POSTMODERNİST KİTAPLAR NEDEN OKUNMUYOR?

YENİ ÇIKANLAR – Arda Kıpçak’ın hazırladığı 9 Postmodernist Öykü isimli bir öykü seçkisi geçtiğimiz günlerde Vapur Yayınları’ndan çıktı. Dokuz yazarın “sanal” teması çerçevesinde Postmodernist teknikler kullanarak yazdıkları ve çağımızın bir nimeti olduğu kadar vebası olarak da nitelendirilen teknoloji, internet, bilgisayar oyunları ve sosyal medyaya temas ettikleri öyküler edebiyatımızda Postmodernizm’e güncel örnekler sunuyor, önyargıları yıkarak Postmodernizm’i bilindiği değil olduğu gibi gözler önüne seriyor.

Arda Kıpçak’la kitabı konuştuk.

9 Postmodernist Öykü isimli bir öykü seçkisi hazırladınız. Kitap, adından da kolaylıkla anlaşılabileceği gibi dokuz farklı yazarın Postmodernist diyebileceğimiz öykülerine yer veriyor. Dokuzdan başlarsak, neden dokuz yazar? Seçkide yer verdiğiniz yazarları nasıl belirlediniz?

Aslında daha çok yazara ulaşmak istedim. Ulaşamadığımız, gözümüzden kaçan isimler mutlaka olmuştur. Kusura bakmasınlar. Ne mutlu ki her geçen gün yeni isimlerle tanışıyoruz. Belki daha sonra başka bir seçkide bir araya geliriz, belli mi olur. Seçkide yer alan yazarların bazılarıyla önceden tanışıyorduk. Onların tavsiyeleriyle bir liste oluştu. Aslında dokuzdan fazla yazar vardı. Bizzat tanışmadığım ama takip ettiğim yazarlarla sosyal medya üzerinden irtibat kurdum. Bir kısmı yoğunlukları sebebiyle katılamadı. Katı kurallar koymadık ama örneğin öykülerini yazmaları için yazarlara bir ay gibi kısa bir süre vermek durumunda kaldık. Bu zaman sınırı, yoğun olan yazarları kaybetmemize neden olmuş olabilir. Yaş sınırı var gibi görülebilir, o da kendiliğinden oluştu. Dokuz isim de 80 sonrası doğumlu genç yazarlar. Biraz gençlere öncelik tanınmış gibi oldu. O kadar da olsun.

Arda Kıpçak

Seçkiyi hazırlama fikri ilk olarak nasıl ortaya çıktı? Postmodernist öykülerden oluşan bir seçki hazırlamak istemenizin nedeni nedir?

Fikir, Vapur Edebiyat dergisini çıkarttığımız dönemde ortaya çıktı. O zamanlar kafamızda daha kapsamlı ve önceden basılmış öykülerin derlenmesiyle oluşacak bir antoloji düşüncesi vardı. Birkaç yıldır Postmodernist öyküler yazan yazarları takip ediyordum. Dergide de onları tanıtmaya çalışıyordum. Dergi, diğer pek çok dergi gibi son dönemde piyasayı etkileyen olumsuz koşullar nedeniyle kapandıktan sonra yayınevine ağırlık verildi ve bu fikir üzerine tekrar düşünülmeye başlandı. Önce tanıdığım yazarlarla irtibat kurdum. Bir kısmıyla buluşup konuştuk, temayı belirledik. İlk etapta düşünülen basılmış öyküleri derleme fikri, ortak bir temada yeni öyküler yazmaya dönüşüverdi. Kısa bir süre içinde öyküler yazıldı ve yayına hazırlanıp basıldı. Kitabı hazırlamaktaki öncelikli amacımızın yanlış tanınan Postmodernizm’i doğru tanıtmak olduğunu söyleyebilirim. Postmodernizm’in korkulacak bir tarafı olmadığını, doğru tanınsa çok sevileceğini göstermek istedik.  

Postmodernizm yanlış mı tanınıyor? Sunuş yazınızda değinmişsiniz ama tam olarak nedir Postmodernizm, kısaca anlatır mısınız?

Evet yanlış tanındığını ve belirli önyargılarla yaklaşıldığını düşünüyorum. Bence yanlış anlaşılması da daha çok Modernizm’le karıştırılmasından kaynaklanıyor. Modernizm yenilikçiliğin hedeflendiği bir akım. Sanat sanat içindir düsturunu benimsediğinden seçkinci ve anlaşılması zor; daha doğrusu toplumun geneline hitap etme ve anlaşılır olma gibi bir kaygı gütmüyor. Kendinden önceki edebiyatı reddediyor. Yeni teknikler kullanmaya çalışıyor, içerik geri plana itilip biçimsellik ve deneysellik ön plana çıkıyor. Postmodernizm ise herhalde isminin çağrıştırdıklarıyla bunun daha da aşırısı diye düşünülüyor. Halbuki tam tersi. Postmodernizm, Modernizm’in aksayan yanlarını görüp onu yumuşatıyor. Artık yazarlar yeni bir şey yapamayacaklarını görüp yenilikçi olma kaygısından uzaklaşıyorlar. Deneysellik yerine, denenmişin bilinçli olarak kullanılması söz konusu. Edebiyatın bir bütün olduğu görülerek Modernizm’in geçmişle kopardığı bağ tekrar kuruluyor. Çünkü metinler arası bağlantılar sadece yazarın bilinçli yaptıklarıyla sınırlı değil. Bunları okur da kendinde yarattığı çağrışımlarla kurabiliyor. Okura yine iş düşüyor tabii ama daha oyunsu, daha eğlenceli bir iş.

Yayıncılarımızda, ya da genel olarak edebiyat ortamında, hatta okuru da dahil edersek Postmodernizm’e yönelik bir önyargı var mı? Varsa, bunun sebebi nedir?

Postmodernist metinler okura ulaşmakta zorlanıyor ama yargılar kolaylıkla ulaşıyor diyebiliriz. En basitinden Postmodernist metinlerin zor okunduğu, kolay anlaşılmadığı, içinin boş olduğu söyleniyor. Bu ve benzeri şeyleri söyleyenler Postmodernizm’in ne olduğunu kesinlikle bilmiyorlar. Okumadan, araştırmadan, kulaktan dolma, yalan yanlış şeyler atfediliyor Postmodernizm’e. Bu önyargılar en sonunda okura kadar ulaşıyor ve örneğin, nasıl olsa anlayamam diye düşünen okur kitabı okumayı denemiyor bile. Öncelikle, tanınmayan ya da yanlış tanınan bir şey tanıtılamaz. Önyargı nerede başlıyor bilmiyorum ama yayınevleri, yanlış tanıtanlar, olmadığı bir şeymiş gibi gösterenler ve okur denkleminde karmaşaya neden oluyor. Dolayısıyla hem yayınevleri hem de okurlar öyle ya da böyle Postmodernizm’den çekinir hale geliyor. Bu durum arz-talep dengesinde bir kısırdöngüye yol açıyor. Okunmadığı için basılmıyor, basılmadığı için de okunmuyor. Yine de Postmodernist eserler basan yayınevleri yok mu? Var. Geçmişten günümüze az da olsa olmuş. Postmodernizm’i tanıyan, seven okur yok mu? O da küçük bir kitle de olsa var. Var olsunlar. Fakat didiklemeyince, özellikle aramayınca Postmodernist eserleri bulmak çok zor.

Edebiyatımızda çok örneği var mı Postmodernist yazının? Bulmak neden zor?

Evet var. Hem de çok var. Genel olarak yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü bulmak zor. Gözlemlediğim kadarıyla pek çok kitap zaten on, on beş sene içinde bir, iki baskı (1000-2000 adet) ancak satmış. Yirmi, yirmi beş sene önce basılmış bazı kitapları sahaflarda bulabiliyorsunuz. Kimisi de tükenmiş ama tekrar basılmaya değer görülmemiş. Benim de aslında pek çok yazar gibi korkum Postmodernist metinlerin kültür endüstrisinin eline geçip pazarlanmaya başlaması. Çünkü tanıtılsa okurun çok beğeneceğini düşünüyorum. Bir de bizde hakkını teslim etmek gibi bir orta yol yok. Ya görmezden geliniyor ya da ooo burada cevher varmış da bizim haberimiz yokmuş zihniyetiyle tüketilene kazar pazarlanıyor. Bu da bir başka kısırdöngü. Pazarlandıkça tüketiliyor, tüketildikçe pazarlanıyor. İkinci Yeni şairleri mesela. Gerçi onları duvar yazıları ve sosyal medya aracılığıyla okur fark etti ama sanki, bu şairleri bizden niye sakladınız, diye isyan ederek büyük bir açlıkla tüketmeye başladı.

Çok Postmodernist eser var dediniz, hangileri mesela?

Hilmi Yavuz’un Üç Anlatısı benim favorim. Postmodernizm’i neredeyse tüm unsurlarıyla ortaya koymuş müthiş bir eser. Gökdemir İhsan’ın Katakofti ve Kurmaca Alıştırmaları, Süreyyya Evren’in Postmodern Bir Kız Sevdim’i, Mehmet Erte’nin Sahte’si, Hakan Toker’in Postu Modern Kızıl Tilki’si, Hasan Ali Toptaş’ın Bin Hüzünlü Haz’ı, Ersan Üldes’in Zafiyet Kuramı; seçkide yer alan Berkan M. Şimşek’in Leopold’un Sabunu romanı, Arda Arel’in İp Cambazı Değil Silahşor, Bülent Ayyıdız’ın Durun Yanlış Anladınız ve Ozan Çınar’ın öykü kitapları çok sevdiklerimden. Daha pek çok isim var: Ali Teoman, Orçun Ünal, Doğukan İşler, İsmail Pelit, Ertuğrul Emin Akgün, Aykut Ertuğrul ve Cemal Şakar aklıma ilk gelenler. Çok bilinen öncüleri saymadım bile.

Yayıncıların Postmodernizm’e mesafeli yaklaştıklarını düşünürsek 9 Postmodernist Öykü’yü basmaya nasıl karar verildi?

Yayıncıların içinde bulunduğumuz ekonomik şartlarda genel olarak satış kaygısıyla hareket ettiklerini söylemek sanırım yanlış olmaz. Nedenini tam olarak bilemiyorum ama büyük yayıncılarda bu kaygı daha da artıyor gibi görünüyor. Aslında onların satış bakımından risk alabilme kapasitelerinin, en azından yılda birkaç kitap için, daha mümkün olabileceğini düşünüyor insan ama görünen öyle değil. Satış garantili kitaplar basmak her zaman daha makbul. Postmodernist metinlerin de oluşmuş kötü bir şöhreti var. Halbuki yukarıda saydığım kitaplar ve yazarlar okunsa ne kadar nitelikli, aynı zamanda ne kadar eğlenceli eserler oldukları anlaşılacaktır. Durum böyle olunca butik yayıncılara yönelmek gerekiyor. Eskiden beri de böyle olmuş. Kitaplarını bastıramayan şimdinin pek çok önemli yazarı küçük yayınevleri kurup kendileri basmışlar. Vapur Kitap’ın genel yayın yönetmeni Adnan Özer de bu ekolden geliyor ve bu ruhu halen taşıyan bir yayıncı. İlk kitabımı bastığında Postmodernizm’den anlamıyorum ben diyordu ama anlamadığını hiç sanmıyorum. Öyle olsa bile burada bir şey olduğunu görüyor, güveniyor ve destekliyor. Buradan da kendisine bir kez daha teşekkür etmiş olayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir