ŞİİRİMİZİN KIZIL SAÇLI LEVENDİ: TURGUT UYAR

YENİ ÇIKANLAR – Şair olarak doğmuş ve şair olarak yaşamış bir şairdir Turgut Uyar; şiirle hayat arasında da kenar istemez: “hayatımızda olmayan mesele.

Attilâ Taş  attilatas@yahoo.co.uk

Birisi bir camı açar birden haykırır
Sen de varsın ey hayat
Tıpkı ölüm gibi

Hayatı varı yoğuyla iç içe yoğurmuş bir şaire yazılacak bir yazı da anca böyle günün en şerbetli zamanında, en işlek yerinde yazılabilirdi; sonbahara el veren ılık bir Ağustos akşamı, ölgün bir ayışığı, dipdiri bir asma altında yazılabilirdi hayatın ta içinden devşirilmiş o şiire nazire olarak.

Turgut Uyar’ın yukarıda alıntıladığımız şiirindeki hayat tahlilini belki en güzel Ferit Edgü anlatacaktır bize; “Turgut Uyar ölümü unutan, ölümü yaşamın dışına süren, onu yok sayan şairlerden değildi. Ölümü yaşamın bir parçası olarak görüyordu. Şiirlerinde kaçmadı ölümden. Ne de umutsuzluktan. Ne de yenilmişlikten… O gece şiirlerini okurken, bir kez daha gördüm ki, yaşamı sevdasıyla, yalnızlığıyla, umuduyla, kırıklığıyla, varlığıyla, yokluğuyla bir arada kucaklıyor. Yaşam parçalandığında umuda, umutsuzluğa; iyimserliğe, kötümserliğe; yengiye, yenilgiye; aşka ya da ölüme bölündüğünde gerçekliğini yitirecek… Biliyor bunu. Ve yaşamı ve dünyayı böyle algılıyordu.”

KENDİ HİKAYESİNİ ANLATIR GİBİ…

Hayatın ve şiirin hep kenarında dolaştı Turgut Uyar; hayatı bir bütün olarak algılayabilmek için kenarı da hayatın içine sokabilmek gerektiğine inandı. Kenarsız bir hayat, kenarsız bir aşk, kenarsız bir dünyadır özlemi; kenarı hayatın içine sokabilmek. Belki de biraz da bu yüzden yabancılık çekmez şiiri okuyan; hayatın alçakgönüllü yüreğinden damıtılıp gelmiş ‘herkesin’ hikayesidir çünkü her bir şiir. Hep görülmeyen ama nasıl da görülmesi gerekeni anlatıp, durur yanisi. Sorar bıkıp usanmadan; ama öyle sorup çekilmez aradan, sorduğu soruya cevap arayan şiirdir Turgut Uyar’ın şiiri. Asla bilgiçlik taslamayan, ders verir gibi değil, kendi hikayesini anlatır gibi.

Ben bir alaca vakte dolanır gelirim
Ardımda bir şey komam hep yıkarım
Seni kapımızda bekler bulurum
Ama uzağımızda gemiler geçermiş geçsin
Işıkları pırıl pırıl yanarmış yansın,
Sular varmış şehirler varmış ötelerimizde
Bildiklerimiz yalanmış bilmediğimiz yokmuş
Artık senin gibi inanmak istiyorum
Dünyada ne varsa insan içindir

‘ŞİİR KİŞİLİK İŞİDİR’

Enver Ercan’ın Çünkü Şair Onlar  kitabına da aldığı Düşün Dergisi Şubat 1985 sayısında Turgut Uyar’la yaptığı söyleşide Uyar, çıkmazın insanı çıkar bir yol bulmaya zorlayan en önemli durum olduğunu belirtecek ve; “umutsuzluğun kişiyi umudu yakalamaya, bulmaya zorlayan bir duygu olduğuna inanıyorum” diyecekti;  18 Mayıs 1982’de kağıda döktüğü Sonsuz ve Öbürü şiirine kapı açarak:

En değerli vakitlerinizi bana ayırdınız
                                              sağolunuz efendim
gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz
                                                 öğrendim
yeryüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz
                                              öğrendim
hayatın sonsuz olduğunu öğrettiniz
                                            öğrendim
zamanın boyutlarını ve havanın kuşa döndüğünü 
ama sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz
                                           efendim
baskının, zulmüm, açlığın
bir yerlede kıstırılıp kalmanın, susturulmanın
aşk mutluluğunun ve eski hesapların

bunları bulmayı bana bıraktnız
size teşekkür ederim

Cemal Süreya’nın Cumhuriyet Kitap’ın 24 Ağustos 1990 tarihli 27. sayısında çağdaş bir bilge diye tanımladığı Turgut Uyar’ın şiire bakışını, yine Uyar’la yaptığı söyleşiden kalanlarla döküyor satırlara: “Sözü şiire getiriyorum. Dalgın. Uzun uzun konuşmak istemiyor. Eli Bafra paketine gidiyor. ‘Şiir kişilik işidir’ diyor”

Şair olarak doğmuş ve şair olarak yaşamış bir şairdir Turgut Uyar; şiirle hayat arasında da kenar istemez: “hayatımızda olmayan mesele şiirimizde de olamaz.” O’nun şiiri hiç şüphesiz ki bu açıdan toplumcu gerçekçi tarafını işaret eder; “Tek haklı’yı her zaman halk olarak düşündüm. İnsanın haklılığına, direncine, değerlerine ve sevme yeteneğine inancımı söyledim” derken; popülizme değil tam tersi sevdiğini olduğu gibi kabullenmeye davet eder bizi. Şiirlerinde sıradanlığa düşmez; şiirin zerafetini asla geri plana itmediği gibi. Zorlamayla yazılamayacağını iyi bilir. Ne şiiri, ne kendini ne de inancını harvurup harman savurur.

Can Yücel, şiirimizin bu büyük ustasını 22 Ağustos 1985 yılında aramızdan ayrılmasının ardından yazdığı Varsa Ölümün Arifesi adlı şiirinde şöyle bağrına basar;

Ben Turgut’la okuşup kokuştuğumda
Yaşamanın umman soluğunu soluduğumda 
                     denize açılır gibi olurum hep
Fethe çıkarcasına “Dünyanın En Güzel Arabistanı”nı
Şiirimizin o en kızıl saçlı levendiyle.

Herkes kendi elini tutuyor” diye serzenişte bulunan ve hep bir başkasının elini tutmaya çalışanları önce biz mi öldürüyoruz, unutmanın o zakkum suyuyla. Unutmak çünkü tek sahici ölüm, taammüden cinayet. Bir el tutalım ki ‘bir varmış, bir yokmuş olmasın’ “O kızıl saçlı leventler.”  Bir el tutalım ki mutluluğu insanın binlerce yaz sürüp gitsin.

Nasıl  mutlu oldum iki yaz
Nasıl  mutlu oldum kardeşler
Salkım söğüt bir ben iki
Bir üçüncü var mıydı bilmiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir