GENÇ SANATÇI USTASINI SEÇEBİLMELİ

YENİ ÇIKANLAR- Genç ressamlardan Samed Arda Selim’le sanat serüvenini, izleyici tepkilerini ve genç bir sanatçı olarak sanat piyasasında yer almanın zorluklarını konuştuk.

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com

Samed Arda Selim kimdir?

1990’da İstanbul’da doğdum. 17 yaşıma kadar çoğunlukla İstanbul’da yaşadıktan sonra üniversite eğitimi için Eskişehir’e taşındım. 10 yıldır Eskişehir süreci devam ediyor. Lisans eğitimimi Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde bitirdikten sonra, yine aynı kurumda yüksek lisansa başladım. Bu süreçte baskı sanatlarını öğrenmek adına Erasmus programı ile İspanya’nın Oviedo kentinde yer alan Escuela de Arte de Oviedo’da eğitim gördüm. Yüksek lisans eğitimim hâlâ devam etmekte. Bunlara ek olarak yurtiçi ve yurtdışında aktif projeler üreten Alarm-art’ın da üyesiyim. Bu sayede yurtiçi ve yurtdışında pek çok karma sergiye katılma fırsatı buldum.

Resimlerini nasıl tanımlarsın?

Resimlerimde ana tema genellikle kent. Sanırım bunun temel nedeni hayatımın hep büyük şehirlerde geçmesi ve estetik algımın kent dokusu tarafından şekillenmesi. Kenti kabaca, izlenmenin mümkün olduğu, organik yapının inorganik yapıya dönüştüğü bir organizma şeklinde tanımlıyorum. İnsanın, organik doğa üzerine çeşitli nedenlerle inşa ettiği inorganik yapıların dönüşümü, bu sürecin sosyo-ekonomik yankıları, estetik etkileri ve kentin yaratıcısı ile olan etkileşimi beni oldukça düşündüren konular. Üzerinde düşündükçe de resimlerime yansıması kaçınılmaz oluyor.

Başladığın günden bu yana resimlerinde değişim oldu mu?

Öğrenciliğimden bu yana çalışmalarımda değişim ve dönüşümler oldu; olmaya da devam ediyor ancak yine de diyebilirim ki konu hep kentti. 2015’deki kişisel sergimin adının “Dönüşüm” olması da buna bir örnek. Daha sonrasında odaklandığım kent kolaj işleri de tamamıyla sosyolojisi ile ilgili. Yaptığım kolajlarda her bir kent farklı bir coğrafyayı temsil ediyor. Bu kentlerin hepsi de bizzat deneyimlediğim, soluduğum ve etkileşime girdiğim yapılar. Renkli, dokulu, gölgemsi ve kentin de kendilerinden parçalar taşıdığı figürler ise insanların her yerde organik bir yapıyı sembolize ettiğini vurguluyor. Bu yüzden bazen etkileşimi yansıtmak adına yapıların ruhsuzluğunu ya da organik yanlarını vurgulamak adına tercihler yapıyorum.

Yapmakta olduğun yüksek lisansın düşüncelerine ve dolayısıyla çalışmalarına derinlik kattığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle evet. Bu eğitime başlarken hedefim yalnızca akademik kariyer yapmak değildi. Bilgi birikimimi artırmak da istiyordum. Lisans eğitimim boyunca öğrenmediğimi düşündüğüm bazı konuları yüksek lisans eğitimimde öğreneceğimden emindim. Farklı disiplinleri öğrenip bunu çalışmalarıma uygulamam benim açımdan en büyük örnek. Bu anlamda baskı sanatlarından öğrendiğim bazı teknikler çalışmalarımda kullandım ve kullanmaya devam ediyorum. Akademide teknik bilgiye ek olarak kuramsal bilginin de daha detaylı bir şekilde üstünde durma fırsatım oldu. Çalışmalarımı geliştirmek ve değiştirmek için Sosyoloji Bölümü’nden dersler aldım ve bunlar zamanla manifestolarıma da yansıdı.

İzleyiciden nasıl tepkiler alıyorsun?

Elbette sohbet ettiğimiz izleyiciler resimlerimi daha başka bir açıdan görmeye başlıyor ve bu onların da içinde yaşadıkları kente bakış açılarını etkiliyor. Genellikle kendi çözümleme ve analizlerini belirtiyorlar. Beni resim bittikten, izleyiciye dokunduktan sonra en mutlu kılan yan bu oluyor: beni değiştirenin başkasını da değiştirmesi. Kente bu açıdan bakmanın veya bakabilmenin ilginç olduğunu söylüyorlar genellikle.

Yaptığın çalışmaları Türkiye ve dünya ölçeğinde nerede konumlandırıyorsun?

Şu anda Türkiye ve dünya ölçeği benim çıktığım sanat yolunda oldukça tartışmaya açık. Çünkü henüz pek çok şeyin hem başında olduğumu düşünüyor hem de kendimi bu büyük resimde bir yere yerleştirmek için daha çok çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Hem ülkemizde hem de dünyada, hemen her disiplinde yeniden yapılanma ve değişiklikler söz konusu. Bu açıdan şu konumdayım gibi net bir söylemde bulunmak bence bir sanatçının kendisi için yapabileceği en talihsiz hatalardan biri olurdu. Ben bunu tarihin ve izleyicinin ellerine bırakmayı istiyorum.

İçinde yaşadığımız çağ ve teknolojik gelişmelerin sanat ortamına katkısı konusunda ne düşünüyorsun?

Sanat ortamının her geçen gün aktifleştiğini düşünüyorum. İzleyiciyi içerisine dahil etmeyi başaran bir piyasanın geliştiğini düşünüyorum. Sosyal medyanın da bunun üzerinde çok büyük etkisi var. Benim ilk yıllarım ve benden önce öğrenim gören kişiler, sergiyi izlemek bir yana, sergiden haberdar olma konusunda bile güçlük çekiyorlardı. Artık iletişim teknolojileri ve özellikle sosyal medya sayesinde izleyicilerin sergilere bizzat gitmeleri bile gerekmiyor. Hatta online hizmetler sayesinde koleksiyonerler de resimleri internet üzerinden satın alıyor. Bilgi toplumunun avantajları oldukça fazla ve bunları sanat için kullanmak da çok önemli. Artık gerçekten coğrafi sınırlar transparanlaştı ve sanatçılar dünyanın hemen her yerindeki sanatçı ve izleyiciyle etkileşim kurup iş birliği yapabiliyor. Diğer yandan kendi içine kapanmış ve gruplaşmış bir piyasa da var. Onların dinamikleri de çok farklı; ancak ben içinde yaşadığımız çağın meyvelerini yemeyi seviyorum.

Yine genç bir sanatçı olarak sanat piyasasında yer almanın zorlukları nelerdir?

Oldukça fazla zorlukla karşılaştığımızı söyleyebilirim. Özellikle yeni mezun olup yaşamını resme adama kararı alan genç sanatçılar için çok fazla zorluk var. Her ne kadar pek çok galeri ve küratör genç sanatçılara önem verdiklerini belirtseler de bunun yeteri kadar gerçekleştiğini düşünmüyorum. Sanat piyasasına İstanbul hâkim durumda ve bu durum İstanbul dışındaki genç sanatçıların adlarını duyurmalarını epey güçleştiriyor. Diğer şehirlerde de genç sanatçıların desteklenmesi ve sanat severlerin arttırılması gerekir. Genç sanatçılara bu anlamda yardım eden kurumlar ve kişiler de var elbette. Bunları da gözden kaçırmamak lazım. Biz de Alarm-art olarak bu konuya hem Eskişehir’de ve hem de diğer pek çok kentte gerçekleştirdiğimiz projelerde eğiliyoruz. Farklı projelerin ve özellikle fuarların ülke geneline yayılmasını umuyorum.

Sanatta usta çırak ilişkisine inanıyor musun?

Eskiden olan usta çırak ilişkisi şeklinde değil. Bugün artık pek çok olgu gibi bu da dönüşüme uğradı. Bir de doğru usta ve doğru çırağın çalışması önemli. Bence bu konuda iki önemli nokta var: öncelikle çırak ustasını seçebilmeli ve onun öğretilerine sonuna kadar sadık kalmalı. Diğer konu ise usta, çırağına yalnızca teknik anlamda değil; sanatla ilgili her alanda örnek olup yol göstermelidir. Aksi halde klasik anlamda beklenen usta çırak ilişkisi için dönemin ve beklentilerin değiştiğini düşünüyorum.

Sana ilham veren, beğendiğin, kendine yakın gördüğün sanatçılar kimlerdir?

Şu sıralar Fatma Lootah, Kyle Henderson, Jose Miguel’i yakından takip ediyorum. Buna ek olarak sokak sanatçısı olan ve adını saklayan, Invaderwashere gibi olarak sosyal medyada bulabileceğimiz biri ya da birileri var ve tabii ki Banksy.

Arda Kıpçak hakkında

1986 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. 2004 yılında Hukuk Fakültesine başlayıp, 2010 yılında İstanbul Barosu'na avukat olarak kaydoldu. 2011 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa başladı ve J. D. Salinger’ın eserlerini psikanalitik açıdan incelediği bir tez yazdı. 2013 yılından bu yana İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında doktora yapmaktadır. Kitapçı, Kurşun Kalem, Libido, Düşünbil, 221B, Masa, Vapur ve Varlık dergilerinde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır.

Arda Kıpçak tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir