Joan Miro’nun Görsel Düşleri

İBRAHİM KARAOĞLU – www.yenicikanlar.com.tr

 

Yıldızların süslediği

koyu mavi gökyüzünün altında,

Rhone nehrinin rıhtımında

geceyi bekliyorduk.

Van Gogh’un peşindeydik;

onun kendinden kaçarak geldiği Arles’da.

Kim bilir kaç kez

umutsuzluklara belenip

geçmiştir bu rıhtımdan;

hasır şapkasının kenarlarına

mumlar yerleştirip,

dolaşmıştır gecenin içinde.

Sudaki  uzun dalgacıklarda yansıyordu

joan miro

Joan Miro

Arles’ın loş ışıkları.

Bir Van Gogh tablosunun

içindeydik sanki.

Rohne’un sularında

ışıklar oynaşıyordu gölgelerle.

Gökyüzündeki yıldızlar

havai fişekler gibi parlıyordu.

Bilinmez kederlere beleniyordu

doyumsuz anlarımız.

 

Nedendir bilmem;

hem Van Gogh’u

hem de Miro’yu düşündüm o gece.

Miro’nun Van Gogh’u

ne çok sevdiğini

ve de aynı Akdeniz göğünün altında

aynı kederi ne çok

doyasıya yaşadığını düşündüm.

Damıtıp içselleştirdikleri hayatın

keder ortaklarıydı sanki.

Joan Miro 2

Fransa Nazi işgaline uğradığında,

geceyi ışığa boyayan yıldızlara bakıp,

savaşın dehşetine isyan etmiş Miro.

Derin hüzünlerle,

yıldızlara göz kırparak

belki de buruk bir avuntuyla,

gökyüzünün tedirginliğini

simgelerle yansıtarak,

karabasanı düşlere beleyen

resimler yapmış.

Merdiven dayamış gökyüzüne;

korku yüklü yeryüzünden umuda doğru.

 

Arles’dan Paris’e yolculuğun sonunda

Montmartre’da bulmuştuk kendimizi.

“Ne pırıl pırıl tenli, kiraz yüzlü kızlar”

ne de kestane ağaçlarının

ışıklı gülüşü kalmış dünden.

En güzel günlerini dünle yitirmiş Montmartre.

Akrepsiz, yelkovansız eski bir saat gibi

anılarını tutuyordu içinde.

Bir zamanlar Paris Okulu’nun merkeziyken,

şimdi çarpık bir turizmin kurbanı olmuş.

Çoğu meyhane olmuş eski binaların yüzlerinden

esrik gülümseyişler dağılıyor sokaklara.

Anıları Cerespelle’in kitabında naftalinlenmişJoan Miro 3

buruk bir semt.

Ve pazar günü

kuşluk vakti Tertre Meydanı’ndaydım.

Bulutların arasındaydı bungun güneş.

Eski dar sokakları tırmanırken

Van Gogh’u, Utrillo’yu, Picasso’yu, Lautrec’i,

Degas’yı ve Miro’yu düşündüm;

bohemliğin en eski coğrafyasında,

yeni yetme sokak ressamlarının önünden geçerken.

Van Gogh renklerini özgürlüğüne kavuşturuyor;

Utrillo hep esrik;

Picasso sevdiği şeyleri biriktiriyor;

Lautrec “Petit Bijou”;

Degas ışıkla gölge arasında;

Miro düşlerini boyuyordu sanki.

En güzel günlerini bu semtte yaşamış,

sevdiğim ressamların izinde

dünü aradım Montmartre sokaklarında.

 

Tourlague Sokağı’nda

Miro’nun kaldığı evin önünde

Arp, Eluard, Ernst ve Magritte’in

oturduğu sokakta durdum.

Hemingway’in Miro’yla tanışmasını anımsadım.

Yıllar önce Adli Moran’ın derlemelerinden okumuştum:

“Miro, atölyesinde çalışırken

bir sabah dev bir Amerikalı girdi içeri.

‘Gertrude Stein sizden söz etti!’ bana.

‘Bu çocuğun yaptıkları beş para etmez’ dedi.

Gidip bir bakayım dedim.

Merakını gidermek için gelen adam

Ernest Hemingway’di.Joan Miro 4

Atölyede dolaşarak teker teker tablolara baktı.

En sonunda ‘Çiftlik’ adlı tablonun önünde durdu.

Ve ayrılmadı tablodan.

Tabloyu alıp götürmek istiyordu

ama parası yoktu.

Bu atlet yapılı adam

o zaman boks antrenörlüğü yapıyordu.

Yediği her yumruk

cüzdanını biraz daha dolduruyordu.

Ve Hemingway bu paralarla ‘Çiftlik’i satın aldı.”

Hemingway’in ilk eşi Hadley için

doğumgünü hediyesi olarak aldığı resim;

hayatının envanteriydi Miro’nun.

Katolanya’nın; böceğini, kuşunu, çiçeğini,

ağacını, otunu, salyangozunu,

köpeğini, tavşanını, horozunu, eşeğini

kübist ritimlerle resmetmiştir  “Çiftlik”te.

Bu resimden sonra daha bir yönelmiştir kübizme.

Daha sonraları gerçeküstücü akımın

öncülerinden oldu.

Gerçekliğin ötesine geçti düş gücüyle.

Rüyalara özgü bir varsıllık yükledi resimlerine.

Çağının diline çevirdi düşlerini.

 

Tuvallerinin içine gizlenmiş

suskun bir münzevi o.

Sessizliğin labirentinden

geçilerek girilir resimlerinin içine.

Sevmez şarlatanlığı.

Anlatmaz hiç içinde olup biteni.

Tuvallere yansıtır iç seslerini.

Resimlerinin içinde saklar kendini.

Şaşaalı yaşamların uzağında durur hep.

Düşlerini boyar durmadan.

Kendi beniyle mühürler her bir resmini.

Yaşarken alçak gönüllü,

yapıtlarını sunarken mağrurdur.

 

Öyle görme biçimleri sunar ki

ezberini bozar izleyicisinin.

Kendine özgü bir resim evreniyle

düğümler düşlerimizi.

Kendi grameriyle konuşur

tuvallerinin içinden.

Sözcüklerin anlatamadığı

renkli partisyonlar sunar.

Ezgiye dönüştürür resimlerini.

Düşsel konfetiler serper içimize

şaşırtıcı imgelerle, sembollerle.

Hayale sığmaz sevinçlerle

boyar içimizi.

 

Dolaylı bir başkaldırıdır resimleri.

Franco ile aynı yaştaydı Miro.

Franco; kan ve kül bıraktı ardından,

Miro; yaşamı savunan düşsel mitolojisini.

İspanya iç savaşında

şeytansı figürlerle meydan okudu savaşa.

“Franco’culuk İspanya’nın her yanını çürütürken,

Miro ülkesinin bağrına çekildi,

elli yıl boyunca masmavi,

parlak bir köşe olarak kaldı…

İnsanı hayran bırakan bir çalışma çılgınlığı içinde

bu zorbalığa verilebilecek

en verimli yanıtı oluşturdu…

Bir tek Franco’nun zorbalığına değil,

ister kendini gizlemiş

isterse yüzünü açığa vurmuş

bütün öteki zorbalıklara da

verilen bir yanıttı yapıtı.” der

Georges Raillard “Düşlerimin Rengi Bu” kitabında.

Onu suskunluğundan soyan

en önemli yazardır G.Raillard.

 

Yalınlığın egemenliğinde

yaşam yüklü çağrışımsal yapılar sunar Miro.

Düş pirizmasından süzerek

özgürlüğüne kavuşturur renkleri.

 

“Bir tablo kıvılcımlar gibi olmalıdır.

Bir kadın ya da

bir şiirin güzelliği gibi

gözleri kamaştırmalıdır.

Işınlar yaymalı bir tablo…

Pirene çobanlarının

pipolarını yakmak için

kullandıkları taşlara benzemeli.”

En inandığı resim tanımı buydu Miro’nun.

Heykeller, seramikler yaptı.

Ateşi, göğü ve denizi anımsattı seramiklerinde.

Düşsel bir masal dünyası yarattı.

Her yapıtı,

kişisel mitolojisinin atlası gibidir.

Büyülü bir ışıkla yüklüdür resimleri.

Dolaylı bir başkaldırıdır yapıtları.

Bilmez yalanı dolanı.

Gönlü dünyalar kadar geniş,

saf yürekli bir sanatçıdır o.

Ne kadar bakarsanız resimlerine;

gizlerine ortak olursunuz Miro’nun.

İç bahçenizde yeni çiçekler açar.

Beklenmedik yolculuklara çıkarsınız.

Cesareti hiç kırılmamış bir Katolanyalının

müzikle, şiirle birikmiş

düşlerine ortak olursunuz.

“Dokunun, dokunun” dermiş resimlerine,

çünkü düşlerimize dokundurur bizi.

 

* Joan Miró’nun 1950 ila 1977 yılları arasında yaptığı çalışmalardan 40 adet orijinal eseri içeren “Düşlerimin Rengi” sergisi, 14 Temmuz’a kadar Bornova Kent Arşivi ve Müzesi Dramalılar Köşkü’nde görülebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir