GENÇ SANATÇI OLMAK ZORLUĞU İKİYE KATLIYOR

YENİ ÇIKANLAR – Genç ressam Mevlüt Akar’la Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde açılan kişisel sergisi “Düş-görü”  öncesi konuştuk. Akar, genellikle kent ve kırsal peyzajları yapan sanatçının çok beğenilen gece ve gündüz İstanbul manzaralarının dışında, ağırlıklı olarak kendisinin “mistik ve gerçeküstü” olarak tanımladığı çalışmalarıyla dikkat çeken bir isim.   

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com

Biraz kendinden bahseder misin?

1988’de Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesinde doğdum. İlk ve orta okulu Çay ilçesinde okudum.  Kütahya Güzel Sanatlar Lisesi’nden sonra Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü bitirdim. Halen Osman Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Görsel Sanatlar alanında yüksek lisans öğrencisiyim.  Yurt içi ve yurt dışında birçok karma sergi ve etkinlikte yer aldım. Halen Eskişehir’deki atölyemde çalışmalarıma devam ediyorum.

Resimlerindeki değişimi/dönüşümü nasıl tanımlarsın?

Resimlerimin bazı aşamalardan geçtiğini ve geçmekte olduğunu hissediyorum. Belki de sadece benim hissettiğim bu aşama aynı zamanda yaşamımdaki zihinsel değişim ya da dönüşüm sürecinin bir yansımasıdır diye düşünüyorum. Geçmişle gelecek arasındaki bir arayış ve evrende dolanmalarımı yansıtmaya çalışıyorum. Süregelen yaşam bir yerde bitiyor ya da kopuyor, önce bunu hüzün verici bir ‘son’ olarak algılarken birden bunu değiştirme ve dönüştürmek için bir enerji hissediyorum. Tıpkı hayatımızda olduğu gibi bitiş ve başlangıçlar arka arakaya resimlerimde diye düşünüyorum. İşte bu duygu ve düşüncelerle kent olgusunu çalışıyorum. Bir de ‘mekân’ arayışım var kentlere bu kadar yoğun eğilmemde. ‘Bana özgü’ olanın ardındaki bir arayış sorgulama…

Genç bir sanatçı olarak Türkiye’deki sanat ortamına bakışın nedir?

Bu soruya farklı bir cevap vermek isterdim. Ancak beni bundan alıkoyan şey; içinde yaşadığımız çağın toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullarıdır. Sanat ‘özgürlük’ tür. Özgürlük alanıdır. En iyi özgürlük alanları ise demokratik ortamlarda gelişir. Günümüz koşullarında bu ortamların olumsuz yönde etkilenmemesi mümkün değildir. Ancak sanatın bu özgürlük alanını yaratmada da en etkili yöntem olduğunu unutmamamız gerekir.

Yine genç bir sanatçı olarak sanat piyasasında yer almanın zorlukları nelerdir?

Günümüz Türkiye’sinde ‘genç’ olmak bir hayli zor. ‘Genç sanatçı’ olmak bu zorluğu ikiye katlıyor. Sanatçının, yaşamsal ihtiyaçlarını, birtakım kaygılarını gidermesi ve bunun üzerine çıkarak sanatını icra edebilmesi gerekir. Sanat piyasası denilen ortamsa bir nevi sanatın pazarıdır. Bu ortama ulaşabilmek için çoğu zaman tek başınıza verdiğiniz çaba yeterli olmuyor. Sadece yeteneğinizle bunu beceremiyorsunuz. Bu piyasaya girmek için çağın oluşturduğu sisteme dahil olmanız gerekiyor. Galeriler, medya, müzeler, sanat severler koleksiyonerler… Yine de kötümser değilim. Hatta kendimi şanslı hissediyorum. Bu süreçte birçok genç sanatçı arkadaşımın aksine benim etrafımda, tecrübeli, yol gösteren büyüklerim ve karşılıklı birbirimize güç kattığımız sanatçı dostlarım oldu.

Sanatta usta-çırak ilişkisine inanıyor musun?

Sanat, özgürlüktür. Ancak biz öğrendiklerimizin süzgecinden geçerek özgürlüğümüzü kazanırız. Ben taklit boyutunda kalmadığı sürece usta çırak ilişkisine inanıyorum. Ancak taklit evrilip özgün bir yapı olarak ortaya çıkamıyorsa, orada bir durmak lazım diye düşünürüm. Tartışmasız; İyi bir rehber, sanatçıya çok şey kazandırır.

Sana ilham veren, beğendiğin, kendine yakın gördüğün sanatçılar kimlerdir?

Diğer sanatçıları incelerken her zaman sanatçının eserlerini, içinde bulunduğu çağın imkanları, yaşam koşulları, toplumsal düzeylerine göre değerlendiririm. Dolayısıyla benim için bir sanatçının diğerinden daha önce geldiğini söyleyemem. Ancak etkilenme adına İngiliz Romantikleri’nin (özellikle; John Constable ve William Turner) ışığı kullanma şekilleri beni hep etkilemiştir. Ayrıca Peter Gric son zamanlarda sosyal medyadan takip ettiğim günümüz sanatçılarından.

Sanatın geleceğine ilişkin öngörülerin nelerdir?

Sanat, insanın var oluşundan itibaren olan bir etkinlik. İnsanoğlu var olduğu sürece de olacaktır. Ancak nasıl ki tarihte sanat; klasik, modern, çağdaş  gibi  farklı dönemler, evrimler geçirdi bundan sonraki geçireceği değişimin dönüşümün ve algının daha hızlı ve farklı olacağını düşünüyorum. Çünkü teknolojiyle birlikte ‘hız’ bütün yaşamımıza, yaşama etkinliklerimize girdi ve yeni boyutlar getirdi. Sanat da bundan payını alacaktır diye düşünüyorum. Sanatın üretiminde, sunuluşunda, pazarlamasında, algılanışındaki kriterler hızla değişmeye devam edecektir.

Arda Kıpçak hakkında

1986 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. 2004 yılında Hukuk Fakültesine başlayıp, 2010 yılında İstanbul Barosu'na avukat olarak kaydoldu. 2011 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa başladı ve J. D. Salinger’ın eserlerini psikanalitik açıdan incelediği bir tez yazdı. 2013 yılından bu yana İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında doktora yapmaktadır. Kitapçı, Kurşun Kalem, Libido, Düşünbil, 221B, Masa, Vapur ve Varlık dergilerinde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır.

Arda Kıpçak tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir