İthaki Yayınları Mayıs 2019 Kitapları

YENİ ÇIKANLAR – İthaki Yayınları’nın “Hareket İblisi”, “Siyasetteki Gölge: Korku” ve “Kozadaki Uğultu” bu cuma raflarda

Hareket İblisi

“Grabiński’nin öyküleri tutkulu, çarpıcı ve sanrılar kadar canlı. Bu kitaptaki öykülerin her biri özgün; ve hiçbiri ne öykünün kendisinden ve karakterlerinden ne de felsefeden taviz veriyor. Hareket İblisi tam manasıyla muazzam bir eser.” – China Miéville

“Tüm büyük korku yazarları gibi Grabiński de baktığı şeylerin zehirli taraflarını görmüştü. Demiryolu yolculuğunun romantik olduğu fikri, biri bu öyküleri okuduktan sonra can çekişmeye başlar.” – Thomas Ligotti

Kimilerine göre “Polonya’nın Poe’su” kimilerine göre ise “Polonya’nın Lovecraft’ı” olarak görülen Stefan Grabiński, diğer yazarların henüz keşif aşamasında olduğu karanlık fantazi türünde kendi üslubunu kabul ettirmiş ilk yazarlardandı. Öykülerinde psikolojiyi, felsefeyi ve metafiziği sıklıkla kullanan Grabiński, kendi öykülerine de “psikofantazi” ya da “metafantazi” denmesini istiyordu.

İlk kez 1919 yılında kitap halinde yayımlanan ve ürkütücü trenler, deli merdümgirizler ile çığırından çıkmış makinistlerin olduğu öyküleri bir araya getiren Hareket İblisi, yazarın en önemli kitabı olmasının yanı sıra Stanislaw Lem, Robert Bloch, Thomas Ligotti ve China Miéville gibi isimleri de derinden etkiledi.

Kozadaki Uğultu

İyinin ve kötünün, şiddetin, yok sayılmanın, korkunun, öteki olmanın ama yine de inatla tebessüm etmeyi bırakmamanın romanı Kozadaki Uğultu.
Halil Tekeş, yarattığı karakterleri sokaklardan, cami avlularından, bakkal tezgâhlarından, kahvehanelerden, plazalardan seçiyor. Yan komşumuzun, iş arkadaşımızın, her gün yanımızdan geçip gidenlerin hikâyesini anlatıyor bize.
Kozadaki Uğultu annesinden sürekli şiddet gören, sevgisini göstermeyi beceremeyen babasının desteğini bir türlü hissedemeyen, cami imamını ve mahallenin umumi tuvaletçisini en yakın dostları belleyen, komşu kızına uzaktan uzağa âşık olan ve talihinin değişmeyeceğine inandığı bir anda kendisinin bile aklına gelmeyecek bir işe girişip kozasından kurtulmaya çalışan bir adamın, Kalender’in hüzünlü olduğu kadar gülünç öyküsü.

“Umut etmekten ya da güzel olana dair hayal kurmaktan hep çok uzak oldum. Çocukluğum öyle sancılarla geçti ki, nasıl büyüdüğüm sorulsa, kum zemin üzerinde bilinçsiz bir yükselme diye tarif edebilirim. Yani ufak ya da büyük hiç fark etmez, her türlü sarsıntı yerle bir olmam için yeterlidir. Sanırım her şey, annemin, ben henüz yedi yaşındayken daha sonra da şaşmaz bir zemberekli saat gibi düzenli aralıklarla geçireceği sinir krizlerinden ilkini tecrübe ettiğimde başladı. Öfkeyle çarpılmış suratıyla, yüzüme nefes nefese tokatlar indirdiği günden beri çok korktum hayattan. Zira hayat denen şey annem kadar öfkeliyse, içinden sağ çıkmam olanaksız diye düşündüm hep. Bu korku, günler geçtikçe oyunlarıma, ödevlerime, arkadaşlıklarıma, hatta yaşayamadığım aşklarıma bile bulaştı. Doğum lekesi gibiydi bendeki korku, yüzüme bakan herkes ilk bakışta onu fark ediyordu.”

Siyasetteki Gölge: Korku

Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci’nin editörlüğünü yaptığı Siyasetteki Gölge: Korku, çeşitli dallardan genç ve deneyimli sosyal bilimcilerin bugünün dünyasına günden güne daha fazla damga vurmakta olan korku duygusunu mercek altına aldıkları bir çalışma. Makro ve mikro siyasetin salt akıl düzleminde ele alınamayacağı, bu yönde derin bir analizin duyguları da hesaba katması gerektiği varsayımından yola çıkan bu çalışmada, en başat duygulardan biri olarak korku, siyaset felsefesindeki kavramsallaştırmalardan gündelik hayattaki göçmen karşıtlığına, terör ve faşizmden popülist söylemlere, kadın korkusundan özgür akademik çalışmanın önüne dikilen kaygılara varıncaya dek farklı tezahürleriyle inceleniyor.
Ama korkuyu yalnızca irdelemekle yetinmeyen bir çalışma var karşımızda. Siyasetteki Gölge: Korku, bu duygunun egemenliğinden nasıl çıkabileceğimize kafa yoran satırlarla da dolu. Erdoğan ve Uyan Semerci’nin şu sözlerinde olduğu gibi:
Korku nesnesinden uzaklaşma bir ortak duygu olarak “ev”e yönelmeyi getirir. “Ev”in çevresine yüksek, daha da yüksek duvarlar inşa ederek bu duvarların arkasında yaşamak, kaybedilen o “güvenli” kucakta olmak için hedeftir, ama günümüz koşullarında hiçbir duvar “endişe”nin olmadığı bir “ev” yaratacak kadar yüksek/güçlü değildir. Tam da bu nedenle, tehdit algılarının yıkıldığı, “yabancı”yı tanıdığı için “endişe”nin artık olmayabileceği ve belki de çağımızda, eğer hâlâ mümkünse, huzurlu uykular uyuyabileceğimiz tek “ev” kapıları ve pencereleri açık tutulabilendir.

Kitaba Yazılarıyla Katkıda Bulunanlar Erdoğan Altun, Hacı Çevik, Kadir Dede, Tuğçe Erçetin, Özgür Olgun Erden, Emre Erdoğan, Utku Özmakas, Pınar Uyan Semerci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir