Kristen Roupenian, Andrus Kivirähk, James Branch Cabell, Martha Wells, Brian Azzarello ve Suat Derviş kitapları bu hafta raflarda

YENİ ÇIKANLAR – Kristen Roupenian, Andrus Kivirähk, James Branch Cabell, Martha Wells, Brian Azzarello ve Suat Derviş kitapları bu hafta İthaki Yayınları’ndan çıkıyor. Kitapların tanıtımından:

Bunu Sen de İstiyorsun

Kristen Roupenian, 2017 sonbaharında, “Kedi Sever” [Cat Person] öyküsünün New Yorker’da yayımlanacağını öğrendiğinde otuz altı yaşındaydı ve daha önce sadece bir öyküsü matbu bir dergide yayımlanmıştı. Cinsel taciz ve şiddete karşı başlatılan #MeToo hareketinin en debdebeli günlerinde yayımlanan “Kedi Sever” derginin o yıl en çok okunan öyküsü oldu. Öyküde kendisinden yaşça büyük bir adamla randevuya çıkan üniversiteli bir kızın, iyi başlayan ama gittikçe tuhaflaşan akşamı anlatılıyordu. Birçok kadının aşina olduğu bir durumu anlatan öykü kısa sürede internette bir tartışma konusu oldu. Kimisi öykünün anlatıcısı kadını savunurken, kimisi erkeğin tarafını tuttu.

Kristen Roupenian, beklentileri alaşağı ettiği, cesur bir öykü derlemesi olan Bunu Sen de İstiyorsun’da tek numarası olan bir yazar olmayacağını kanıtlıyor. Sıradanla olağanüstünün birleştiği tedirgin edici noktada duran bu öykülerde, sevgilisinden yeni ayrılan dostları üzerinde kurdukları hâkimiyetten haz almaya başlayan bir çiftle, on yaşındaki bir kızın doğum günü partisinin o sihirli ama tehlikeli dilek sayesinde büründüğü akıl almaz dehşetle, kütüphanede bulduğu büyü kitabıyla en büyük arzusunu gerçekleştiren kadınla ve işyerindeki bir arkadaşına dişlerini geçirmeyi hayal eden bir ısırıkçıyla tanışacaksınız.

Bunu Sen de İstiyorsun, siniriniz bozulduğu için güleceğiniz, güldüğünüz için de kendinizi suçlu hissedeceğiniz, günümüzün endişelerini günümüze has tekinsizliklerle anlatan “o” kitap.

“ ‘Kedi Sever’ ve Bunu Sen de İstiyorsun’daki diğer öykülerin en özel yanı, yazarın dil, karakter ve hikâye üzerindeki ustalıklı hâkimiyeti – öyküleri ‘anlatıldığını’ hissettirse de o kadar yapmacıksız ve anlaşılır ki doğru olduğuna inanıyoruz.” – New York Times Book Review

“Rahatsız edici, unutulmaz ve –belki sapkınca da olsa– çok ama çok eğlenceli.” – Kirkus Reviews

“Bu öykü derlemesinde neyle karşılaşacağınızı bildiğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu öyküler keskin ve sapkın, karanlık ve tuhaf, nefes kesici ve tam anlamıyla çılgınca. Hepsini öyle çok seviyorum ki.”
– Carmen Maria Machado

“Bunu Sen de İstiyorsun, bir yıkım güllesine ihtiyacı olan çağımızın tam da aradığı şey. Elinizden bırakamayacağınız bu yüksek sesli, içgüdüsel kitap, kötüye saran ilişkilerin yüreğine, modern çağın iletişimsizliğine ve insan olmanın diğer korkularının derinliklerine iniyor. Nazik değil. Aptallığa tahammülü yok. Asla taviz vermiyor. Okumalısınız.” – Jeff VanderMeer

“Kristen Roupenian sadece inanılmaz bir yazar değil, aynı zamanda insan ruhuyla ilgili hayatımın bir döneminde öğreneceğimi düşündüğüm ama asla öğrenemediğim şeyleri de biliyor. Bu kitabı okuduktan sonra dünyayı daha iyi anlamaya başladım.” – Miranda July

Çataldili Konuşan Son İnsan

Ortaçağda Estonya… ama bambaşka bir Estonya. Burada tek kelime etmeden kadınları baştan çıkaran zampara bir ayı, yüzmeye bayılan dev bir bite evcil hayvanlarıymış gibi bakan iki primat, efsanevi bir uçan kurbağa ve Ints isimli karizmatik bir engerek yılanı var.

Avcı toplayıcı ailesiyle birlikte ormanda yaşayan Leemet ise çataldili konuşan son insan. Öyle yabana atılacak bir şey değil bu. Evet, çataldili konuşanlar tüm hayvanlara hükmedebilir ama doğada her şey hâkimiyetle ilgili değil. Leemet kadim bir geleneğin de son taşıyıcısı, dönüşerek yok oluşa giden bir uygarlığın, hâkimiyetin ötesine uzanan özgürlüğün doğurduğu anlayışın son nefesi.

Yerliler bir bir terk ediyor ormanı, hepsi köylerde yaşamaya gidiyor, tarlalarda çalışıyorlar, Leemet’in duyduğuna göre tadı rezalet olan “ekmek” diye bir şeyle doyuruyorlar karınlarını, üstelik ormandaki perileri bırakıp bambaşka bir tanrıya da inanmaya başlıyorlar. Leemet doğayla beraber yaşamaya, onun dilini konuşmaya kararlı ama bu göçe direnebilecek, kalbindeki arzuları dizginleyebilecek mi acaba?

David Mitchell’ı ve Terry Pratchett’i akla getiren üslubuyla, en keskin uçlardan en sevimli anlara aniden seyahat eden Çataldili Konuşan Son İnsan, bir uygarlığın nasıl unutulduğunu, inancın sömürgecilikle birleştiğinde büründüğü yıkıcılığı, bir çocuğun huzurlu yeşillikler içinde başlayan macerasının hangi karanlık duraklardan geçtiğini anlatan, muzip bir fantastik roman.

“Her anlamıyla bir masal. Biraz Teneke Trampet, biraz Vahşi Şeyler ve kesinlikle Watership Tepesi’ni akla getiriyor.” – New York Journal of Books

“Bu kitabı nasıl tarif etmeli? Hayal edin: Kıyametin eli kulağında ve Tolkien, Beckett, Mark Twain ile Miyazaki bir kulübede buluşmuşlar, dünyanın göreceği son şenlik ateşinin çevresinde birbirlerine hikâyeler anlatıyorlar.”
– Le Magazine Littéraire

“Çapkın ayıları, uçan kurbağalarıyla eğlenceli bir roman olsa da Kivirähk aynı zamanda savaşın, sömürgeciliğin (özellikle de Hıristiyanlığın geleneksel inançlara karşı baskısının) ve geçmişi olduğundan güzel görmenin tehlikeleriyle de ilgileniyor.” – Library Journal

Jurgen: Bir Adalet Komedisi

James Branch Cabell, komik fantastiğin ve kaçış edebiyatının önemli isimlerinden olsa da Jurgen: Bir Adalet Komedisi, içerdiği çift anlamlı cümleler ve genel olarak tüm otoriter kurumlara karşı alaycı duruşu nedeniyle müstehcenlik suçlamasıyla mahkeme önünde yargılandı ve kitapların dağıtımı durdurulduğunda düşünce özgürlüğünün en muzip simgelerinden oldu. Açılışından iki yıl sonra davayı kazanan Cabell, intikamını, kitabın yeni önsözüne karakteri Jurgen’i mahkemeye çıkardığı bir sahne ekleyerek aldı. Terry Pratchett, Neil Gaiman, Robert A. Heinlein gibi isimleri da etkileyen James Branch Cabell, çağdaşlarından Mark Twain, F. Scott Fitzgerald gibi isimlerin de saygısını kazanmıştı.

Jurgen: Bir Adalet Komedisi, kendini “fena hâlde zeki” diye tanımlayan, orta yaşlarda bir tüccar olan Jurgen’in hikâyesini anlatır. Kahramanımız bir kentaurun peşinden fantastik diyarlara, cennete ve cehenneme yaptığı yolculukta, var olmayan felsefecilerin, sanatçıların, var olmayan yapıtlarından alıntılar yaparak, cazibesini sonuna kadar kullanarak Arthur efsanesinin dünyasından Gölün Hanımı, Kraliçe Guinevere, Lancelot gibi isimlerle, Truvalı Helen’le hatta Şeytan’ın karısıyla bile tanışır. Ancak bu centilmen kahraman her karşılaştığı kişiye, özellikle de kadınlara adil davranmaktan asla vazgeçmez. Jurgen: Bir Adalet Komedisi, cesur, alaycı bir isyan. Kocaman kocaman mevkilerdeki adamlara nanik yapan serseri bir metin.

“Çığır açan felsefe başyapıtlarından biri.” – Aleister Crowley

“Unutulmuş Amerikalı yazardar arasında açık ama en sevdiğim Cabell’dir.”
– Neil Gaiman

Kaçak Protokol

“Kalpsiz bir ölüm makinesi olmanın bu kadar çok ahlaki ikilem çıkaracağını kim bilebilirdi.”

Locus En İyi Kısa Roman Ödülü Adayı

Bilimkurgunun en sevilen yapay zekâsı yine iş başında. Alaşağı edilmesi mümkün olmayan GrayCris şirketine açılan dava zora girmişti ama daha da önemlisi yetkililer Dr. Mensah’ın GüvBirim’inin nerede olduğuna dair daha fazla soru sormaya başlamıştı.

İnsansı androidimiz maceradan maceraya koşmak zorunda kalıyor olsa da sadece yalnız kalmak istiyordu… insanlardan, gündelik konuşmalardan ve sorulardan uzakta.
Katilbot bu soruların ortadan kalkmasını istiyordu. Temelli…

“Uzun zamandır okuduğum en iyi hikâye.” – Patrick Rothfuss
“Katilbot’a bayılıyorum.” – Ann Leckie

Watchmen Başlangıç: Komedyen – Rorschach

Tüm zamanların en çok satan grafik romanının uzun süredir beklenen başlangıç hikâyeleri sonunda okurların karşısına çıkıyor: Watchmen: Başlangıç!

Yirmi yılı aşkın süredir, Alan Moore ve Dave Gibbons’ın çığır açan grafik romanının ikonik karakterlerinin geçmişi tam bir gizemdi; ama artık değil. DC Comics, alandaki en yaratıcı isimleri WATCHMEN’in dünyasını daha ileriye götürmek için bir araya getiriyor. Bu ciltte J.G. Jones (FINAL CRISIS) tarafından çizilen KOMEDYEN ve Lee Bermejo (JOKER) tarafından çizilen RORSCHACH macerası bulunuyor.
Hikâyelerin yazarı ise Eisner Ödüllü Brian Azzarello (100 KURŞUN).

Edward Blake’in ahlak kuralları, tıpkı espri anlayışı gibi oldukça muğlaktı. Prensipleri ve tutkuları konusunda her ne kadar kararsız olsa da, kirli bir iş için ondan daha iyisi yoktu. Hükümetin gizli adamları tarafından uluslararası bir kriz sırasında göreve gönderilen KOMEDYEN, son gülen olmak için savaş sahnesine çıkacaktı.

Walter Kovacs, genç yaşından beri doğru ve yanlış konusunda doğuştan bir öngörüye sahip olduğundan emindi. Dünyanın her yerini saran günahlardan bıkan ve sarsılmaz etik anlayışıyla harekete geçen Walter, RORSCHACH adını alarak kanunsuzların arasına karışmaya kararlıydı. Maskeli bir kahraman olarak Walter, kendisi için siyah ile beyaz kadar bariz olan iyi ile kötüyü ayırt edebilme yeteneği sayesinde adaleti kendince sağlayacaktı.

WATCHMEN BAŞLANGIÇ: KOMEDYEN için övgüler:

“Komedyen, çizgi roman tarihinin en kötücül karakterlerinden birine şaşırtıcı bir yaklaşım, öyle ki okurları Eddie’den nefret ettirmek yerine onun hikâyesine ilgi duymalarını sağlıyor.” – IGN

“J.G. Jones çok uzun süredir DC’den elini eteğini çekmişti ama bu saçmaydı. Bu kitapta can verdiği tarih gerçek hayattaki simalardan tutun da arka planlara, sokakta gezen arabalara kadar tamamıyla gerçek.” – Ain’t It Cool News

WATCHMEN BAŞLANGIÇ: RORSCHACH için övgüler:

“Kanunsuzluğu ince ince işleyen Watchmen Başlangıç: Rorschach, Alan Moore’un efsane eserinin geçmişini anlatıyor, oldukça cesur ve fazlasıyla heyecanlı bir hikâye.” – Fangoria

“Orijinal Watchmen’i okumadan da zevk alınacak bir Watchmen: Başlangıç kitabı varsa o da budur!” – IGN

“Azzarello ve Lee Bernejo arasındaki işbirliği bu hikâyeye mükemmel uymuş.”
– Comic Book Resources

WATCHMEN’den önce neler olduğunu Eisner Ödüllü yazar ve yaratıcı Brian Azzarello’nun (100 KURŞUN) cesur ve incelikli kaleminden ve Lee Bernejo (JOKER, LUTHOR, BATMAN: NOEL) ile J.G. Jones’un (FINAL CRISIS, Wanted) çizimlerinden keşfedin.

Beni mi?

Suat Derviş’in ışıldayacak olan dehasının ilk pırıltılarını yakaladığımız, esere adını veren novella ve sekiz öyküden oluşan bir hikâye kitabı Beni mi? Sühulet Matbaası tarafından 1926 yılındayayımlanan baskısını esas aldığımız eser, ilk defa Latin harflerine aktarıldı.

“Beni mi?” Türkçenin, müstesna ve güçlü kalemlerinden Suat Derviş’in 1924 yılında yazdığı bir hikâye kitabı. Derviş’in edebiyatının ilk dönemine denk gelen, daha çok üst sınıf kadınların gündelik hayatlarına ve aşklarına odaklandığı bir dönemde kaleme alınan bu eser, her bir hikâyesiyle başlı başına bir vakıa olma özelliğini sergiliyor.

Eserin ilk hikâyesi kitaba da adını veren, “Beni mi?” Uzun bir monolog şeklinde kaleme alınmış bu hikâyede konuşan bir adama karşılık, susan bir genç kız vardır. Nermin’in sanki Adnan Bey’in karşısındaymış gibi gösterilmesi için anlatıcı-kahramanın her konuşmasının sonunda yer alan “…” ise söylemi bir tiyatro sahnesine taşımaktadır. Nitekim kitaptaki hikâyelerin tamamında bu sahne havası, bir sahnede başkalarına veya bir sahneden karşılığı olmayan bir izler/dinler/okur kitleye seslenme söz konusudur. Diğer taraftan tek bir anlatıcı-kahramanın bize her şeyi anlatması, güvenilmez bir anlatıcı ile karşı karşıya olduğumuzun da ispatıdır: Anlatıcı-kahraman bize her şeyi doğru bir şekilde mi anlatmaktadır yoksa aslında her şey onun kafasındaki bir vehim midir?

İthaki Yayınları’nın Suat Derviş külliyatını yayımlaması, edebiyat tarihimiz açısından son derece mühim bir çalışma. Derviş’in Beni mi? adlı elinizdeki hikâye kitabının 95 sene sonra Latin harfleriyle yeni bir baskısının yapılması ise çok heyecan verici. – Seval Şahin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir