ÖLMÜŞLER İÇİN YAŞAYALIM BU GECE

YENİ ÇIKANLAR – Boubacar Ba: Senegalli. Tarih eğitimi için önce Fransa’da sonra İngiltere’de bulunuyor. Eğitiminin bitmesiyle memleketi olan Senegal’e dönen Ba, kararsız ama idealist bir yurtseverden, birkaç yıl içinde kararsız ama Dakar Canisi’ne dönüşüyor. Boubacar, Dakar’a döndüğünde kısa sürede Dakar’ın varlıklı ailelerinin birinin yanında mürebbi olarak işe başlarken, rastlantılar onun sevdiği kadınla birlikte olma olanağını ona sunar. Ama nelere rağmen bu imkânlara kavuşmuştur Boubacar? Boubacar Ba’nın öyküsünün anlatıldığı Yakınafrika, Süreyyya Evren tarafından kaleme alındı. Doğan Kitap etiketiyle raflardaki yerini almış durumda.

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Yakınafrika, basitçe Süreyyya Evren, Boubacar Ba ve Fransız gazetecinin anlatılarından oluşuyor. Ünü Fransa’ya kadar giden Dakar Canisi’nin hayatını kitaplaştırmak isteyen Fransız gazetecinin söyleşileri öykünün omurgasında yer alırken Boubacar ve gazetecinin karakterleri yeni bir formda birleşiyor.  Süreyyya Evren, bu formun varlığına karar vermişse de nihai görünümüne yine Boubacar karar veriyor. Ancak Evren’in okuyucusu için çok fazla sürprizi ve oyunu hatta oyun içinde oyunu kurguladığını söyleyebiliriz. Evren, okuyucusunu hem zamanda hem de mekânda yer değiştirmelere zorlamaktadır. Zamanmekânda ileri veya geriye dönük bu hareketler okuyucunun yorulmasına neden olsa da aslında bir karakterin gerçekçi şekilde nasıl ortaya konulduğunu görmekteyiz. Boubacar’ı üçüncü sayfa kahramanı olmaktan alı koyan tam da bu zamanmekânsal kaymaların yarattığı anlama eylemidir. Böylelikle roman kahramanıyla kurulan ilişki bir fantezinin ötesinde konumlandırılır.

Yakınafrika, Evren’in düşünme biçimlerine alışık okuyucunun hemen yeni okurların ise usul usul fark edebileceği gibi çok katmanlı tartışmaları birlikte yapmaya imkân veriyor. Öyküye fon oluşturan bu tartışmalardan ilki, Boubacar Ba’nın Afrika’nın batıya en yakın noktasındaki ülkesine aydın bir tarihçi kimliğiyle dönüşünde görülebilir.

“Paris’te ve Londra’da vakit geçirmiş, pek çok şey öğrenmiş, gelişmiştim. Sıra bunları ülkeme taşımaya, ülkemde uygulamaya, layıkıyla pratiğe dökmeye gelmişti (37).”

Boubacar böylece bir anda aşığı olduğu kadının ‘ideal okul’ projesinde yerleşik olmayan bir konum elde eder. Boubacar’ın Birinci Dünya Savaşı’nda Fransa Ordusu’nda savaşmış Senegallileri yazılmış tarih üzerinden anlatmasına karşın, kendisini hep sözlü tarihçi olarak ifade etmektedir. Avrupa’da eğitimini aldığını tarihin, yazılı ve sözlü ayrımı aynı zamanda Dakar’ın ve Ba’nın belleğini ifade ediyor. Çünkü sözlü tarih, ‘tarihi’  yazamayanların tarihe dâhil olmasının aracıdır dünya jeopolitikasının merkezinde olmayan coğrafyalarda daha yoğun olarak kullanılıyor. Ba, aslında bunun oldukça farkında, (…) kraliçe ile mi sözlü tarih yapacağız prensle mi, değil mi ya? Londra’nın göçmenleri bile kraliçeleşmiş oluyor, hiçbir manası yok sözlü tarihin orada (41). Sözlü tarih bu bakımdan, Dünya’nın geri kalanını, Batı-Kuzey’in refahı için fetheden, yağmalayan, demokratik ve Hıristiyan kılan sömürgeciliğin baskısından kurtulan belleklerin dillendirilmesidir. Bu bakımdan, Dakar nerede başlar nerede biter, efendileşme ile köleleşme arasındaki farkın Afrika kıtasındaki dönüşümü aynı zamanda, tarihin, belleğin müzeleşmesiyle ilintilidir. Ba, yeni işine sabitlenip kalmadan önce bir Senegalli olarak içinden çıkıp döndüğü Dakar’ı gezmeye karar verir ve binlerce kölenin köle tacirlerine satılıp gemilere bindirildiği noktaya gider:  Dönüşü Olmayan Kapı. Koridorun sonunda bir ışık huzmesi halinde insanı ele geçiren okyanus manzarasının umut vadeden görüntüsü, aslında, yitip giden özgürlüğün yanılsamasından başka bir şey değil.

Boubacar’ın Senegal coğrafyası ile tarihi ve sömürgecilerle olan yakınlığı hatta kapanamayacak uzaklığı bize dünya tarihinin genel akışıyla veriliyor. Süreyyya Evren, kitabın çıtasını oluştururken mesafe kavramını hem fiziksel hem de düşünsel olarak işler. Yakınafrika’nın içinde mesafe kavramını Boubacar’ın öyküsüyle ilintili olacak şekilde beş kitap oluşturmuştur. Görecelik, modern anlatıların kesinlikli, mutlak ve hegemonik söylemlerinin tam karşısında, tüm konumlandırmaların, politik, ekonomik ve kültürel olduğunu açıklayarak aslında yaşamın işlemlerine vurgu yapıyor.  Boubacar ve Adama için Dakar’dan Stockholm’e gitmek yakın gelirken, meslektaşları için İsveç’ten Senegal’e gitmek uzak bir yolculuğu imliyordu. Oysaki, her yolcu kendi yolculuğunun yolcusudur. Evren’in Senegal’i ve Dakar’ı görmeden yazdığı Yakınafrika, bu bağıntılarıyla bir yanıyla Türkçe edebiyatın Afrika ile kurduğu bağı da düşündürtüyor. Coğrafi olarak yakın olan bu kıtayı anlamaya, onun tarihini, geçmişi çözümlemeye o kadar önem vermişiz ki, Afrika, Cemal Süreyya’nın Afrika şiirinden başka da Türkçe’de özne olarak yer tutamamıştır. Yoğun şekilde imgenin, metaforun içeriğinde aslında Afrika’ya ait olmayan bir Afrika anlatısının öğelerini görürüz.

Anlatılan aslında bizim Afrikamızdır. Bu bağlamda Türkiyeli bir yazardan Türkçe bir Afrikalının öyküsünü okumayı tekrar düşünmek lazım.  Evren’in Türkçe okur için Afrika’yı olduğu yerde konumlandırdığını söylemek gerek. Çünkü, mesafe, kişinin mekân ile kurduğu, kendisiyle ilişkilendirdiği bir iktidar çatışmasını işlemler.

Evren’in genel yazma üslubunda olduğu gibi Yakınafrika’da da zamanmekânlar birlikte birer özne olarak okurun karşısına çıkıyor. Kitapta benzer ‘mekânları’ ve ‘zamanları’ farklı tarihlerde ve coğrafyalarda okuyoruz. Mekânlar ve zamanlar birer karakter kazanmış olarak, karşımıza çıktığında farklı tavırlar sergilemesinin nedeni, kendi öyküsünün değişiklik göstermesidir.  Adama, Boubacar ve Mamadou Dakar rallisini izlemek için karşı kıta Güney Amerika’da önce Paraguay’a sonra Bolivya’ya en nihayetinde de Arjantin’e gidiyorlar. Yarış pistinde Mitsubishi, Mercedes, BMW, Iveco, Kamaz, MAN, Yahama, Mini, Toyota, Citroen motorsikletler, kamyonlar, arabalar sıralarını bekliyorlar.

Yakınafrika, Boubacar Ba özelinde Senegal’in tarihi anlatmasının yanında, bir yandan da insanlığın kendisine, kendisini tanımladığı zamanmekânlarla olan mesafesine odaklanarak, insanları kendileriyle, toplumlarıyla yüzleştiriyor. “ ‘Ölmüşler için yaşayalım bu gece’ diyorum onu da duymuyor. ‘Peki ya vahşice öldürülenler? Hem de bu topraklarda, evimizin etrafında bir yerlerde?’ bunu ise demeye cesaret edemiyorum (116).” Evren’in doğrusal olmayan, zamanmekânsal sıçramalı anlatım tarzı okuyucuyu yorabilse de, kitabın en önemli aktörü yine okuyucunun kendisi olacaktır. Okur, okuma eyleminin hakkını verdiği müddetçe Yakınafrika, Boubacar, Dakar ve Evren okuyucunun tatminini artıracak çağrışımlar karşısına çıkacaktır.

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir