ÇAĞDAŞ SANAT NEDİR? MODERNİZM NE DEĞİLDİR?

YENİ ÇIKANLAR – Belge Yayınları’nın Hikmet Akyüz yayın yönetmenliğinde hazırladığı Conatus dizisi; birbirinden uzak olarak algılanagelen sanat ve siyaset bilimi alanlarını birlikte ele alan eserleriyle sanat eseri, sanatçı ve sanatseveri içinde bulundukları zamanın, geçmişin ve geleceğin tartışmalarıyla buluşturuyor. Nusret Polat’ın Sınırları Aşındırmak, Modernizm ve Çağdaş Sanat Üzerine  adlı kitabı da dizi kapsamında çıkan son kitaplar arasında okuyucularını bekliyor.

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Nusret Polat, Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev alıyor. Gençsanat, Plato ve Artist gibi sanat dergilerinde editör olarak çalışan, Polat, Çağdaş Sanat Konuşmaları adlı kitabın moderatörlüğünü ve editörlüğü üstlendi. On dört ayrı makaleden oluşan Sınırları Aşındırmak, esasında sanatın ve yeni bilginin ortaya çıktığı konumu irdeleyerek yola çıkıyor. Sanat dünyasının devrimci yaratımları, fikirleri esasında mevcut düzenin sınırları içinde kendisini koruyan ve bu sınırlara göre kendini biçimlendiren kişilerde ve eserlerde değil tam tersine sınırların varlığını, konumunu sorgulayan kişiler ve eserler sayesinde ortaya çıkmıştır.  Polat’ın sanat özelinde yeniliğin konumunu araştırırken önceliği epistemolojiye veriyor olmasının anlamını irdelemek gerekiyor. Modern Çağ, günümüz dünyasının kurumsal, ekonomik, düşünsel ve sanatsal paradigmalarının aklını ve davranış biçimlerinin ilk formlarına sahiptir. Modern Çağ’ın düşünsel, moral ve siyasal sınırlarını aşındıran mantık, Descartes ve Locke’un epistemolojisinin arkasındaki şüphecilik, esasında eleştirel düşüncenin özünü oluşturmaktadır.

Eleştirel okuma ve düşünme verili, mutlak ve evrensel olarak sunulan bilginin sorgu nesnesi  kılınmasıyla, bireyin ve kitlenin kendi aklını kullanma cesaretini işaret etmektedir. Aklını kullanma cesareti zamanla duygunun ifade edilmesine, siyasal kararların alınmasına ve sanatsal üretime yansıyacak şekilde radikalize olmuştur. Bilgi ister sanat alanında isterse siyasal alanda olsun sahip olduğu dönüştürücü etki mevcut disiplinin sınırları içinde kalamayacak denli yoğun ve gündelik yaşamı tetiklemektedir. Flaubert’in romanları, ayrıntılara ve ayrıntılı betimlemeler verdiği önem nedeniyle asıl olarak Hollanda gündelik resminin yansıması olarak değerlendirilmektedir. Böylelik Rembrandt’ın parçası olduğu Hollanda resmi, hem sanat disiplininin hem de mevcut siyasal sınırları aşarak Flaubert’in romanlarında yaşamaya devam etmektedir. Bu bağlamda, Modern Çağ’ın önemli icatlarından olan kategorizasyon esasında sınır kavramıyla var olur. Sanat disiplinlerinin ölçütleri, modern devletlerin konumları, yeni oluşan kurumların bütünü esasında kamusal ve bireysel alanları kontrol altına almayı amaçlamaktadır. Sınır bu bağlamda modern yaşamın, bireyin ve kurumların ne olduğunun tarifidir.

GERÇEĞİN KAYDI

Sınırları Aşındırmak içerdiği makalelerin birbirine boşluk yaratan kurgusu sayesinde farklı şekilde okumaya elverişli olmasıyla da okumayı diri tutuyor. Ancak genel olarak takip edilebildiği ölçüde Sınırları Aşındırmak, bir tür modern ve çağdaş sanat tarihi olarak okunabildiği gibi, makaleler arasında kendisini kaybedebilecek okur için labirent olarak algılanabilir. Ancak, buradaki temel sorunsal, sanat kitaplarına dönük okuma pratiğinin unutulmaya başlanan bir yanını anımsatmak: sanat eylemi hem sanatçı hem sanatsever açısından düşünme eylemini de beraberinde taşımaktadır. Düşünsel alt yapının genel olarak Çağdaş Sanat’a 1960’lardaki kavramsal sanat akımıyla geldiğini düşünürsek oldukça talihsiz bir açıklama yapmış oluruz. Aksine, modern sanatın kendisi çağının düşünsel, dinsel, siyasal tartışmalarına eserlerinde yer verdiği gibi, eserleriyle tartışmanın odağında durmuştur. “(…) [E]mpresyonizm yüzyılın sonuna doğru yeni bir realizm kavramına bizi ulaştırır. Empresyonistler [izlenimciler] çağın pozitivist bilimsel ruhundan etkilenmiş bir anlamda son “bilimsel kafalı” sanatçılardır. (…) Empresyonistler, gerçeği, hiçbir insani psikolojik etkinin altına girmeden olduğu haliyle anı anına kaydetmek istemişlerdir”[1]. Benzer şekilde, toplumsal, dinsel ve düşünsel iklimin sanatın nesnesine, yöntemine ve sanatçıların yorumlama tarzına etkilerini Vincent van Gogh’un kırsal çalışmalarında, ekspresyonistlerin (dışavurumcuların) doğaya dönme arzusunda, fütüristlerin teknolojiye olan tutkularında, sürrealistlerin (gerçeküstücülerin) bireyin iç dünyasına yönelmesinde görülebilir. Bu bağlamda sanatın, sanatçının dâhiyane ve biricik tekniğinin bileşimi olmasının ötesinde aslında toplumsal, siyasal ve bilimsel evrenin farklı teknikler ve araçlarla değerlendirilmesi olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

FARKLILAŞAN BEĞENİ PARADİGMALARI

Polat da benzer bir bakış açısını yansıtırcasına kitabında Aby Warburg’a özel bir yer vererek onun etkisinde bir sanat tarihi okuma yönteminin ‘bilinçdışı hafızayla ilgili radikal tarzda yeni sorular ortaya koyarak sanatın [başka türlü] anlaşılmasının önünü açtığını’ vurgular [2]. Sınırları Aşındırmak sanatın başka türlü anlaşılmasına dönük bir çaba olarak, Warburg ekolünü takip ettiğini söyleyebiliriz.  Warburg’un modern tarzda dolaşıma sokmuş olduğu ‘ikonoloji’ kavramı, sanat yapıtını, içinde bulunduğu kültürel ortamın çeşitli unsurlarını dikkate alarak analize ve yoruma tutmayı imler. Bu bakımdan, sanat eserinin estetikleştirilmesi, esasında, sanat camiasının dönüşen beğeni paradigmalarına bağlı olarak farklılaşmaktadır.

Polat, farklı makalelerinde sanatın modern ve çağdaş düşünsel noktalarını örnekleri ve düşünürleriyle birlikte ele almaktadır. Polat’ın makalelerinde değindiği kimi düşünür ve sanatçılar arasında Warburg, Duchamp, Miro, Picasso, Bahtin, Bacon, Beuys, Deleuze, Foucault, Viola sayılabilir. Bu sanatçılar ve düşünürler farklı araçlarla benzer bir mücadelenin içinde saf tutmuşlardır. Özgürlük lehine genişleyen hatta aşındırılan sınırlar. Zira ister toplumsal, moral, siyasal ve ekonomik sınırlar bireyin ve kitlelerin sahip olduğu özgürlük iradesini sakatlamayı böylece farklı disiplin araçlarıyla insanlığın evcilleştirilmesini amaçlamaktadır. Bu evcilleştirme modern ve çağdaş dünyada farklı araçlarla gerçekleştirilmiş son kertede bireyin kendisini evcilleştirmenin kaynağı olmuştur. Bu anlamda her şeyin herkese ve evrene dahil olduğu bir düşünsel ve toplumsal iklimde sınır olgusunun kendisi sentetikleşir.

Polat, son dönemde artan sanat tarihi, sanat sosyolojisi yayınlarıyla dirsek temasında olan eserinde Çağdaş sanatın Türkiye’deki serüvenine de ışık tutan iki makaleye yer veriyor. Makalelerden biri, Baksı Müzesi ve Miro, Baksı Müzesi’nin 2014 yılında Avrupa’da yılın müzesi ödülünü alması vesilesiyle hazırlanan kitapta yer almış durumda.  Baksı Müzesi, sadece sanat alanında değil, ekonomik ve toplumsal olarak da Türkiye’nin periferisinde olan Bayburt’ta yer alıyor.  Yerel ve ulusal sanatçıları, düşünürleri Bayburt’ta buluşturan Baksı Müzesi bu bağlamda ülkedeki kültürel ve sanatsal mesafelerin kapanmasına dönük önemli bir işlevi üstlenmektedir. Müzeye ödül olarak Joan Miro’nun Güzel Göğüslü kadın heykelini bir yıl süreyle sergileme hakkı verilmişti. Ödül’ün okumasını yaptığımızda Miro’nun temsiliyetine yoğunlaşmak zorunluluğu ortaya çıkıyor. Miro, Avrupa kültürünün, hâkim elitist burjuva estetiğin baskıcılığına ve sıkıcılığına karşı sadece sanatsal anlamda değil, zihinsel ve etik açılardan da yenilenme isteğinin bir parçasıdır.  Kullandığı malzemelerin nitelikleri nedeniyle de çelişkili gibi görünen maddeleri, düşünceleri iç içe geçirmekten çekinmez.

Türkiye’de Çağdaş Sanatın Öncüleri, Türkiye çağdaş sanatına dair kitapta yer alan ikinci makaledir. 1960’ların ikinci yarısını başat alan makale o yıllık dönemlerde Türkiye’de Çağdaş Sanatın aynı zamand da sanat algısının dönüşümünü referanslar vererek aktarmaktadır. Bu bakımdan, makale diğer makalelerin sahip olduğu alternatif sanat tarihi anlatısını Türkiye üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Türkiye Çağdaş Sanatı’nın elli yıllık macerasını kahramanları eşliğinde aktaran makalede Polat, önceleri çekinilen kavramsal sanatın, şimdilerde benzer kavram, malzeme ve sanatçılar etrafında oluştuğunu ve yazık ki rutinleştiğini ifade etmektedir. Polat’ın ifadesiyle rutinleşen sanatsal çabanın üretimi kadar, esasında sanatsal üretim ardında bulunan düşünsel zeminin sıradanlığıdır. Sanatın ve sanatçının toplumsal, kültürel ve moral dünyaya ilişkin ‘kaygısızlığı’, tarafsızlık adı altında sergilediği kayıtsızlığı doğal olarak düşünsel iklimin kendisini de verimsiz kılmaktadır.

Sanatçının kendi üretimini ve düşünsel evrenini besleyecek okumalara olan uzaklığı ne yazık ki, Türkiye’nin okuma ortalamasından farklı değildir.  Bu bağlamda, Sınırları Aşındırmak, sadece sanatseverlerin ve sanata ilgi duyanların edinmesi gereken bir eser değil; esasında sanat camiasını var eden, sanatçıların kendilerini de hedefe almaktadır.  Sınırları Aşındırmak, sadece sanat alanına dönük değil esasında zorlayan, eleştirel düşüncenin yöntemini oluşturmaktadır.


[1] Nusret Polat, Sınırları Aşındırmak Modernizm ve Çağdaş Sanat Üzerine, Belge Yayınları, İstanbul, 2017, ss.24

 

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir