KADININ ADI: SEVGİ, MESLEĞİ: YAZAR

YENİ ÇIKANLAR – Erdal Doğan, uzun sabır ve emek ürünü olduğu anlaşılan Sevgi Soysal kitabında yazarın yaşam hikâyesini edebiyat çalışmalarından öne çıkartarak bir anlamda onu hiç tanımayan gençlere bir kapı açmış, isteyen daha derinlikli bir Sevgi Soysal okuma yolculuğuna çıksın, diye düşünmüş olmalı.(*)

Kadınlar başarılı yazar olsalar bile onları anlatan kitapların hâlâ aşkları ve güzellikleri; yani cinsel kimlikleri üzerine odaklanmasını anlaşılır buluyorum. Çünkü kadınların adları tarih içinde hep kayıptır. Kadınlar hep birinin karısı, annesi veya kızı olarak anılır, kitap imzalatmaya geldiklerinde hâlâ adlarını söylemezler. Adı olmayan kadın elbette öncelikle cismiyle: Bedeniyle anılır. Tersine çevirseniz, aynı şey erkekler için olmayacak mıydı? Nobelli ünlü fizikçi Madame Curie’nin bile adını bilmeyiz. O Küri Hanım’dır. Yani bütün kişisel başarısı ve zekasına rağmen dünya onu kocası soyadlı bir hanım (madame) olarak tanır. Kaçımız onun adının Marie olduğunu bilir ya da önemseriz? İşte Duygu Asena’nın edebiyat sosyolojimiz açısından önemli bir dönüm noktasına oturan ‘Kadının Adı Yok’ adlı biyografik romanının Türkiye’de çok satan ilk kitap olmasının sırrı da buradadır. Ayşe Kulin’in bu kez kendine ad edinmeyi başarmış bir kadını anlattığı biyografik romanı (Kadının) Adı: Aylin’in satış başarısı da benzer bir sorunun patlamasıyla pekala açıklanabilir.

Sevgi’yi okuma yolculuğu

Oysa sayıları henüz çok az da olsa bazı kadınlar herşeye rağmen adlarını bulur; cinsellik-özgürlük-annelik adlı o yan yana bulunması çok tehlikeli ve yasak üçgende kadınlık arzularını ezip yoketmeden insan olarak başarılar kazanırlar. Sevgi Soysal kırk yıllık hayatında dört farklı soyadı taşımak durumunda bırakılmasına rağmen -evlenirken soyadınız size sorulmadan değiştirilir- kendi adıyla anılmayı, kendine ad edinmeyi başaran müthiş bir kadın-insandı. Ama onu müthiş yapan asıl özelliği ne çapkınlığı ne siyasi duruşu ve mücadelesi için hapis yatması, sürgüne gitmesi, birçok soruna karşın annelikten vazgeçmemesi ne dik kafalılığı ve cesareti ne Türk edebiyatının en ironik ve komik olma cesaretindeki kadın yazarlarından-belki ilki oluşu ne de yazdığı dikbaşlı kadın karakterler değildir. O bütün bunları bir arada yapabildiği, bu kombinasyonu ve senkronu bir yazar, bir kadın ve bir insan olarak başarabildiği, bunların bedellerini öderken de tamamen dağılıp, dökülmediği hastalığı dışında daima toparlanıp yeniden yollara çıkabildiği için müthişti.

Erdal Doğan‘ın Everest Yayınları’nın Unutulmayan Kadınlar dizisinden  ‘Yaşasaydı Aşık Olurdum‘ adıyla yayımlanan Sevgi Soysal biyografisini, özellikle yazarın bütün kitaplarının İletişim Yayınları’ndan yeniden yayımlandığı zamana denk düşmesini önemli buluyorum. Çünkü bu gibi anma-biyografi kitapları yeni kuşaklara kendi kültürlerinden eski adları (Tanrım, Sevgi ne zaman eski bir ad oldu?) taşıması bakımından değerli bir işlev taşır ama o sırada eğer o ad bir yazarsa onun sıkı editörler tarafından gözden geçirilmiş bütün eserleri de el altında (raflarda) bulunmalıdır.

Erdal Doğan, uzun sabır ve emek ürünü olduğu anlaşılan Sevgi Soysal kitabında yazarın yaşam hikâyesini edebiyat çalışmalarından öne çıkartarak bir anlamda onu hiç tanımayan gençlere bir kapı açmış, isteyen daha derinlikli bir Sevgi Soysal okuma yolculuğuna çıksın, diye düşünmüş olmalı.

Kitap, benim gibi kıdemli bir Sevgi Soysal-severin bile daha önce görmediği fotoğraflarla zenginleştirilmiş, yakın tarihimize sosyolojik açıdan ışık tutacak olaylar ve izlerle samimi bir dille yazılmış, kaynakça özellikleri de taşımaktadır. Üniversite öğrencisiyken ölümüyle çok önemli bir rol modelimi yitirişim kadar sonraki romanlarını okuyamayacağım gibi bencil nedenlerle beni kahreden Sevgi Soysal’ın ardından (yeni baskısı Kültür Bakanlığı Yayınları’ndan 1998’de yapılan) Mümtaz İdil’in -ellerine sağlık!- hemen yazdığı ‘Bir Sevgi’nin Hikâyesi’ adlı kitap o sıralarda hepimize bir merhem gibi gelmiş, sevgisiz kalan yaralarımıza ilaç olmuştu. Şimdi bu ikinci Sevgi Soysal kitabı arayı daha fazla uzatmadan -hatta tam zamanında gelerek tutkulu Sevgi aşıklarını onu şimdi daha geniş kitlelerle paylaşma kıskançlık krizine(!) düşürse de, ne yapalım buna katlanacağız(!) çünkü bazı aşklar böyledir. Sevgiliniz yalnızca sizin olamaz, çünkü onu kimse tutamaz. Sevgi Soysal ne tek bir erkeğin ne de tek bir okur kitlesinin olamayacak karakterlerden, yazarlardandı. Sonuçta böyle çok yönlü, yetenekli ve karizmatik yazarlar için hep dendiği gibi bir ‘herkesin kendi Sevgi Soysal’ı vardır’ durumu kaçınılmazdır.

Sesini yükseltebilen kadın

Erdal Doğan’ın giriş yazısında bahsettiği ’78 kuşağından biri olarak 1998’de yayın kurulunda bulunduğum Yaşasın Edebiyat dergisinde kapsamlı bir Sevgi Soysal dosyası hazırlarken yazara hayranlık kadar edebi çalışmalarını da -belki ilk kez mesafeli ve ciddi olarak ele alınmasını önemsemiştik. Ama Erdal Doğan haklıdır, bizim ’78 kuşağı -belki son-romantik kuşaktır ve biz özellikle kadın yazar olmak yoluna çoktan gönül koymuş kızlar onun 1970’lerin Türkiyesi için çok farklı, yabancı, sıra dışı, yeri geldiğinde sesini hiç çekinmeden yükselten bir kadın ve yazar tipi olmasının şiddetle farkındaydık. Bu da ona büyük bir hayranlıkla bağlanmamıza neden olmuştu. Hani o ancak yirmili yaşlarda duyulabilen gözü kara hayranlıkla. O yılların karanlık siyasi atmosferine rağmen yaşarken eğlenebilen, güleryüzle ciddi olabilen, kadının da poligamik olduğunu yaşayarak çevresine öğreten, kafası karışık olmaktan hiç gocunmadan insanın geldiği sınıftan çok kendi inanç ve düşünceleriyle hayatını şekillendirebileceğini cümle aleme anlatan Sevgi Soysal bu anlamda bir öncüydü de…

1970’lerin Türkiyesi’nde bir mahkemede mesleğinin yazar olduğunu söyleyince meslek hanesine ‘ev kadını’ yazılan Sevgi Soysal (Sait Faik’e de yazar yerine işsiz yazmışlardı) beni o denli etkilemişti ki, pasaportuma mesleği:yazar yazdırmayı ona verilmiş bir söz gibi algılamış, bunu nihayet gerçekleştirdiğimde de sözümü tutmuş-neden saklamalı ki?- bir çocuk kadar sevinmiştim.
Edebiyatçının siyasi gücünden çok edebi gücünün tartışıldığı ve kadınların da poligamik olduğu gerçeğinin kabul edildiği bir Türkiye’de yaşayacağımız gelecek zamanlarda Sevgi Soysal hakkındaki konuşmaların da içeriği değişecektir. Çünkü şimdi tıpkı Nâzım Hikmet’in aşklarını şiirlerinin önüne çıkartarak yapılan haksızlığın Sevgi Soysal’a -bir de kadın olduğu için ekstradan yapıldığını düşünüyorum. Yaşasaydı… Valla yaşasaydı o bizlerin kendisine âşık veya hayran olmamıza izin verir miydi, yoksa ‘en çok ben Sevgi Soysal’ı anladım ve sevdim!’ diye tepinen hangimizin kafasından bir bardak su dökerdi, bilmiyorum. Bunu bilemeyiz. Bildiğim, neredeyse emin olduğum yaşasaydı yeni kitaplarının çok okunacağı, çok geniş bir okurhayran kitlesi olacağı ve en çok da bu nedenle ona şimdi duyulan edebi hayranlığın ondan esirgeneceğiydi. Hep olduğu gibi. En iyisi biz artık susalım ve yorumu henüz filanca kuşağa dahil olmayan gençlere bırakalım. Onlar Sevgi Soysal’ı keşfetsinler ve bizler kendi derinliğimize uygun olarak yazar(lar)ı sevmeye devam edelim. Yapabileceğimiz belki de en iyi şey budur. Çünkü edebiyatımızda adı ve mesleği olan ender mücadeleci kadın yazarlardan biridir o.

Sevgi Soysal’ı kendi gönül gözünden tanıtan ve bu nedenle doğal olarak öznel yazan Erdal Doğan bu bakımdan gençlere bir kapı açmış, iyi de etmiştir. Gerisi bir insanı en iyi tanıyanın annesi olacağından yola çıkarak çok sevdiği annesi Aliye Yenen’in ona hastanedeyken yazdığı ‘Sevgi’ciğimin Anısına Gönül Ferahlatıcı bir Ağıt’ ta dediği gibidir, aynen öyledir: ” Sevgi’m yavrum sana geldik/ bak ne söyleyeceğim…/ -sus be anne…zevksizleşme! /tören istemem… Ağlamaktan şiş suratlar/ rahatımı bozar…/ vah vah vah… acıklı pozlar/ canımı sıkar(…) fakat, ışıklar yavaşça sönünce/ çıkmaz yollar önüne dikilince/ bıkmıştın işin teferruatından/ yürüdün gittin bu diyardan/ ama gene de ederim feryat/ kim kıydı sana eşsiz evlat?/ çapkın kız! Ah ne ettin sen?/ en son! Azraili de kandırdın/ (Sevgi’nin alaylı yankısı; kahkahalarla gülerdi):-Kaldınız ya ortada/ ben kurtuldum, oh ya… oh ya…”

(*) Buket Uzuner, Radikal Kitap, 14/03/2003

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir