BEN BİR AHLAT AĞACI’YIM…

YENİ ÇIKANLAR – Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan son filmi “Ahlat Ağacı” vizyona girdi.

Emre Balcı  emre.blc35@gmail.com

Anadolu’da yaygın olarak yetişen ve meyvesi yabani bir armuttur ahlat ağacının. Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı da bir nevi öyle kendisine has anlatım tarzı ve Anadolu gerçekliği ile karakterler öyle bir tat bırakıyor izleyici üzerinde. Bu gerçeklik içinde pek çok detaya değiniliyor aynı zamanda. Ceylan sanki bir romanı beyazperdeye taşımış gibi konuyu ince ince işleyerek mükemmel bir senaryo ile bizlerin karşısına sunuyor. Piyangocudan Sinan’ın telefonda konuştuğu arkadaşına, oradan Çan’a sıkışmış köylü kızı Hatice’nin hayallerine ve imamların yaşadığı ikilemlere kadar birçok şeye eli değmiş Ahlat Ağacı‘nın.

Nuri Bilge Ceylan’da bu filmde tarzının dışına biraz çıkıyor. Bir Zamanlar Anadolu’da veya Kış Uykusu filmlerinde görmeye alışık olduğumuz sinematografik yapı çok fazla yok, onun yerine diyaloglar üzerine kurulu bir şekilde ilerliyor film. Diyaloglarında kullanırken abartıya kaçılmaması ya da herhangi bir düşüncenin alında ezilmemiş olmaları yapımdaki başarıyı yükselttiği gibi izleyiciyi de sıkmıyor. Yer yer verilen güncel mesajlarda filme renk katan bir başka unsur olarak sinemaseverlerin karşısına çıkıyor.

Film aslında üniversite eğitimini bitirip Çanakkale’ye, hiç sevmediği doğup büyüdüğü yer olan Çan’a dönen Sinan’ın yaşamına odaklanıyor. Bu noktada Doğu Demirkol için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Kendisi Sinan karakteri için eşsiz bir seçim olmuş ve ortaya koyduğu performans ile parmak ısırtıyor. Cannes’da eğer “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alsaydı kesinlikle sürpriz olmazdı. Sinan karakteri ise bencillik ve kibir duygularını içinde barındıran etrafındaki olayların çoğunu eleştirel bir gözle değerlendirip küçümseyerek itici görünüyor olsa da yaşadığı duygusal bunalımlar ve kurtulma istediği onun doğal bir karakter olmasını sağlayan bir en büyük etken oluyor. Aynı zamanında hayatı boyunca yaşadığı problemler, dolasıyla sürekli hayallerini erteliyor olması da onu tipik bir Türk genci haline sokuyor.

POPÜLİZM ELEŞTİRİSİ

Sinan’ın çevresi ile olan diyalogları da filmin bir diğer önemli unsuru oluyor. Özellikle Serkan Keskin’in hayat verdiği taşralı yazar Süleyman ile yaptığı edebiyat ve taşra muhabbeti filmin en dikkat çekici bölümlerden birisini oluşturuyor. Popülizm eleştirisini ustaca diyaloglarla çok güzel bir şekilde işliyor Nuri Bilge. Bir diğer sohbet ise iki köy imamı olan Nazmi ve Veysel’le Sinan’ın yaptığı sohbet. Bir elma ağacında başlayıp köy kahvesine kadar uzanan ve son dönem Türk sinema tarihinde görülmesi güç bir dini eleştiri yapılıyor. Veysel, imamların geri kalmış, sorgulamayan, öğrenmeyen ve işine gelmeyen konularda konuşmak yerine kapatan, sürekli çıkarlarını gözeten yüzünü temsil ediyor. Nazmi’nin ise İslam’a karşı reformist yaklaşımı bilenen dogmalarında sıyrılıp farklı kaynakları referans olarak felsefi yönünü geliştirmesi de imamların aydınlık yüzünü başarılı bir temsili olarak beyazperde de hayat buluyor. Tabii bu sohbet esnasında Sinan’ın sorgulayan ve İmam Veysel’in yaptığı şeyleri yüzüne vurmaya çalışan konuşmasının mükemmelliği sahneye daha değerli kılıyor.

BABA OĞUL İLİŞKİSİ

Murat Cemcir’in hayat verdiği İdris karakteri ile Sinan arasında durumda filmin bir diğer temel taşı. İdris, bir öğretmen olmasına karşı toplumun ondan beklemediği şeyleri yapması, at yarışı tutkusu ve tutku yolunda kaybettiği para, itibar sürekli ön planda tutuluyor çünkü ailesi özellikle Sinan yaşadıkları her durum için İdris’i suçluyor. Öyle ki film boyunca her fırsatta Sinan babasına olan nefretini kusmaktan geri kalmıyor. Ancak filmin akışı içerisinde İdris de farklılaşıyor. Başlangıçta gösterilen ezik, herkes tarafından küçümsenen ve etrafını umursamayan vurdumduymaz karakter filmin sonuna doğru devleşiyor. Özellikle Sinan ile olan baba-oğul ilişkisi farklı bir boyuta çıkıyor. Babasından çok farklı olduğunu düşünen Sinan’ın nasıl aslında ona benzediğini  fark etmesi ve ona dönüşmesi etkileyici metaforlar ile anlatılıyor. Özellikle Sinan’ın bastırmak için her şeyi yaptığı kitabını hayatında en çok değer verdiği annesinin okumadığını ama kitaba karşı babasının bağını görmesi onun değişimini en çok tetikleyen etmenlerden birisi oluyor. 

Filmdeki her oyuncunun da rolünü kusursuz bir şekilde yansıttığını altını çizmekte fayda var. Yalnızca Doğu Demirkol ve Murat Cemcir’le kısıtlı değil bu durum. Hazal Ergüçlü kısa sahnesinde köyde yaşayan bir genç bir kadının yaşamını ve hayallerini oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor. Aynı şekilde Serkan Keskin oyunculuğu ile izleyicilere dokunmaya başarıyor. Bennu Yıldırımlar ise yarattığı öğretmen eşi karakterini ve yeni bir buzdolabı gibi maddi birkaç beklenti ile mutlu olan kadın tiplemesini çok iyi yansıtıyor.  Aynı şekilde diğer oyuncularda o yüksek standarda ulaşmayı başararak filmde alınan zevki üst düzeye çıkarıyor.

Filmdeki müzik kullanımı ise eleştirilebilecek bir noktalardan birisi olabilir. Film boyunca tek bir müzik kullanılması bazı sahneleri yavan bırakabiliyor ya da o atmosfere uygun bir durum oluşmasını engelliyor.

Yazının başında da belirttiğim gibi filmde değinilen pek çok unsur ancak bunların hepsine yazıda değinmek olanaksız özellikle spoiler vermeden bu çok daha zor. Uzun lafın kısası, Ahlat Ağacı, Nuri Bilge Ceylan’ın Türk sinemasına armağan ettiği en önemli yapıtlardan birisi olarak yerini alıyor. Özellikle son dönemde vizyona giren sığ filmler arasında ışık gibi parlıyor. Ayrıca 188 dakikalık süresi boyunca izleyici hiç düşürmeyen ve yer yer eklenen mizahi öğelerin ustaca kullanılmasıyla kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden birisi. Şimdiden izleyecek olan herkese iyi seyirler.

Emre Balcı hakkında

1995 yılında İstanbul’da doğdu. 6 yaşında okumayı öğrendi ve o günden sonra kitaplarla bağı hiç kopmadı. İlköğretiminin sonrasında Mecidiyeköy Anadolu Lisesi'nde okudu. Sinemaya karşı duyduğu ilgi özellikle Alfred Hitchcock’ın Arka Pencere filmiyle tanışmasıyla daha da arttı. Caz ve klasik müziğe olan sevgisi sayesindeyse çello ile tanıştı. Emre Balcı, halen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde lisans eğitimini sürdürüyor.

Emre Balcı tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir