DOSTLUĞUN MAYASINDA İNSANIN KENDİSİ VAR

YENİ ÇIKANLAR – Helene Cixous, basit ama karmaşıklık içeren bir soru sorar: “İnsan, kendisini de içine katmadan armağan verebilir mi? Bir şeyi kelimeler olmadan bilinir kılmak mümkün mü? Suskunluk da bir konuşma” değil midir.

Hıdır Eligüzel – hidireliguzel@gmail.com

Cihan Ünal ve Can Gürzap yaklaşık yirmi yıl önce Cüneyt Türel ile birlikte rol aldıkları ‘Sanat’ oyununu Türel’in anısını da yaşatmak adına yeniden sahneliyorlar. Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Gencay Gürün’ün çevirip yönettiği oyunda Cüneyt Türel’in yerine Mutlu Güney rol alıyor. Yapımcılığını AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından üstlenilen oyunun sahne tasarımı Barış Dinçel tarafından gerçekleştiriliyor. Fransız yazar Yasmina Reza’nın deneyimlediği bir olaydan kotarıp oyunlaştırdığı Sanat’ta, satın alınan bir sanat eserinin odağında yirmi beş yılına uzanan dostluklarının, kendilerinin ve değişmekte olan dünyada sanat akımlarının hesaplaşmaları aktarılmaktadır. Sanat üç usta oyuncunun sahnede görmenin yanında, usta işi performansları nedeniyle de izlemeye değer. Sade dekorun ve basit öyküyü zenginleştiren, izleyiciyi oyunun içine davet eden biraz da oyuncuların işlerine dönük yoğun saygılarıdır.

Sanatın ne olduğuna dönük farklı karaktere sahip üç yakın arkadaşın fikir alışverişi bir süre sonra birikmiş suskunlukların ve söylenmemiş yargıların yardımıyla sert yüzleşmelere dönüşür. Eleştirilerinin, dostluğun kırılgan evrenini zorladığını görüyoruz. Yasmina Reza’nın oyunu yazdığı dönemin çok ötesinde bir noktada olmamıza karşın insanın duygusal ve düşünsel evreninin, kullanmakta olduğu araç- gereçler kadar geliştiğini söylemek mümkün değil. Reza, insanı ve onun yaratımı olan araçlara bağımlılığını ‘beyaz bir tabloyu’ oyunun dördüncü oyuncusu gibi sunarak aktarmaktadır. İnsanların giderek kendini, kendi çevresini üretmediği ama satın alarak sahip olduğu nesneler üzerinden tanımladığı tüketim çağı insanlarının örneklerini görüyoruz.

İLK SORU: KİMSİN SEN?

Oyunun baş aktörlerinin uzun yıllara dayanan dostlukları da araçsallaşan, performansa ve başarı kültüne dayanan yaşama biçiminden elbette etkilenmektedir. Dostluk her şeyin hız ve işlevsellik üzerinden ölçüldüğü post-gerçek dünyada kıt kaynaklardan biri haline geldi. Dostluk, kişinin bir başkasıyla kendi alanını, yarasını, neşesini ve mülkiyetini paylaşabileceğine dönük çağrı iken artık, başarı kültünden ölçülerek kurulan yeni personasını onaylayacak takipçilerden ibaret hale gelmiştir. Yeni birileriyle karşılaşmak mevcut kabul gören toplumsal ve kişisel doğruların içinde gerçekleşmektedir.  Kişiler bu düzenli ve güvenli ağlar içinde kimliğini kanıtlamış, mevcut şartlara uyum sağlayabilmiş karakterlerden oluşan sosyal ağlar oluşturmaktadır. Kendisinin benzer bir elemden geçerek o sosyal ağın parçası olduğu gerçeği apriori /önsel bir bilgi olarak bilincin derinliklerine itilmektedir. O yüzdendir ki tanışmalardaki ilk sorular genel olarak “kimsin sen?” etrafında şekillenir. Böylelikle ben ve yabancı bağlamı kurulur ve ilişki güvenlik çemberinin içine alınıp alınmayacağına ve yaşamına almasının marjinal faydasının ölçümlemesine gidilmektedir.

SAKLI TUTULAN SUSKUNLUK

Oysa ki dostluğun kurulduğu bağlam, tıpkı oyunun dördüncü oyuncu olan ‘beyaz tablo üzerindeki üç beyaz çizgiden oluşan’ resim ile örtüşmektedir.  Bir ilişkinin en az iki tarafı vardır. İnsanın yaşamının gerçekliğine ve kıymetine dair en önemli referanslardan biri başkasının ani ve davetsiz şekilde kendi özel alanına gelme olanağıdır. Kulağa garip gelse de bu olanak, kişinin sahip olduğu özgüvenin ifadesi olarak okunabilir.  Yaratıcı, dönüştürücü ve olgun bir davranış biçimi olarak aslında ‘dostun özel alana davetsiz gelme olanağının’ başlatıcısı konumunda bulunur.  Saf bir davetsizlik hali değildir söz konusu olan. Oyunda Marc, Serge ve Yvan’ın birbirlerinin hayatlarına dönük saklı tuttukları suskunlarının kaynağında, davetsiz gelen dostu konumlandıramama sorunu bulunduğu açıktır.  Dostuna bile hazır ve nazır bulunma zorunluluğu, onun karşısında dahi bilgili, derin, becerikli olma rekabeti ile ‘beyaz tablo üzerindeki üç beyaz çizgiden oluşan’ resmin anlamlandırma kaygısı modern yaşamın deposu gibidir.  Oysa Ahmed Arif’in Yalnız Değiliz şiirinde aktardığı gibi dostluğun mayasında insanın kendisi vardır.

“dostuna yarasını gösterir gibi,
bir salkım söğüde su verir gibi,
öyle içten
öyle derin
türkü söylemek, küfretmek…”

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir