DİSTOPYA ÇAĞININ KADINLARI

YENİ ÇIKANLAR – İş, arkadaşlar ve ev arasında gidip gelen ‘kurgulanmış’ yaşamımız ne kadarı bize ait olabilir? Her gün fotoğrafladığımız, anlattığımız ve uğruna kavgalara giriştiğimiz hayatımızın ne kadarını biz kontrol edebiliyoruz? Mesela bugün biraz daha geç kalkıp mesaiye geç gitme imkanımız var mı? Her yerde merhamet çağrısı yapanların aslında zalim olduklarını ifade edebilecek güçte miyiz? İnsanlar entelektüel bir tartışmada dile getirdiği argümanlarını artık daha sık ve her yerde söyler oldular: hepimiz bir simülasyonun içinde yaşıyoruz!

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Her simülasyon esasında bir gerçekliğe dayanmak zorundadır. Her türlü sanatsal ve kültürel üretim ‘gerçekliğin’ yorumsanmasına dayanır. Elbette yorumsama becerisi, sanat ve kültür yapıtının orijinalliğine zeval vermez. Yapıtın orijinalliğini bozan her türlü müdahale, kendilemenin (appropriation) becerilmemesine bağlıdır. İnsanın doğa ve insanlık ile kurduğu ilişkiyi kendileme sorunsalıyla birlikte değerlendirdiğimizde, giderek daha fazla tahribata yol açtığını görüyoruz. Ancak son on yılda bu durum o kadar genelleşti ki, hissedilir olmaya başladı. Dünya’daki yoğun düşünsel yargı distopik bir yaşamı sürdürdüğümüz şeklini aldı. Bu bakımdan, distopik, fantastik, kötümser eserlerin, tasarımların ve romanların entelektüel ortamı hakimiyeti altına kaçınılmaz.

Kendisini bir kurgunun içinde hissedenler için çağa özgü yeni distopik romanları iftiharla sunarım. Bu romanlar sadece içinde bulunduğumuzu hissettiğimiz kurguyu değil, olası kurgulara dair yaklaşımları da gözler önüne sermesi bakımından önemli. Daha önce hazırladığım Distopya Atlasları listemizle de birleştirebilirsiniz.

BİNA SHAH BEFORE SHE SLEEPS

Günümüz dünyasında Güney Batı Asya’nın başkenti Green City’de, toplumsal cinsiyet seçimi, savaş ve hastalık gibi nedenlerle, erkeklerin nüfus içindeki  oranı kadınlara göre endişe verici derecede düşük seviyelere gelmiş durumdadır. Hükümet, değişen bu nüfus yapısını ve halkını kontrol etmek için terörü ve teknolojiyi yönetiminin ana unsuru olarak kullanmaktadır . Tek hedef kadınların mümkün olduğunca çabuk ve çok çocuk sahibi olmasıdır. Bunun için kullanılan yöntemlerden biri de birden fazla kocaya sahip olmalarıdır. Duygusal nitelikleri köreltilen kadınların birer ‘kuluçka’ makinesine dönüştüğü Green City’de sistem dışında duranlar da var.

Direnen ve yeraltı kolektifinde yaşayan aynı zamanda sistemin parçası olmayı reddeden kadınlar var. En yüksek güçler tarafından gizlice korunan ve  sadece geceleri, ne yazık ki Green City’nin zengin ve elit kesimlerinin hizmetine sunulmuş bir çeşit meta.

Pakistan’ın yetenekli yazarlarından biri olan Bina Shah, bu distopya romanı ile günümüzün baskıcı Müslüman ülkelerinde kadınların hayatları ile ilgilenirken Margaret Atwoods’un Handmaid’s Tale (Damızlık Kızın Öyküsü) adlı kült romanının modern uyarlaması olarak okuyabiliriz. Kadının ve kadınlığın en nihayetinde yalnızca ‘üretim’ bedeni olarak gören dünyaların anlatısı açısından çarpıcılığını koruyor. Atwoods’un kendisini ve ardıllarını keşfetmek için iyi bir seçim olabilir.

LİNG MA SEVERANCE

Severance, Ling Ma’nın ilk romanı ve başarılı bir ilk romanın sahip olduğu çoklu okumaya açık bir eser. Onu tipik bir kategoriyle anmak elbette zor ve haksızlık olur. Ancak, postapokaliptik bir dünyadan seslendiğini söyleyebiliriz. Roman, başlığındaki çağrışımıyla modern kapitalizmin konaklama  mekanlarından biri olan plaza çalışanlarından biri olan Candace Chen’in hayatını anlatıyor. Her sanat ve kültür yapıtında yaratıcısının otobiyografik izlerini görmek mümkün. Roman, yazarın otobiyografik izlerine karşın esasında giderek yok olan bir kentin, New York’un, öyküsünü aynı zamanda New York’ta tek başına kalan Candace Chen’in Çin’deki ebeveynlerinin öyküsüyle birlikte ele alması nedeniyle farklı mekanları örtüştürmeyi beceriyor. Böylece, mekanların örtük öyküleri esasında kişilerin kendi öyküleriyle ilerliyor.

Fonda bir kentin ve olağanlaşmış yaşamın kendisinin yıkılışını izlerken, esasında modern çağın değerlerinin yıkıcılığını gözler önüne sunuyor. Roman, Asya ve Amerika arasındaki toplumsal uyumlaşmanın örneklerini sunmakla birlikte, Chuck Palahniuk tarafından yazılan Fight Clup (Dövüş Kulubü) romanındaki anlatıcının dünyasına odaklanmaktadır. gidiyor, eve gidiyor, uyuyor, sonra tekrar yapıyor. Rutin bir hayat sürüyor, bu yüzden ilk başta Shen Fever’in vurduğu zamanı fark etmiyor. Palahniuk’un dünyasında umut her zaman kişinin kendisinde saklıdır. Ling Ma’nın Severance’sı umudunu keşfetmek için kitaba ulaşmanız gerekecek.

ASHLEY –  LESLIE SAUNDERS THE RULE OF ONE

Gelecek Amerika’sında değişen iklim koşullarının yarattığı ortamda beslenme rejimini değiştirecek şekilde tarım yok olmuş durumdadır. Aşırı nüfusa karşın su yetersiz, tüm yiyecekler teknoloji desteğiyle üretilebilmektedir. Yokluk çağında olunduğu için her yurttaşın elinde bir mikroçip vardır. Bu mikroçiplerde yurttaşlara dair tüm bilgiler saklanmaktadır. Nüfusun dağılımı ve seyri hükümetin ana politikası durumundadır. Hükümet insanların üreme hakları dahil olmak üzere yaşam tarzlarını biçimlendirmektedir. Tüm toplumu kamera ve mikroçiplerle takip etmektedirler.

Her aileye sadece bir çocuk girebilir. 18 yaşındaki Ava Goodwin’in babası, başkalarının sahip olmadığı belirli lüksler ve imtiyazlar veren Texas Aile Planlama Departmanının başındadır.  Ailenin seçilmiş kızı olan Ava  ailesinin sahip olduğunu prestije uygun olarak seçkin bir üniversiteye gitmektedir. Şehrin elit ve yalıtılmış bir bölümünde yaşıyan Goodwinler büyük bir sırrın da sahibidirler. Ava’nın Mira adında özdeş bir ikiz kız kardeşi vardır.  Hayatlarında hatalara yer yoktur ve babaları, tek çocuklu bir ailenin bu yoldaşlığını mükemmel bir şekilde çıkarmak için onları yetiştirmiştir.

CHRISTINA DALCHER VOX 

Yine gelecek Amerika’sı ve kadınların odakta olduğu bir roman ile karşı karşıyayız. Christina Dalcher’in VOX romanında, tüm kadınlar ve genç kızlar günde 100 sözcükten fazlasını kullanmaları durumunda  elektrik çarpması sağlayan bir metal bileklik ile donatılmış durumdadırlar.

Sadece konuşmak değil, iletişimi sağlayacak her türlü araç yasaktır: Kalem, kağıt yasaklanmıştır. Kitaplar kilitlenmiş ve işaret dili ceza kapsamına alınmıştır. Kadınların dünyasına dönük tecrit sadece iletişim alanıyla sınırlı değil. Kısa sürede kadınların iş hayatından çekilmesi, yeni iş kurmalarına engel yasalar, genç kızların okuma ve yazmayı öğrenmelerini yasaklayan kurallar gündelik yaşama sızmaya başlamamıştır.

İlk hata nereden kaynaklanmıştı? Önceden ayarlanmış bir düzenin bozulma imkanı var mıdır? İnsanlık tarihi pek çok tarih ve coğrafyada ağır baskı araçlarına, çalışma kamplarına, kısıtlamalara tanıklık etmiştir. Her seferinde kendileri için bir çıkış bulmuş da olsa her seferinde apokaliptik bir evreni yaşamak ne anlama geliyor acaba?

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir