BİZİM ÖTEKİ DUVAR’LARIMIZ

YENİ ÇIKANLAR – Ece Nada, The Other Wall sergisiyle ilk solo sergisini Pre- Art Space’de gerçekleştirdi.  Nada, solo sergisiyle kesişen tarihlerde, küratörlüğünü Rafet Arslan’ın yaptığı Tinsel Kuşatma kolektif sergisinde tuvali kullanış biçimiyle dikkatleri üzerine çekmişti. Tinsel Kuşatma’daki işlerin çoğunluğu doğrudan bedeni estetik bir anlatımla görselleştirirken, Nada, tavandan sarkıttığı ortası yarık tuval ile ressamların bedensel alanının devamında bulunan tuvali farklı bir şekilde forma dönüştürmüştü (Ece Nada, A Rupture in the Mare 4). Nada’nın bedeni işaret etmeden beden imgesi üzerine düşündüren üslubunu The Other Wall sergisinde de takip edebiliyoruz.

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

The Other Wall tek odada geçen bir öykü gibi tek odada gerçekleşen ancak odanın sınırlarının ötesini anımsatan bir sergi olmayı başarıyor. Bu bakımdan ‘diğer duvar’ esasında bir yandan fiziksel olarak galerinin kendisini anlattığı kadar çokça da sentetik duvarlarımıza göndermelerde bulunan bir sözcük oyunu. Oyun, Nada’nın sergisinde yol alırken kullanılabilecek imgelerden biri.  Tıpkı Alice’in Harikalar Diyarı’na düşmesi gibi sanatseverlerin Nada’nın evrenine girmesi için kapının eşiğini geçip galeriye dalması gerekiyor. Bir adım ötesi, esasında duvarın ötesi, Nada’nın deyişiyle öteki duvar.

Ne yazık ki, Nada, sanatseverleri Alice’in renkli, gülümseten macerasından çok daha farklı bir evrene taşıyor.  Galerinin aydınlık ortamında beyaz duvarlardaki kırmızı lekeler, yapıtlardaki farklı malzeme kullanımı daha ilk başta sanatseverleri tekinsiz bir ortamda olduğunu çağrıştırıyor. Yeni dalga korku/gerilim filmlerinin dar ve tek odalı atmosferinde olduğunu hisseden sanatsever yapıtlara yakından bakmaya başladığında birbiriyle bir arada düşünemediği farklı malzemelerin kullanıldığını hatta kimi malzemelerin yanmış halde bulunduğunu fark edebilir. Elbette Çağdaş Sanat’ta artık farklı malzeme kullanımı bir yenilik olarak görülemez. Ancak, Nada’nın The Other Wall sergisi için ürettiği yapıtlarındaki malzemelerin çoğunluğunu sokaktan, çöpler, arasından aldığını yakaladığımızda, malzemenin kendi öyküsünün olduğunu kavramak zor olmuyor. Sanatsever için sorunsal, malzeme ile sanatçının kurduğu bağın niteliğine ilişkin hale geliyor. Tek kullanımlık materyallerin gündelik yaşamımızı doldurduğu günümüz tüketim kültüründe ürünlerin renkli, cezbedici birer tatmin nesnesi olarak sunulduğunu ve tatminin sağlanmasıyla sıradan bir çöpe evrildiğini anımsadığımızda Nada’nın paletlerden, iplerden, form değiştirmiş malzemelerden ürettiği işlerin anlatısının genişlediğini söyleyebiliriz. Sokaktan ayrı ayrı duran malzemeler sanatçının yorumsanmasıyla galeri alanında olmasına karşın tekrar sokağı anımsatacak imgelerle yüklenmiş durumdadır.

Sanatseverin galeri alanında kendini güvende hissetmemesini sağlamak serginin bütünlüğünde apaçık şekilde yaratılmak istenen duygulardan. Oysaki galeri, sıradan bir apartman dairesinin bir odasından oluşmaktadır. Bu haliyle, The Other Wall gösterdikleri kadar göstermedikleri ama, sanatseverin zihninde, duygularında galeriye getirdiği imgelerin de yer değiştirmesine neden olmaktadır. Büyük bir şehirde ortalama bir evde bulunmanın verdiği güvene karşın, galeri tam bir korku sunmaktadır. Güvenin nesnelerle karşılanmaya çalışıldığı günümüz dünyasında, evlerin tek başına bu güveni sağlayamadığını deneyimlemiş durumdayız. Modern yaşamın önemli kurumlarından biri olan ‘ailenin’ aynı zamanda modernitenin bütün psikozlarını da barındırdığını hem ülke hem de dünya gündemine düşen haberlerde her gün okuyabiliyoruz.

Nada’nın sanatseveri düşünsel olarak galeri alanının dışına doğru ittiğini fark ediyoruz. Kapının eşiğinden ya da galerinin ortasından sergilenen yapıtlara baktığımızda, modern anlamda sanat yapıtını oluşturacak malzemelere sahip olmadıklarını düşünüp onları zihinsel olarak galeri alanının dışına mesela dışarda duvar dibine atmayı tasarlayabiliriz. Bu ‘doğru yerinde değil!’ fikri bir nokta sanatseverin konumun doğru olup olmadığını da sorgulatabilecektir. Elbette doğru konum, basitçe galeride olup olmamak değildir. Aslında evrendeki, bir başkasının hayatındaki yerinin sorgulanmasını ifade etmektedir. Bir anda Nada’nın yapıtlarıyla dolu tekinsiz galeri, sanatseverin kendisini düşünmeye başladığı bir psikiyatri kliniğine dönüşebilmektedir. Oda ya da bir psikiyatri salonu. Bu mekanların bütünün modern toplumun ve sistemin güvenlik mekanları olduğunu anımsarsak, Nada’nın hem yapıtlarını oluşturmak için kullandığı ahşap, tekstil, cam, boya, ip gibi malzemelerin hem de yapıtların bizleri modern olana karşı kuşkuya düşürmeye teşne olduğunu görebiliriz.  Galeride sanatseverin kendisinden başka bir beden ile karşılaşmıyoruz. Ancak, görmekte olduklarımız ve kullanılan malzemelerin taşıyıp galeride bütünlemeye çalıştığı bir beden var. Modern olmayan, ama modern dünyanın kendisine mazur kalmış beden imgesiyle karşı karşıyayız.  Mekânda bizden önce birinin var olduğunu böylece beden kuşkumuzu gerçekliğe çeviren bir diğer yapıt, Nada’nın galeri duvarına yazdığı kendi şiirinden anlıyoruz: When You Woke Up.

When You Woke Up

 

When you woke up
to scream
it was right there,
waiting

 

-for you-
The wetness

 

long gone, cold.

 

-Open your eyes-

There it is,

 

the trembling red.

Too long you waited

 

-for the night of a midsummer-

and now

 

there is nobody

but you

 

and this wall,
smiling for a piece of nothing.

Nada’nın The Other Wall sergisi, yıkıcılığın aynı zamanda kurucu, yaratıcı bir eylem olarak tarif edildiği sanat anlayışlarından, düşünsel yapılardan esintiler taşıdığını söylemek gerekir.  Ancak, serginin yüzeyindeki saldırgan ve tekinsiz evrenin yoğunluğuna katlanabilen sanatsever yapıtların ardındaki kırılganlıkları seçebilecektir. İnsanların ister tek tek isterse kitleler halinde olsun distopik bir gerçekliğe saplandığı günümüzde, yurttaşlar ve insanlar büyük anlatılar, aynı zamanda devletlerin gözünde The Other Wall sergisindeki bedenler gibi ancak travma anında görülebilinmektedir.

 

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir