İYİ YÖNETMEN Mİ? İYİ SENARYO MU?

YENİ ÇIKANLAR – Memento (2000) ile büyük bir üne kavuşan Christopher Nolan son filmi Dunkirk’te (2017) Memento’dan başlayarak kullandığı ve alametifarikası haline gelen ilginç kurgu tekniği ile izleyiciyi etkilemeyi, daha doğrusu lineer bir kurgu ile çekilmiş olsa çok sıradan olabilecek bir filmi ilgi çekici hale getirmeyi başardı.  2018 Oscar’ın da favori filmi oldu.

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com

Filmlerinin senaryosunu çoğunlukla kardeşi Jonathan Nolan ile birlikte yazan ve kendisi yönetmeyi tercih eden Christopher Nolan ilk uzun metrajlı filmi Following’den (1998) sonra Jonathan’ın bir kısa öyküsü olan “Memento Mori”yi Memento ismiyle beyaz perdeye uyarlamış ve geçmişe doğru akan bir kurgu ile adını geniş bir kitleye duyurmuştu. Yine senaryosunu kardeşi ile birlikte yazdığı The Prestige (2006) ile ikiz karakter kullanarak, bir nevi  lineer olmayan kurgu aldatmacası yaratarak izleyicinin kafasını oldukça karıştıran bir filme imza atmıştı. Nolan, Dark Knight (2008) ile gerçekçi bir Batman yaratmış ve izleyici yine büyülemeyi başarmış (yapımcılığını üstlendiği Man of Steel Superman ile aynı çizgiyi yakalayamamış olsa da) ; Inception (2010) ile rüya içinde rüya ya da hikâye içinde hikâye diyebileceğimiz, alt katmanlara inen bir film ortaya çıkarmıştı. Interstellar (2014) ile fizik kurallarını Hollywoodvari aksiyon uğruna ‘biraz’ ihlâl etse de az ve öz ve de genel olarak iyi işlere imza atmayı başarmıştı.

Arkadaş sohbetlerinde zaman zaman “İyi yönetmen mi?” yoksa “İyi senaryo mu?” ikilemi üzerinden derin tartışmalarımız olmuştur. Genelde tartışma iki soruya odaklanır. 1) Kötü bir yönetmen, gerçekten iyi bir senaryo ile başarılı bir iş çıkarabilir mi? 2) İyi bir yönetmen kötü bir senaryoyu adam edebilir mi? Nolan Dunkirk’te benim pek ihtimal vermediğim bu ikinci durumu başarmış.

Film 2. Dünya Savaşı sırasında Alman ordusu tarafından Fransa’nın Dunkirk (Dunkerque) şehrinin sahiline sıkıştırılmış 400.000 civarı İngiliz askerinin seferber olan İngiliz halkı tarafından küçüklü büyüklü tekneleriyle kurtarılması hikâyesini anlatıyor. Bu açıdan biraz Saving Private Ryan’ı (1998) andırdığını söyleyebiliriz. Ancak olay bir kahramanlık hikâyesi olmaktan çok uzak çünkü Fransız askerleri sahilin iç hattında Alman askerlerine karşı koymaya çalışırken İngilizler sahilde oturup kurtarılmayı beklemekte ya da bir yolunu bulup kaçmaya çalışmaktalar. Kahramanlık sergileyenlerin sadece askerleri kurtarmaya giden siviller olduğunu söyleyebiliriz. Zaten filmin sonunda askerleri kaçarak korkaklık ettiklerini düşündükleri için moralleri oldukça bozuk bir vaziyette görüyoruz. Yine de 2. Dünya Savaşı’nın gidişatını etkileyen önemli bir olay olarak görülüyor.

HANS ZIMMER’İN GERİLİMİ ARTIRAN MÜZİKLERİ

Nolan bu konuyu lineer ilerlemeyen, çoklu zaman denebilecek bir kurgu ile üç farklı bakış açısından işliyor. Film üç farklı mekanda;  hava, kara ve denizde ilerliyor. Karada yani sahilde üç genç İngiliz askerinin sahilden kurtulma çabası anlatılırken, denizde yine küçük bir tekne ile askerleri kurtarmak için sahile yol alan bir adam ve iki genç çocuk ve havada yine sahile ulaşmaya çalışan ama mesafe yüzünden yakıt sıkıntısı çeken bir yandan da yoldaki tekneleri bombalayan uçaklarla mücadele eden üç savaş pilotunun yaşadıklarına yer veriliyor. İlginç olan ise kurgunun, bakış açısı değiştiğinde geçmişe dönerek aynı olayın tekrar izlenmesine imkan verecek şekilde yapılandırılması. Örneğin bakış açısı havada iken İngiliz savaş plotları Almanlarla çatışır ve uçaklardan biri düşer; bakış açısı değişir ve bu sefer denizde ilerleyen teknede yaşananlar anlatırken izleyici farketmeden zamanda bir geriye kayma olmuştur. Uçakların çatışmasını ve birinin düşüşünü bu sefer tekneden tekrar izleriz. Filmin tamamı bu şekilde zaman kaymaları ile ilerler ve film ilerledikçe içiçe geçmeye başlar, en sonunda da sahilde birleşirler. Kurgu izleyiciyi başta şaşırtsa da bir süre sonra her şey yerine oturur.

Kısacası Nolan Dunkirk’te ‘zaman’ üzerine yoğunlaşmış. Üç farklı mekandan anlatılan olayların bile kendi içlerinde zamansal uzunlukları farklı. Kurtulmak için zamanla yarışan askerleri, zamanda geriye kaymalar yaparak ve bir nevi zamanı yavaşlatarak ilerleten Nolan, bu gerilimi Hans Zimmer’in müziklerindeki tik tak’lar ile iyice pekiştirmiş. Nolan üç farklı mekan ve buna bağlı üç farklı bakış açısına yer verilmesiyle de teknik açıdan oldukça başarılı bir film ortaya koymuş. Bu açıdan başarılı filmlere imza atmasına rağmen henüz Oscar alamamış Christopher Nolan’ın ve Dunkirk’ün bu yıl ‘en iyi yönetmen,’ ‘en iyi film,’ ‘en iyi kurgu’ ve hatta ‘en iyi müzik’ gibi pek çok başka dalda oldukça iddialı bir aday olacağını söyleyebiliriz.  

Arda Kıpçak hakkında

1986 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. 2004 yılında Hukuk Fakültesine başlayıp, 2010 yılında İstanbul Barosu'na avukat olarak kaydoldu. 2011 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa başladı ve J. D. Salinger’ın eserlerini psikanalitik açıdan incelediği bir tez yazdı. 2013 yılından bu yana İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında doktora yapmaktadır. Kitapçı, Kurşun Kalem, Libido, Düşünbil, 221B, Masa, Vapur ve Varlık dergilerinde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır.

Arda Kıpçak tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir