EDEBİYATTAN SİNEMAYA SİBERPUNK…

YENİ ÇIKANLAR –  Kabuktaki Hayalet filminin gösterime girmesiyle birlikte ‘Siberpunk nedir?’ sorusu da yeniden gündeme geldi. Siberpunk (Cyberpunk) sözcüğünü ilk kez kim kullandı? Sinemada Siberpunk filmleri, edebiyatta Siberpunk eserleri neler? İşte bu soruların yanıtları…

Siberpunk ya da siber çılgınlık, “yüksek teknoloji, düşük yaşam” şeklinde özetlenen bilim kurgu alt türüdür. Siberpunk, bilim ve teknolojinin çok ilerlediği, ancak insanların büyük kısmının yaşam kalitesinin çok düşük olduğu, bozulduğu, veya toplumsal düzenin radikal bir şekilde değiştiği bir dünya şeklinde değerlendirilir.

Cyberpunk” sözcüğü, literatürde ilk kez yazar Bruce Bethke’nin Amazing Science Fiction Stories dergisinin Kasım 1983 sayısında yayımladığı kısa öyküde yer aldı.

Bu tür, postmodern edebiyat dahilinde değerlendirilirken William Gibson’un 1984–1988 tarihli Sprawl üçlemesi siberpunk edebiyatın erken dönem örneklerinden nitelendirildi.

ROMANLAR, HİKAYELER VE MANGALAR

Bu minvalde bakıldığında türün en etkileyici örneklerinin de edebiyattan sinemaya uyarlandığını görürüz. Yapımcıların gözdesi ise daha çok Philip K. Dick romanları olur. Yazarın eserlerinden 1982’de Blade Runner, 1990’da ise Gerçeğe Çağrı uyarlanır.

Blade Runner’da insan ve insanın kendi suretinden ürettiği androidler arasındaki farklar anlatılırken ileri teknoloji şirketlerinin “tanrı” rolünü oynadığını görürüz.

Gerçeğe Çağrı’da ise hafızanın sahte anılarla yüklenmesi, kimlik kaybı, gerçeklik ile hayallerin birbirine karışması gibi motifler ve yine şirketlerin her şeye hâkim olduğu bir gelecek tasavvurunu buluruz.

Öte yandan edebiyat kadar Japon mangaları da siberpunk türünün hem matbuatta hem de beyazperde de serpilmesine neden olur. Kabuktaki Hayalet filmi bunun en son örneğidir. Söz konusu yapım ilk kez 1995’te Ghost in the Shell adıyla ve anime olarak karşımız çıkmıştı. Film, 9. Birlik özel görev gücünün başında yer alan, özel operasyonlardan sorumlu benzersiz saybörg hibritin hikayesini konu alıyor. Kendisini en tehlikeli suçluları durdurmaya adamış olan 9. Birlik, tek amacı Hanka Robotic’in siber teknolojideki girişimlerini yok etmek olan bir düşmanla karşı karşıya kalır.

Katsuhiro Otomo’nun 1998 tarihli Akira‘sını da bu minvalde unutmamak gerek.

Neuromancer romanının yazarı William Gibson’ın senoryosunu yazdığı 1995 tarihli Johnny Mnemonic ise edebiyatçıların da bu türe kayıtsız kalamadığını gösteren başka bir örnek olur. Filmde, verilerin insan beyninde saklandığı bir dönemde bir “veri kuryesi”nin öyküsü aksiyon formatında anlatılıyor.

Velhasıl, önümüzdeki dönemde de gereke edebiyatta gerek sinemada siberpunk türüne dair başka çalışmaları göreceğimizi şimdiden söyleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir