FANFICTION’LARIN İLHAM KAYNAĞI

YENİ ÇIKANLAR – İlk romanı The Song of Achilles (Achilles’in Şarkısı) ile ünlenen Amerikalı yazar Madeline Miller’ın yeni kitabı Circe (Ben, Kirke) Türkiye’de raflarda yerini aldı. Bu arada HBO da boş durmayıp Circe’nin TV uyarlaması için çalışmalara başladı.

Pek çok eleştirmenden tam not alan Circe, Good Reads okuyucuları tarafından da 2018’in en iyi fantastik romanı seçildi. Madeline Miller’ın bu romanı da her zaman olduğu gibi Yunan mitolojisine dayanıyor. Bu dayanağın gerekçesini onun Yunan mitolojisine olan hayranlığına bağlayabiliriz. Zira kendisine en çok sevdiği eserler sorulduğunda Homeros‘un İlyada ve Odyssey‘i ilk sırada yer alıyor.

Miller’ın bu kadar beğenilmesinin sırrının hikayenin orijinalindeki destansı yapıyı daha da kuvvetlendiren çarpıcı betimlemeleri ve karakterlerin duygularını Homeros’un anlatımına sadık kalarak yoğunlaştırması, diyebiliriz.

Romanlarının şiirsel yapısı okuyucuların da duygularını alışagelmişin dışında etkinleştirmesini sağlıyor ki son beş yılda yazılan fan fiction’lara (hayranlar tarafından bir yapıttan esinlenilerek yazılan hikayeler) baktığımızda çoğunun ilham kaynağının The Song of Achilles olduğunu görüyoruz.

Madeline Miller bizlere sıradan bir anın bile şiirsel bir hikaye ile paralellikleri olabileceğini ve basit duygularımızı nasıl yontup yaratıcı bir çalışmanın parçası haline getirebileceğimizi romanlarıyla gösteren 2010’ların en iyi yazarlarındandır.

İşte onun The Song of Achilles (Achilles’in Şarkısı) kitabından kısa bir alıntı:

Kısa boylu, çelimsiz ve babasının gözüne bir türlü giremeyen Patroklos, trajik bir kaza sonucu bir çocuğun ölümüne sebep olmuş ve Phthia krallığına sürgüne yollanmıştı. Bundan böyle Kral Peleus’un ve onun altın oğlu Akhilleus’un -“Yunanların en iyisinin”- gölgesinde diğer yetim ve sürgün çocuklarla birlikte büyüyecekti.

Akhilleus ki güçlü, güzel ve cesurdu, bir tanrıçanın, Thetis’in oğluydu. Zıt karakterdeki bu iki çocuk birbirlerine sadık arkadaşlar oldular. Aralarındaki bağ ve sevgi onlar . büyüdükçe güçlendi. Savaş ve hekimlik sanatını öğrenmek için at-adam Kheiron’un saklı cennetine yollandıklarında, Spartalı Helene kaçırılmıştı, Helene’i koruyacaklarına dair ettikleri yemine kanla bağlı olan Yunanlar, Troya’yı kuşatma planlarına girişmişlerdi.

Yarı-tanrı Akhilleus’un neslinin en iyi savaşçısı olacağını müjdeleyen kehanet onu karşı konulmaz bir biçimde savaşın ortasına çekiyordu, bu kadere boyun eğen Akhilleus ve Patroklos kendilerini bekleyen sona doğru yola çıktılar…

Aşağıdaki satırlar da Circe (Ben, Kirke) kitabından:

Ozanlar benden, –erkek– kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.

Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.

Ben, Helios’un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.

Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir