannesinin anılarının saklı olduğu eski tarz ahşap bir koltuğu resmetmiyor, zarafetin değerli olduğu bir dönemi de aktarıyor. Ancak ne şimdiki evler ne de yaşam “ ‘Üçlü’nün” imlediği devri karşılamanın çok uzağında.

Belleğin dayanağı olan bilgi, ne yazık ki iki noktada ‘bozulmaya’ teşnedir. Birinci nokta, anımsamaya olanak veren ‘şeyin’ kişi tarafından hatırlanma sürecinde dönüşmesini içerir. Kişi, bilinçli veya bilinçsiz şekilde ‘o şeye’ değerler, olumlu veya olumsuz imgeler yükler; böylece artık anımsanan kendisi değil, anımsayan kişinin yorumsaması haline gelir. İkinci nokta ise politik olarak geçmişin, bugün ve özellikle de gelecek için yeniden tasarımlamasını içermektedir. Geçmişin politik dönüşümü, sadece devlet ve ideolojiler nezdinde düşünülmeyecek kadar geniş yelpazede değerlendirilmeyi hak ediyor. Politik olanın bireysel olduğunu anımsamak siyasal evrenimizi düzenlemek açısından önemli bir sıçrama noktasıdır. Politikanın bireyi öncellerken onu sindirebilecek toplumsal ve siyasal kurumlar aracılığıyla sürdürülebileceği modern izler taşımaktadır. Oysaki toplumun üyelerini önceleyen anlayış, siyasal kurumların oluşmasından çok daha eskilere gitmektedir. Bu bağlamda, bireysel olanın politik olduğunun hatırlanması esasında ‘nostaljinin’ güncellenmesidir. Memorabilia’da nostalji sadece solgunluk sunmuyor, tam aksine, Svetlana Boym’dan aldığı referansla nostaljiyi, kurucu ve düşünsel boyutlarda ele alarak, yitirilmiş evi yeniden kurmaya güdülüyor.

Memorabilia suluboyanın olanak ve zorluklarını sonuna kadar kullanan, solgun ancak oldukça gösterişli bir bütün olarak tüm sanatseverlerin katılımını hak eden sergilerden.


  1. Can İncekara, Branda, 2018, Kağıt üzerine suluboya 64×48 cm
  2. Can İncekara, Buzlu Cam, 2018, Kağıt üzerine suluboya 48×58 cm
  3. Can İncekara, Üçlü, 2018, Kağıt üzerine suluboya 112×76 cm

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir