SEVGİ SOYSAL’IN EDEBİ BİYOGRAFİSİ

YENİ ÇIKANLAR – İlk baskısı 2003 yılında Everest Yayınları’ndan yapan Erdal Doğan’ın Sevgi Soysal biyografisi Yaşasaydı Aşık Olurdum’un yeni baskısı Elhamra Yayınları’ndan çıktı.

Kitap, Erdal Doğan’ın biyografi hazırlamak için Sevgi Soysal’ın yakınlarıyla ilişki kurmaya çalışmasıyla başlıyor. Kitabın girişinde yer verdiği ‘önsöz/günlük’te kimlerle ve nasıl görüştüğünü ve görüşemediklerini paylaşmış. Eski eşlerle görüşmesi çok zor olmuş. Bilgi alacağını düşündüğü bir çok kişiden eli boş dönmüş ve umutsuzluğa düşüp,  6 Nisan 2002’de şu notu düşmüş:

“Maalesef son Bağımsız Türk Devlet’inde biyografi yazmaya hazır değiliz. Hele hele bir kadın yazarın biyografisi, hiç değil. Nedense yaşanan her şeye bir sır gibi bakılıyor. Belki de ‘bu kadar bilinse yeter’ diye düşünülüyor. Mümkünse onun hakkında konuşulmamaya özen gösteriliyor. Kendileri unutmuyorlar ama başkalarının daha yakından tanıma isteklerini de umursamıyorlar. Öyleyse çeviri yaşam öyküleri okumaya devam! Çünkü yaptığımız en iyi şey bu : Çevirmek!”

Erdal Doğan, bir buçuk yıl bilgi toplama süresinden sonra yazmaya başlamış kitabını.  Ailesi, çocukluğu, gençlik yılları, evlilikleri, aşkları, yazıları, ölümü ile Sevgi Soysal biyografisi, neredeyse her şeyiyle Sevgi Soysal’ı okuma fırsatı sunuyor…

Kitaptan:

“Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyliyeceğim -senden benden yalnız bozkıra! Susuyoruz bak hep. Söyliyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Senden benden yalnız bozkır, oysa yaratık dolu, yaşam dolu -ya karıncalar? Hep oturup cigara içiyoruz, konyak içiyoruz yetersiz, asıl yetersiz biziz, yalnızlığımız en yetersiz -ya bozkır? Ben kadının biriysem sevilmeliyim, sen bilmezsin güzel miyi, en büyük güzelliğim senin bilmezliğin, duymazlığı -ya en boş damlalar gözlerimizde? Bak, tozluyuz biz, çok tozluyuz -ya bozkır, bozkır yolundan kamyonlar geçerken kalkan toz? Bak, hayal kurarım, en zevksiz acıklı şeylere gözyaşı dökerim de kendimi bilmem. Biz bilmeyiz birbirimizi; böylesine mutlu değil miyiz bazı?
Bu evrende her şeyi silecek birileri, yaşamları çoktan. Bu önemli değil, biz çoktan tükenmişiz. Bırakıp bırakıp ırak kentlere bile gidemeyiz, bu uğraşı ister. Bak, bizi ağaçlandırmak güçtür -ya bozkır?”

Erdal Doğan Kimdir?

23 Nisan 1970 İstanbul doğumlu. İlk haber ve yazılarını, 1993-95 yılları arasında Cumhuriyet gazetesi kültür sanat sayfası ve kitap ekinde yazdı. 1995’ten sonra sırasıyla Sabah Dergi Grubu, Hürriyet Gösteri, Radikal, TV8 ve www.yenicikanlar.com.tr ’de editör, muhabir ve metin yazarı olarak görev yaptı. Bu arada çeşitli sanat ve edebiyat dergilerinde çalışmalarıyla yer aldı.

Yayınlanmış kitapları:

Edebiyatımızda Dergiler, Bağlam Yayınları, 1998. Yaşasaydı Aşık Olurdum, Sevgi Soysal Biyografisi, Everest Yayınları, 2002. Söylenenler (yayınlanmış söyleşiler), Ayraç Yayınları, 2002

Yeniden Sevgi Soysal

Tuhaf bir dönemden geçiyoruz; güzel metinleri okumak için yeniden basılmalarına ihtiyaç duyuyoruz, önemli yazarlarımıza ilgi göstermek için yayınevi değiştirmelerini bekliyoruz. ‘Durup dururken’, sırf metinsel nedenlerle dikkatimiz yönelmiyor bir türlü. Edebiyatın gündemini edebiyat belirlemiyor sanki. İşte bu dalganın etkisini azalttığı yazarlarımızdan biriydi Sevgi Soysal, hiç Sevgi Soysal okumamış genç okurlarla karşılaşma ihtimali artmış, Sevgi Soysal bütün dipnotlardan çekilmişti.

Oysa bugün, “Yeniden Sevgi Soysal” demek için harika mazeretlerimiz var, tümü 1. sınıf. Öncelikle bir haber vermeli: Sevgi Soysal’ın bütün eserleri İletişim Yayınları tarafından yeniden basılıyor. İlk kitap olarak yazarın “Tante Rosa” adlı eseri hazırlandı bile. İkinci nokta takvimde gizli, Sevgi Soysal 22 Kasım 1976’da ölmüştü; bu hafta ölümünün 26. yılı. Üçüncüsü ise bir ‘ön bilgi’: Erdal Doğan, Everest Yayınları için bir Sevgi Soysal biyografisi hazırladı ve kitap bugünlerde son formunu almakla meşgul. Doğan’ın kitabı, edebiyat dünyamızda sık görülmeyen bir çalışmanın eseri: Gerçekten neredeyse her şeyiyle Sevgi Soysal’ı okuma imkânı bulacağız bu kitapla.

Sevgi Soysal, o sevdiği deyimle, dünyayı ‘bıraktığı’nda sadece 40 yaşındaydı. İlk kitabı “Tutkulu Perçem”in 1962’de yayımlanmasından sonra hızlı bir 15 yıl koşmuştu. Hem de her açıdan; aşkın, edebiyatın ve siyasetin son derece yoğun aktığı bir hayatı oldu. Üç evliliğinden kalma üç soyadıyla dahil oldu edebiyatımıza Sevgi Yenen: Özdemir Nutku ile evliliğinin ardından Sevgi Nutku, Başar Sabuncu ile evliliğinin ardından Sevgi Sabuncu, Mümtaz Soysal ile evliliğinin ardından ise Sevgi Soysal’dı o.

İlk olarak, 1960’ların sonlarında Dost Dergisi’nde yayımlanan “Tante Rosa” ‘metinleri’yle dikkat çekmişti. Sonra bunlar 1968’de “Tante Rosa” adıyla kitaplaştıklarında epey tantana kopmuştu; ama “Tante Rosa”nın edebiyatımızın başyapıtlarından biri olacağını görmek için erkendi muhtemelen. Sonraki edebiyat kuşaklarını da doğrudan etkiledi; 1972 doğumlu bir yazar olarak sanırım en azından kendi kuşağımı sayabilirim. ‘80 darbesinin ardından gelen gri ilkgençlik günlerinde, özgürlük ve isyan duygusunu edebiyatımızda hissedebilmek için “Tante Rosa”ya sarılmıştık. Daha sonra yazarken de, sık sık, “Tante Rosa”nın sunduğu bu yaratıcı ‘alem’in şenlikli kurallarına uymaya çalıştım.

Öte yandan Sevgi Soysal, ‘70’leri, esas “Tante Rosa”dan sonraki kitaplarıyla etkilemişti. 1970’de yayımlanan “Yürümek” kendisini izleyecek ‘ağır’ kitapların habercisiydi sanki. Bir yandan siyaset hayatını gitgide daha fazla etkiliyor bir yandan da edebiyatı siyasi hayatı kapsayacak şekilde genişliyordu. Hem hayatına hem de yapıtına hapishaneler ve sürgünler girmişti artık. “Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu” bunu yansıtıyordu, “Barış Adlı Çocuköta yer alan pek çok hikâye o günlerin yazılmasından doğmuştu. “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” (1973) ve “Şafak” (1975) siyaseti doğrudan içeren projelerdi. Her ikisinin de dönemin solcu gençlerinin elinden düşmediği söylenir. Maalesef, bu hattı nereye taşıyacaktı sorusu cevapsız kalıyor. Çünkü 1936 İstanbul doğumlu yazar, 22 Kasım 1976’da aramızdan ayrıldı.

Bizim arkadaşlarla sevdiğimiz bir sohbet ve spekülasyon konusudur aslında: “Sevgi yaşasaydı 80’lerde ne yazardı, yaşasaydı ya ‘90’larda nerelere varırdı?” Galiba bu soruların arkasına daha genel bir soru saklanıyor: “Bugün neden Sevgi Soysal?”
Edebiyat tarihimiz açısından önemini üç başlık altında toplayabiliriz sanırım: Birincisi ‘60’ların ilk yarısındaki kentli edebiyat jestinin bir parçası olarak çıkışı ve “Tante Rosa”nın bu çerçevede öne geçen yeri. İkincisi 12 Mart 1970 darbesi ardından gelen ve siyasi hayata müdahale eden romanlarıyla yarattığı etki. Bir anlamda ‘toplumcu kent edebiyatı’nda yakaladığı ses. Üçüncüsü de kadının edebiyatımızdaki temsiline yaptığı katkılar. Özellikle kadın kahramanlarının oynadığı merkezi roller ve elbette yine kent: Kentli kadınların halleri, deneyimleri ve mücadeleleri.

Ama bence “Yeniden Sevgi Soysal” demenin, kitaplarının yeni baskılarının anlamı yepyeni okumaların yapılmasıyla belirecek esas. Bugünün kuramlarıyla, bugünün bakışıyla incelendiğinde bambaşka bir güç kazanacak yapıtı. Yaşamı seven, yaşamdan yana bir iradeyi bütün metinlerinde hissettiren bir yazarın bir kez daha yaşamla buluşması da olacak bu…

Süreyyya Evren, Milliyet, Şubat 2002

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir