KAPI GİBİ SÖYLEŞİLER…

YENİ ÇIKANLAR – Metis Yayınları’ndan çıkan Uzaktan Yakından, yazar Didier Eribon’un 1980’lerde Lévi-Strauss ile iki yıl boyunca belirli aralıklarla bir araya gelerek sürdürdüğü diyaloğun ürünü bir kitap.

Önce Lévi-Strauss’un hayatı ve tanık oldukları hakkında konuşuyorlar: Brezilya’da Yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırması, İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması, Soykırım’dan kurtulması, Fransız gerçeküstücülerle Amerika’da kurduğu yakın ilişkiler ve yapısalcılığın kuruluşu. Ardından, birkaç kuşağı derinden etkilemiş bu büyük düşünürün kitapları ve düşünceleri geliyor. En temel önkabullerimizi dahi tartışmaya açan bir eleştirel düşüncenin yanı sıra, 20. yüzyılın zanaatkâr entelektüellerinin dünyasına açılan bir kapı gibi bu söyleşiler. Felsefe, sosyal bilimler ve düşünce tarihiyle ilgilenen okurlar kaçırmasın.

KİTAPTAN…

Duyumsanabilir Nitelikler

Yaban Düşünce belki de etnoloji uzmanları çevresinin ötesinde görme biçimlerinde en çok değişikliğe yol açan kitabınız. İlkel düşünceye itibarını iade etmeniz, çağdaş düşüncenin tüm antolojilerinin seçme parçası haline geldi.

İlkel denen halkların düşüncesiyle bizimki arasında bir uçurum olmadığını göstermek istiyordum. Bizim kendi toplumlarımızda, sağduyuyu örseleyen tuhaf inanışlar ya da görenekler kayda geçirildiğinde, arkaik düşünce biçimlerinin kalıntısı ya da ayakta kalması gibi açıklanıyordu. Bana ise, bu düşünce biçimleri aksine içimizde her zaman mevcut, canlı geliyordu. Sık sık onları serbest bırakırız. Bilimden yana olduğunu ilan eden düşünce biçimleriyle beraber var olurlar, birbirleriyle çağdaştırlar.

Mesela sizin çok sık zikredilen, yaptakçılık (bricolage) ile mitsel düşünceyi yakınlaştırmanız.

Fazla dikkat göstermediğimiz, daha doğrusu bize yararsız ya da tali geldiği için kaale almadığımız düşünce kiplerine örnek olarak veriyordum yaptakçılığı; halbuki zihinsel faaliyetin özsel mekanizmalarını açığa vurur ve bizim modern düşünme şekli olduğunu zannettiğimizden çok uzak zihinsel işlemlerle aynı duruma getirir. Yaptakçılık pratik bir düzlemde nasıl iş görüyorsa spekülatif düzlemde mitsel düşünce de öyle iş görür; doğal dünyanın gözlemiyle biriktirilmiş bir imgeler hazinesinden yararlanır: hayvanlar, bitkiler, yaşam çevreleri, belirgin özellikleri, belirli bir kültürdeki kullanımları. Bu unsurları birleştirerek bir anlam kurar; tıpkı üstüne bir iş aldığında elindeki malzemeleri kullanarak onlara tabir caizse ilk kullanım hedeflerinden başka bir anlam veren yaptakçı gibi.

Ama bu kitabın daha geniş bir epistemolojik kapsamı vardı…

Duyumsanabilirin düzlemi ile anlaşılırın düzlemi arasında, Batı felsefesinde klasikleşmiş olan karşıtlığı aşmaya yönelik bir denemeydi. Modern bilimin oluşabilmiş olması, iki düzlem arasında kopuşla mümkün olmuştur; 17. yüzyılda ikincil nitelikler diye adlandırılanlarla –yani duyarlığın verileri olan renkler, kokular, tatlar, sesler, dokularla– hakiki gerçekliği oluşturan ve duyulara bağlı olmayan birincil nitelikler arasında bir kopma pahasına… Oysa, bu ayrıma boyun eğmemiş olan “vahşi” denen halkların düşüncesi, düşünüşünü duyumsanabilir nitelikler düzeyinde yürütmekle beraber, sadece bu zemin üzerinde, tutarlılıktan da mantıktan da yoksun olmayan bir dünya görüşü inşa etmeyi başarmaktaymış gibi geliyordu bana. Aynı zamanda, biz öyle olmadığını zannetmeye alışık olsak bile, daha etkili bir görüştür bu.

“Somutun bilimi” diye adlandırdığınız…

… her ne kadar onunla karşılaştırılabilir olsa da bana bilimden farklı görünen bir yaklaşım. Çağdaş düşüncede ayırt ettiğim bazı eğilimlerin bence güçlendirdiği bir bakış açısı. Ne yazık ki bilim konusunda hiçbir yetkinliğim yok. Ama geleneksel doğa bilimleri (hayvanbilim, bitkibilim, jeoloji) beni her zaman, içine girme ayrıcalığına sahip olmadığım bir vaat edilmiş toprak gibi büyülemiştir. ABD’de, sürekli Scientific American, Science, Nature gibi dergileri okumaya başladım – şimdi buna La Recherche’i de kattım. Her şeyi anlamıyorum, nerede o günler! Fakat düşünme çabamı besliyor ve bilimin uzun zaman boyunca ikincil nitelikleri kendinden uzak tuttuktan, duyumsanabilire sırt çevirdikten sonra, artık onları bünyesine katmaya uğraştığını görmekten çok etkilenmiştim. Bir kokunun, bir tadın, çiçeklerin biçiminin ve evrimlerinin, kuş şakımalarının melodik yapısının ne olduğunu soruyor kendine… Sık sık, halk inanışlarının, hatta batıl inançların nesnel temelini böylece tekrar keşfediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir