JOHN BERGER VE KAYANIN İÇİNDEKİ YOLDAŞLARI

YENİ ÇIKANLAR – John Berger,  bir anlatı ve yöntem öğretisi sahibi olarak pek çok tartışmada referans sahibi bir kişilik olmayı sürdürüyor. Berger’ın sahip olduğu zengin içeriğin kimi kısımları ölümünden sonra da kamuoyuna sunulmaya devam ediyor.

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Metis Yayınları, John Berger’ın hayat boyu sanat ve sanatçılar üzerine kaleme aldığı yazılarını iki ciltte toplama kararı aldı. Bu minvalde çıkan ilk kitap da Beril Eyüboğlu’nun çevirisini yaptığı Portreler oldu. İkinci kitap ise Manzaralar adıyla çıkacak.  

Bir sanat eleştirmeni ve yazarı olarak Berger’ın Portreler kitabı uzun ömründe ortaya koymaya çalıştığı sanat kavrayışının yansımasının yanı sıra alternatif bir sanat tarihi okuması da sunuyor. Kitapta M.Ö. 3000 yıl dolaylarında Chauvet Mağara Resimleri’nden itibaren insanın, içinde bulunduğu ekolojik yaşamı kaydetmeye başladığını, bunu yaparken de çağdaş insanla benzer becerilerde olduğunu ifade eden Berger farkın mekânsal olduğunu öne sürmektedir: (…) onların imgelerinin imge olarak var olduğu ve hayal edildiği mekân. Bu noktada çağdaş sanatın yeni bir konuşma şekli bulmanın zorunluluğunu çünkü farkın çok büyük olduğunu iddia ediyor [1].  Chauvet Mağarası’nın ‘ressamlarının’ gözleri ve ellerinin sonradan gelenler kadar maharetli olduğunu düşünen Berger, asıl bilinmez olanın bu zarafet olduğunu söylüyor. Tıpkı kült kitabı Görme Biçimlerinde [2] olduğu gibi sanat tarihine dair söylemini kuvvetlendirerek ilerliyor: (Ö)nemli olan tek şey kayanın içinde ne kadar yol kat ettiğimizdir[3]. Buradaki yol metaforunu doğrusalcı bir ilerleme olarak algılamamak gerekir. Geçmişin bilince olmak ve yine de yolun kendisini, yolda olanı biçimlendiren karşılıklı bir deneyim olarak okumak yerinde olacaktır. Çünkü ‘mevcut sanat tarihi’ anlatıları yöntemsel ve düşünsel olarak şimdiyi geçmişin önüne koymaya hazır durmaktadır.  Oysaki insanı herhangi bir hayvandan farklı kılan pek çok şeyden biri de daha önce yaşamış olanlarla birlikte yaşamak ve artık hayatta olmayanların yoldaşlığını kabul etmektir. Yeryüzünün farklı coğrafyalarına yayılan insanlığın göçebe kültüründe kat edilen mesafe, zorlu ve yeni coğrafyada bulunmanın getirdiği ortak kaderin yanında ikincil konumdadır. Berger, Chauvet Mağara Resimlerinde, Feyyum Portrelerinde, Picasso’da, Van Gogh’ta hatta Abidin Dino’da ortak varoluşun izlerini ve yorumlarını görmektedir.

MEKTUPLARA MÜDAHALE EDEN ASKER

Yaşayan bağlantılar kurma düşüncesi Berger’ın hikâye etme sanatındaki ana unsurdur. Bu konuda Max Raphael’den etkilenmiş olan Berger, John Berger 1984’te, “Sanat hakkında yazarken bile çoğu zaman bir tür hikâye anlatıcılığı yaptığını düşündüğü”nü ifade eder [4].  “Hikâyeciler kimliklerini yitirir ve başka hayatlara açılır.” 1944 yılındaki askerliğinde arkadaşlarının mektuplarını yazan Berger, pek çok kez mektuplara ‘yazar’ olarak müdahale eder ve onların içeriğine müdahale etmiştir. Sanatın son zamanlarda ‘manipülatif ve provakatif’ biçimlerde eserlere, yaşama ve insanların algı biçimlerine yönelen müdahalelerini düşündüğümüzde Nietzsche’ci perspektifle değerlerin yeniden değerlendirildiğini söylemek aşırı bir yorum olmayacaktır.

Bir sanat kitabında sergi eleştirisine ve sanatçının değerlendirmesine denk gelmekte olağandışı bir yan yok. Portreler’de ise Berger’ın yorumlarına eşlik eden şiirleri, romanlardan aktarılan pasajları, tiyatro eserlerinden parçaları, kimi konuşmaları okuduğumuzda Berger’a dair iki noktanın da ayırtına varabiliriz. Birincisi Berger için sanat tek bir malzeme ile yapılan bir eylem değil. Yoğun olarak resim ve plastik sanatlar üzerine eğilmiş de olsa ressamları, heykeltıraşları ve çağdaş sanatçıları öncelikle bir insan olarak gören ve onların beslendiği kaynakları da anlatısına dâhil eden bir bakış açısı Berger’ın sahip olduğu.

Sanatlar arasındaki bu bütünselci işbirliğinin altındaki zemini, sanatçının işine konu ettiği nesneyi kavrayışı ve samimiyeti oluşturmaktadır. Bu bakımdan sanat tarihi yazımının alternatif bir yöntemini sunan Portreler, sanatçının otoportresine, onun sanat camiası ve tarihsel zamanmekânı içinde konumlandırılmasına ışık tutmaktadır. Yaklaşık beş bin yılı ele alan Portreler, sanatçıların birbirleriyle olan bağıntıları kadar esasında, sanatçı, sanat eseri ve sanatseverlerin kendi aralarında devingen olan bağlantılarına, atıflarına ve çağrışımlarına ilişkindir. Çünkü sanat tarihinin bir tür dâhiler resmigeçidi olarak ele alınması oldukça yanılsamalı bir yaklaşım olarak otoriter niteliğe bürünmektedir. Otoriterdir çünkü, ister sanat alanında ister bilim alanında olsun ekollerin ve geleneklerin bağıntıları kaçırıldığında “ilham” ile donatılmış insanların özverili, kimi zaman da psikolojik buhranlarla dolu yaşamlarından çıkan doğrularını okumuş oluyoruz. Bu düşünme mantığında ortaya çıkan bilgi taşıdığı mutlaklık ve evrenselci iddialarıyla alternatiflerden biri olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir.

Berger’ın kayanın içindeki yoldaşlarının her birine birer bölümde yer vermiştir. Böylece kitap uzun veya kısa yetmiş dört bölümden meydana gelmiştir. Albert Dürer, Michelangelo, Diego Valazquez, Francisco de Goya, Jean-François Millet, Van Gogh, Picasso, Frida Kahlo bu bölümlerin kahramanlarından bazılarıdır. Bu kitapta sanatçılar aynı zamanda eserlerinin örnekleriyle anlatılıyor. 29. Bölüme gelince Claude Monet’nin (1840-1926) portresi ile karşılaşıyoruz. Diğer bölümlerde olduğu gibi Monet’nin Rouen Katedrali (1892-93) resminin siyah beyaz kopyasını görürüz. Bir baskı hatası olmasının çok ötesinde kitaptaki işlerin tamamının siyahbeyaz olmasını Berger aktarıyor: Bu eserlerin gösterdiklerinin, günümüz tüketim dünyasında parlak kopyalar ve birer lüks eşya olarak algılanmasına tepki olarak siyahbeyaz röprodüksiyonların sadece hatırlatmak için kitaba alındığını asıllarının yerine geçme amacı taşımadığını belirtir. Bu bağlamda, aslında insanların gerçekliğinden bir parça olan resimlerin, fotoğrafların özellikle sosyal medyadaki kullanımları, olabildiğince çeşitli bir fon sunmasına karşın, azalan iletişim ve göz ardı edilen şahsiyetler nedeniyle sıradanlıktan kurtulamamaktadır.

Elbette bu kitapta derlenen sanatçıların ve temaların hiçbiri Berger’ın sunduğu biçimiyle okunmak zorunda değildir. Okuma biçiminin değişmesinin aynı zamanda görme ve kavrama biçiminin değişimine işaret ettiğini de anımsamak gerekir. Tavır değişikliği, elbette görüş açılarımızı değiştirebilecek yetiler kazandıracaktır. Sanat, tavır değişikliği için insanların duyusal organlarına yoğun müdahalelerde bulunmaya devam ededursun, Portreler, sadece sanat tarihinin önemli karakterlerini değil, sanatseverlerin kendilerine dair de sorularıyla okuyucularını bekliyor.


Notlar:

[1] John Berger, Portreler, Çeviren Beril Eyüboğlu, Metis Yayınları 2018, s.26.

[2] John Berger, Görme Biçimleri, Çeviren Yurdanur Salman, Metis Yayınları, 2016.

[3] John Berger, Portreler, s.29

[4] John Berger, Portreler, s.15

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir