KAPİTAL’İN STATÜSÜ

YENİ ÇIKANLAR – Marx’ın bilimi, insandan ve toplumdan ümidini kesmiş, gerçeğin izahına değil anlamın yapısına odaklanmış sosyal bilimler alanından ütopik bir kopuşu simgeler.

Göksel Aymaz

Düşünce dünyasındaki moda eğilimler, sosyal bilimlerin temel ilke ve yönelimlerini yeniden belirlemekte, bu ise sosyal bilimlere yeni epistemolojik sorunlar getirmektedir. Bu sorunları en açık haliyle sosyal bilimlerin modernlik eleştirilerinde görebilmek mümkündür. Marx ve başyapıtı “Kapital”in, günümüz sosyal bilimlerindeki statüsü de bu çerçevede bir tartışma konusudur. Örneğin, Bauman’a göre, Marx, modernliğin hedeflerinin “kovalanmaya” ve araçlarının da “uygulanmaya değer” olduğunu onaylamış biriydi. Bu sebeple, onun ekonomi-politik eleştirisinin vardığı nokta olan sosyalizm, “modern projenin bir versiyonu” idi. İlkeler bağlamında sosyalizmin modernlikle herhangi bir alıp veremediği yoktu, hatta o “modernliğin en iyi karagün dostuydu”. Bütün tarihi boyunca, “modernliğin en güçlü ve en yiğit savunucusu” olan sosyalizm, Bauman’a göre, aynı zamanda “modernliğin son sınavıydı.” (2003: 336-339) Giddens da Karl Marx’ın sosyal teoride bir “klâsik” olarak taşıdığı değerin bugün için “şüpheli” olduğu düşüncesindedir. Giddens’ın yargısında Marx’ı tartışmalı hale getiren şey, Sovyetler Birliği’nin çökmüş ve alternatif bir toplum düzeni modeli olarak sosyalizmin çözülmüş olmasıdır. Sosyalizm artık tarihe karışmıştır diyor Giddens; “Bu yüzden de Marx’ın ulaşmaya çalıştığı şeylerin çoğu artık bizim için fazla anlam ifade etmemektedir.” Bu nedenle, Giddens’a göre, Marx’ın sosyal teorinin klâsikleri içindeki üstünlüğü bir yana, artık Weber ya da Durkheim’a “denk sayılması”ndan vazgeçilme durumu dahi söz konusudur.(2000: 20-21)

SOSYAL BİLİMLERİN TARİHSEL GELİŞİMİNDE BAŞAT EĞİLİM

Marx’ın sosyal teorinin klasikleri içindeki konumu onun ekonomi-politik eleştirisinin ve bu eleştirinin vardığı noktanın halen “geçerli” olup olmadığına bakılarak bir karara bağlanıyorsa, demek ki Marx’ın ekonomi-politik eleştirisinin ve dolayısıyla -bu eleştirinin doruğu olduğu için- “Kapital”in sosyal bilimsel bilgi niteliğinin bir sorgulamasının yapılması gerekiyor.

Doğa bilimlerindeki başat geleneğin pozitivist olması gibi, sosyal bilimlerin tarihsel gelişiminde de başat epistemolojik eğilim pozitivisttir. Bir pozitivist için bilimsel bilgi, ancak doğruluk ve yanlışlıkları deney ve gözlem yoluyla sınanabilen, genel ve evrensel yasalar içinde geliştirilebilir. Pozitivist için bilimsel bilginin objektif temelini sağlayan, sadece ve sadece deney ve gözlemdir. Dolayısıyla bilginin kaynağı da, sadece ve sadece deneyimlenebilir ve gözlemlenebilir olandır. Yani halihazırda Olmuş Olandır. Ötesi yoktur. Pozitivizme en büyük ve radikal eleştiri (varoluşçuluktan anarşizme, dilbilimden yapıbozumculuğa dek pek çok akımda nüanslarla varlık gösteren) konvansiyonalist epistemolojiden geldi. Konvansiyonalizm, bilimde her türlü yasayı ve evrenselliği reddeder. Konvansiyonalist jargonda toplumsal olgular dil tarafından oluşturulur; bilimsel bilgilerin pek çoğu bilimcilerin kendi kurguları ve inşalarıdır, başka bir deyimle, bilgiler neyin gerçek olduğunu determine ederler. Fakat konvansiyonalistler tam da bu noktada kararlı eleştiricisi oldukları pozitivistlerle aynı hizaya gelirler. Zira pozitivistlere göre de sosyal bilimcinin sosyal eyleme verdiği anlam ve onu tanımlamakta kullandığı kavram eylemin sahibininkinden (failinkinden) farkı olmamalıdır. Bu bakımdan, mesela, pozitivist Herbert Spencer ile yapıbozumcu Gille Deleuze, Marx’ın “yabancılaşma”, “yanlış bilinç” gibi kavramları kullanmış olmasının, onu, faillerin kendi eylemleri için kullandıkları açıklamaları sistematik olarak dışarıda bırakmaya -yani bir yanlışa- ittiği iddiasında birleşeceklerdir. Hem pozitivist, hem de konvansiyonalist alternatifler karşısında, Marx’ın açıklıkla ve sistematik biçimde kullandığı realist bilim anlayışı ciddi bir seçenek olarak durmaktadır.(Keat ve Urry, 2001: 114) Realiste göre nesnel gerçeklik diye bir şey elbette vardır; gerçeklik, bizim onlara ilişkin tasarımlarımızdan bağımsız olarak vardır. Nihayetinde toplumsal sorunların gerçekliğin değil, dilin içinden çıktığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla, bilimsel teori gerçekliği determine etmez, keşfeder. Yani sosyal bilimsel bilgi, toplumsal olanın betimlenmesidir, inşası değil. Bu onun konvansiyonalizmle ayrıldığı noktadır. Pozitivist görüşle ayrıldığı nokta ise bilimsel bilginin kuruluşuna ve amacına ilişkindir. Realiste göre bilimin önde gelen amacı, gözlenebilen ve deneyimlenebilen olguların, yani Olmuş Olanın, basitçe nedensel açıklamasını değil, ondaki sebep ve sonuç ilişkisinin diyalektik açıklamasını yapabilmektir. Bir sosyal olgunun araştırma nesnesi yapılmasındaki amaç budur.

“Kapital”de, halihazırda Olmuş Olan olarak İngiliz sanayi kapitalizmi, genel olarak kapitalizmin tarihsel gelişimini klasik ve olgun biçimler altında kendinde taşıyan bir örnek olarak seçilmiştir. Fakat Marx’ın benimsediği yöntem sayesinde İngiliz sanayi kapitalizmi, sadece kendi tarihsel süreçlerini ve karakteristiğini taşımak ve açıklamakla kalmayacak, genel olarak kapitalizmin temel özelliklerini, bütün gelişim aşamalarını ve varacağı noktayı, yani Nesnel ve giderek Reel Mümkünü açıklamaya elverişli olacaktır. İngiliz sanayi kapitalizminin analizi, bir yandan geçmiş üretim tarzlarının açık bilgisini verirken, diğer yandan da geleceğin toplumsal kuruluşunun belli çizgilerini çıkarsayabileceğimiz bir içeriğe bürünür.

DAHA ÖNCE UYGULANMAYAN YÖNTEM

Marx, “Kapital”de, toplumun iktisadi yapısının tarihsel bir süreç olarak gelişimini ele alan ampirik bir çalışma ortaya koymak istemişti. Fakat bu bilinen anlamda bir ampirik çalışma olmayacaktı. Marx’a göre, mevcut ekonomik kategoriler ampirik gözlemin ürünüydü ve bu kategoriler birbirinden kopuktu, henüz doğru biçimde tanımlanmş değildi. Bu sorunu diyalektik yöntemle aşacaktı. Zaten Marx’ın ekonomi-politik eleştirisinin bütün öğeleri, daima, tartışmasız biçimde diyalektik metodolojiyi sergiler.(Lefebvre, 2006: 58) “Kapital”in hazırlık çalışmaları sırasında Marx, bu yöntemi yeniden keşfeder, rehabilite eder. Eserinde izlediği yöntemi bizzat kendisinin de bu şekilde anlamlandırdığı hususunda hiçbir kuşkuya yer bırakmaz. “Kapital”in ilk cildinin Fransızca baskısına önsözde “ekonomik konulara daha önce uygulanmayan tahlil yöntemi” ile çalıştığını açıkça belirtir.(1986: 30) Aynı şekilde, eserin Almanca ikinci baskısına yazdığı sonsözde de, eserini yaygın ekonomik çözümlemelerden ayıran tür farkının “diyalektik yöntem” olduğunu kesin biçimde dile getirir.(1986: 20-29) Bu yöntem sayesinde, “ekonomik kategorilerin ve bunların iç ilişkilerinin geliştirilme tarzı ampirizmi aşar ve bilimsel kesinlik düzeyine yükselir; böylece de diyalektik bir biçim alır”.(Lefebvre, 2006: 56)

‘METALAR PAZARA KENDİ GİDEMEZ’

Veri alanı olarak İngiltere’yi seçerken, Marx, doğa olay ve süreçlerini “ya en tipik biçimde oldukları, bozucu etkilerden en uzak bulundukları yerlerde gözlemleyen, ya da olanaklıysa, olayın en normal biçimde geçmesini sağlayacak koşullar altında deneyler yapan” fizikçiyle karşılaştırmıştı kendini: İngiltere’yi, kapitalist üretim tarzının ve buna tekabül eden üretim ilişkilerinin araştırılabileceği bir laboratuar olarak seçmişti, ama ekonomi biçimlerinin tahlilinde ne mikroskoptan ne de kimyasal ayıraçlardan yararlanılabildiğinden, toplumsal süreçlerin katışıksız olgularını ayırt edebilmek ve hüküm verebilmek için, bunların yerini “soyutlama gücü” almıştı.(Marx, 1986: 16)

Eserin İkinci Bölüm’ünde de aynı şeyi görebiliriz. Burada da Marx yine son derece basit ve görünür bir gerçekle işe koyulur: “Açıktır ki, metalar pazara kendi başlarına gidemezler ve kendi hesaplarına değişim yapamazlar. Bu yüzden, aynı zamanda sahipleri olan koruyucularını da tanımamız gerekir.”(1986: 99) Her gün somut bir şey olarak dokunduğumuz paranın düşüncede somut hale gelişi buradan başlar.

Yapıtın sonunda ise, İngiliz sanayi kapitalizminin bütün somut malzemesi, teorik sonuçlar ışığında yorumlanarak, kapitalizmin evrensel gerçekliği düşüncede somut hale gelir. “Kapital”in yöntemden gelen bu özelliği, böylelikle, Olmuş Olanı sadece amprik obje olmaktan çıkartıp teorik objeye dönüştürür, Olmuş Olanı Nesnel ve giderek Reel Mümkünün bilgisini içeren bir olgu olarak ifşa eder.

‘SAF İKTİSADİ BİR KURAM DEĞİL’

Gerçekliğin bu iki boyutu, yani halihazırda Olmuş Olan ile Nesnel veya Reel Olarak Mümkün Olan, bir bütün olarak, nesnel gerçekliğe dair Hakikâti temsil eder. Marx’ın “Kapital”i, kapitalizmin tarihinin ve onun toplumsal bir ânındaki gerçekliğinin Hakikât’ini dile getirir: “Kapitalizm bir zamanlar doğmuş olduğu gibi zamanı geldiğinde yok olup gidecektir.”(Mandel, 2008: 13) Kapitalizmin yerini iktisadi örgütlenmenin yeni bir biçimi alacak ve kapitalzimi yöneten yasalardan farklı yasalar geçerli olacaktır. Farklı, çünkü: “Kapital kendisini kapitalist üretim tarzını yöneten yasaları incelemekle sınırlar. Dolayısıyla Kapital hiçbir şekilde saf iktisadi kuram değildir.”(Mandel, 2008: 11) İktisadi örgütlenmenin evrensel yasalarını bulmak gibi boş bir hayale hiçbir zaman kapılmamış olan Marx’ın temel amacı, kapitalist üretim tarzının kökenini, doğuşunu, gelişmesini, çöküşünü ve yok oluşunu yöneten hareket yasalarını açığa çıkarmaktı. Gerçekte sonuçları da son derece uzak erimli olmuştur. “Kapitalist üretim tarzını yöneten hareket yasalarının çözümlemesinin meta üretiminin mevcut olduğu iktisadi örgütlenmeleri kapsayan bütün bir tarihsel devirde geçerli iktisadi görüngülerin çözümlemesinin en azından bazı temel öğelerini zorunlu olarak içereceği önermesi, Marx’ın Kapital’inin bölümlerinin geçerliliğini yalnızca geçmişe değil geleceğe de teşmil eder.”(Mandel, 2008: 16) Kapitalizmin “Kapital”de bulduğu Hakikât budur.

TARİHİN HAKİKAT’İ

Gerçekliğin bu Hakikati, Halihazırda Olan’la yetinen “temaşacı” değil, Mümkün Gelecek’le ilgilenen “katılımcı akıl” ile kavranabilir. Marx’ın Olmuş Olan ile ilgilenmekle yetinmeyen, bugün ile mümkün gelecek arasındaki süreç ile de ilgilenen “Kapital”deki tarih ve kapitalizm vurgusu, böylesi bir katılımcı aklın ürünüdür.

İnsan aklının özsel değişimi, dünyayı ütopik niteliği açısından düşünüp incelemeyi öğrendiği noktada başladı. Marx, insan aklının bütün ütopik bilinçlerini sadece “ayakları üstünde doğrultmak” ya da “ileriye fırlatmak”la kalmayıp sosyolojik bir yaklaşıma zorladı. Sosyal bilimler, gelecekteki insani özgürleşimin ve bu özgürleşimin geçmişte karşılaştığı (kısmen de aştığı) ve bugün yaşadığı (elbette ki aşacağı) engellerin bilimidir. İnsan özgürlüğü, Halihazırda Olan’ın içinde Mümkünlük düzeyinde belirlenmiş bir toplumsal gerçekliktir. Marx’ın “Kapital”i, toplumsal gerçeklik içindeki Mümkünü tarihsel gerçekliğe dönüştürmenin bilgisidir. Tarihin Hakikât’i bu dönüşüme gebedir.

“Kapital”de biçimlenen epistemoloji, bizi Olmuş Olan’ın bilgisinden, Henüz Olmamış Olan’ın kesin bilgisine götüren bir işleyiş sunmaz; o bize Olmuş Olan’dan Henüz Olmamış ama potansiyel olarak Mümkün Olan’ın niteliksel bilgisine götürür. Fakat “fikirler, hiçbir şeyi iyi bir sonuca vardırmazlar. Fikirleri iyi bir sonuca vardırmak için, pratik bir gücü kullanan insanlar gerekir”.(Marx, 2003: 161) Marx’ın bilimi, insandan ve toplumdan ümidini kesmiş, gerçeğin izahına değil anlamın yapısına odaklanmış sosyal bilimler alanından ütopik bir kopuşu simgeler. Epistemolojideki bu ütopik kopuşu demokratik toplumu yaratacak somut bir politik geçişe dönüştürecek şeyin ne olduğu sorusu ise ortadadır.


KAYNAKÇA

Bauman Z (2003). Modernlik ve Müphemlik. Çev.İsmail Türkmen, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Bloch E (2007). Umut İlkesi. Cilt I, Çev.Tanıl Bora, İstanbul: İletişim Yayınları.

Bottomore T (1990). Marksizm ve Sosyoloji. İçinde: T Bottomore ve R Nisbet (der), Sosyolojik Çözümlemenin Tarihi. Çev.M Tunçay ve A Uğur, İstanbul: V Yayınları, 134-164.

Bottomore T ve Rubel M (2006). Marx’ın Sosyolojisi. Çev.Zuhal Bilgin, İstanbul: Çiviyazıları Yayınları.

Bourdieu P (1997). Toplumbilim Sorunları. Çev. Işık Ergüden, İstanbul: Kesit Yayınları

Busino G (2000). Marx ve Günümüz Sosyolojisi. İçinde: G Seel (der), Marx ve Beşeri Bilimler. Çev.B.Mehmet Şahin, Ankara: Ütopya Yayınları, 149-165.

Giddens A (2000). Siyaset, Sosyoloji ve Toplumsal Teori. Çev.Tuncay Birkan, İstanbul: Metis Yayınları.

Keat R ve Urry J (2001). Bilim Olarak Sosyal Teori. Çev.Nilgün Çelebi, Ankara: İmge Kitabevi.

Lefebvre H (1996). Marx’ın Sosyolojisi. Çev.Selâhattin Hilâv,İstanbul: Sorun Yayınları.

Lefebvre H (2006). Diyalektik Materyalizm. Çev.Barış Yıldırım, İstanbul: Kanat Kitap.

Mandel E (2008). Marx’ın Kapitali. Çev.Osman S.Binatlı, İstanbul: Yazın Yayıncılık.

Marx K (1979). Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı. Çev.Sevim Belli, Ankara: Sol Yayınları.

Marx K (1986). Kapital. Cilt  I, Çev.Alaattin Bilgi, Ankara: Sol Yayınları.

Göksel Aymaz hakkında

Göksel Aymaz, 1969’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Sosyal Antropoloji okudu. Yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi İletişim Bilimleri Anabilim Dalı’nda yaptı. “Varlık”, “Evrensel Kültür”, “Hürriyet Gösteri”, “Virgül”, “Defter” ve “Milliyet Sanat”ta yazıları yayımlandı. Aymaz, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü’nde öğretim üyesidir. Yapıtları: Popüler Gerilim (2004), Nazım Hikmet ve Memleket (2011), Bilebilmenin Mutluluğu (2012)

Göksel Aymaz tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir