Bazı yazarların kitapları neden satmıyor?

fotograf (20)Sayım Çınar, Türkiye’de yayıncılık konusunda yeni bir model yaratan Cinius Yayınları’ndan Diren Yardımlı’yla konuştu.

SAYIM ÇINAR – sayimc@superonline.com

Cinius Yayınları hem sektör içinde hem de edebiyat dünyasında artık herkesin çok yakından tanıdığı bir yayınevi. Ama yayınevinin vizyonunu ve temsil ettiği şeyi biraz daha açalım istiyorum. Cinius markası bir eksiklik miydi? Neden doğdu?

Cinius Yayınları 2006 yılında kuruldu. Bu yedi yıllık süre içinde 1300’den fazla kitap yayınladı. Sektör içinde Cinius markası bir eksiklik miydi diye sorarsak; evet bu bir eksiklikti. Ama daha ziyade, yayıncılığın geldiği noktada bir gereklilikti. Günümüzde gelişen teknolojik olanaklar ve iletişim koşulları sayesinde zaten dünyada yayıncılığın gittiği bir yöndü. Masaüstü yayıncılık, internetten kitap siparişi, talep doğrultusunda baskı teknolojisinin gelişimi böyle bir oluşumu başından beri destekliyordu. Bu yüzden klasik yayıncılık bakışının dışına çıkarak Türkiye’de bu modeli denemeye karar verdik.

Bu modelle birlikte kitabın matbaada basım koşulları da gelişti değil mi?

Eskiden bir kitabın basımına 1000, 3000, 5000 adet gibi sayılarla girmek gerekirdi. Oysa bir kitabın kaç adet satacağını baştan bilmeye olanak yok. Her yayıncının hayali elbette ürettiği bütün kitapların bir an önce satılmasıdır ancak gerçek ne yazık ki böyle değil. Kabaca bir örnek vermek gerekirse bir yayınevinin yayınladığı yüz kitaptan on tanesi baskı adedi kadar satar. Yani depolarda bekleyen ve satmayan yüz binlerce kitaptan söz ediyoruz. Biz bu noktada bu yapının baştan aşağı değişmesi gerektiğine inandık; ve kitapların yüksek adetlerle değil talep geldikçe basılıp sınırsız bir şekilde üretilebileceği bir basım sistemi geliştirdik. Ve bu doğrultuda bir baskı tesisi kurduk. Bunun sonucunda hem yayıncılık maliyetlerini düşürdük, hem çok seri üretim yapabilen bir altyapımız oldu, hem de çevrecelik anlamında müthiş bir kazanç sağladık. Bütün bunları birleşimi olarak da Ekopress diye bir kavram ürettik; yani hem ekonomik, hem ekolojik, hem de ekspres bir baskı sistemi.

Destekli kişisel yayıncılık Amerika’da ve Batı’da yaygınlaşmış bir sistem. Türkiye’de ise hala bir önyargı var. Sizin için bu önyargıyı aşmak zor oldu mu?

Elbette zor oldu ve olmaya da devam ediyor. Ama bunları da yapıcı bir şekilde ele alıp değerlendirmek gerekir. Kişisel yayıncılık artık günümüze çok yabancı bir kavram değil. Baktığımız zaman başta YouTube ya da Instagram gibi paylaşım siteleri olmak üzere, yüzlerce fotoğraf, metin ve müzik paylaşım platformları vardır; bunların hepsi aslında kişisel birer yayıncılık mecrasıdır. Bu açıdan bakıldığında zaten böyle bir yayınlanma yöntemi internet üzerinde çoktan oluşmuştu. Bizim tek yaptığımız bu “kişisel yayıncılık” kavramını gerçek dünyaya taşımak oldu. Her eserin nihai yargıcı tüketcisidir, yani okurudur diye düşünüldüğünde bu sistemde yadırganacak bir şey kalmıyor. İyi eserler okur tarafından ödüllendiriliyor ve okunuyor; kötü eserler ise geri planda kalıyorlar. Türkiye’de de algılar bu yönde değişiyor.

Yeni bir yayıncılık modeli olarak kendini kabul ettirme sürecini düşündüğümüzde bu oldukça zor oldu. Bir takım kıskançlıklar ve eleştirilerle yüzleşmek durumunda kaldınız. Sizi eleştirenlere şimdi nasıl cevap veriyorsunuz?

En başta büyük bir direnç vardı. Ama buna rağmen Cinius çok hızlı büyüdü. Bu süreç bizim için çokça anlatmayı ve ikna etmeyi gerektirdi. Bu yolla piyasaya iyi olmayan kitaplar çıkabildiği için eleştirilerin kısmen haklı olduğu taraflar da vardı. Ama diğer yandan yayıncılığın fikren değişmesini de sağladık. Dediğim gibi zaten internet ile birlikte her şey demokratikleşiyor. Cinius’u var eden aslında bir ön fikir olarak İz Edebiyat diye bir web sayfasıdır. Onu da biz geliştirmiştik, Cinius’un kitaplaşmamış, online bir modelidir. Bu yüzden kaçınılmaz olan şeye biz erkenden önayak olduk diyebilirim.

Cinius Yayınları’nda en fazla göze çarpan şeylerden birisi de kitap kapakları. Çok profesyonel yayınevleri bile sizin tarzınızda kitap kapakları hazırlayamıyor. Bu konuda nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Kitap kapağı gerçekten zor bir alandır. İş sadece bir tasarım işi değildir. Şöyle ki; yazarların gerçekçi olmayan ya da düpedüz yanlış ve aslında eserlerine zarar verecek taleplerinden onları vazgeçirmek için çok enerji harcıyoruz. Öyle bir denge bulmaya çalışıyoruz ki hem yazarını mutlu edecek, hem eserin içeriğini yansıtacak ve kitabın edebi kimliğine hakkını verecek, hem de okurların ilgisini çekecek. Bu zor bir dengedir ancak sürecin en can alıcı kısımlarından biridir. Bu aşamada verilecek kararlar bir kitabın kaderini olumlu ya da olumsuz yönde belirleyebiliyor. Kötü bir eser iyi bir kapakla satabiliyor, iyi bir eser kapağı kötü düşünüldüğü ve tasarlandığı için satmayabiliyor. Kitap kapağı hem bağımsız bir tasarımdır, hem kitabın içindeki metnin bir yansımasıdır hem de bir pazarlama aracıdır. Yazarlarımıza bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Cinius Yayınları’nda siz pek çok keşif yapıyor, yeni yazarlarla tanışıyorsunuz. Türkiye’deki bu yeni yazar profillerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazarlık çok fazla alt gruba bölünebiliyor. Edebi metinler üreten, akademik metinler üreten ya da eleştirel metinler üreten yazarlarımız var. Bunların her biri de kendi içinde türlere göre bölünüyor. Önemli olan yazarın kendisini belli bir tür içine oturtabilmesi, belli bir konuda eser verebilmesidir. Yani bilimkurgu yazıyorsa diğer kitaplarında da bu istikrarı koruması gerekir. İlk kitabında polisiye bir eser kaleme aldıysa, mümkün olduğunca geç bir tarihte; ne bileyim 7-8 tane polisiye romanı yayınladıktan sonra belki farklı bir tür kitap yayınlamayı düşünmeli. Her kitabında türden türe atlayan yazarlar başarısız olmaya mahkumdur. Hiçbir kimlik oluşturamazlar. Haliyle o zaman da kitapları satmıyor.

Cinius yalnızca ilk kitabını yazan yazarların dikkatini çekmekle kalmayıp daha önce farklı yayınevlerinden kitapları çıkmış yazarların da ilgi odağı haline gelmiş durumda. Onlara cazip gelen şeyler neler?

Her şeyden önce Cinius Yayınları kitabın bütün kazancını yazara bırakıyor. Dolayısıyla iyi satan bir kitapta bu sistem yazar açısından çok kârlı oluyor. Yüzde beş, yüzde on telif almıyor, dağıtımcı iskontosu düşüldükten sonra bütün kazanç olduğu gibi yazara dönüyor. Ama bundan da önemlisi belki de, kitabının satış rotasını takip edebiliyor olması. Yani kitabının hangi kitabevine, hangi dağıtımcıya gönderildiğini, kaç adet gönderildiğini online olarak istediği zaman takip edebiliyor. Böyle bir şeffaflık klasik bir yayıncılık deneyiminde çok hayati olmayabilir; ama yazarın kitabın yayınlanması için bir ücret ödediği bir durumda, bu bilgileri eser sahibiyle paylaşmak bizim moral görevimiz oluyor. Bütün bunların dışında kitabın, yapılan çalışmaların ve tasarımların bütün hakkı yazara ait kalmaya devam ediyor. Yazarlarımızla yaptığımız sözleşmeler bu konuda çok net.  Biz ona profesyonel bir yayıncılık ve pazarlama hizmeti sunuyoruz.

Klasik yayınevleri kendilerine gelen 10 dosyadan neredeyse 8’ini geri çeviriyor. Size böyle dosyası ret olup da gelen yazar çok oluyor mu?

Cinius modeliyle yola çıkmaya karar verdiğimizde bizim de varsayımımız doğrusu bu yöndeydi. Yani ret almış dosyalar için son umut kapısı olacağız diyorduk… Ama böyle olmadı. Özellikle klasik yayıncılığın bütün basamaklarıyla uğraşmak istemiyorum diyerek kitabını en kısa sürede çıkarmak isteyen yazarlarımız daha fazla oldu. Dosyalarını yazmayı bitirir bitirmez, herhangi bir yayınevine sunmadan, doğrudan bize getiriyorlar. Çünkü normal yollarla bastırmayı deneseler bu süre, duruma göre 1 ya da 2 yıl sürecekken, biz en fazla 2 ay içinde kitabı yayına hazırlıyoruz. Bunun yanı sıra daha önce kitabını klasik yayınevlerinden yayınlamış ama sonrasında bu işi ben artık kendim yapmak istiyorum diyerek kapımızı çalan yazarlarımız var. Elbette ret alarak gelen dosyalar da oluyor ama bu tür dosyaları da peşinen “niteliksiz” olarak değerlendirmeyi doğru bulmuyoruz.  Reddedilmiş öyle güzel romanlar geliyor ki kapımıza, okudukça niye reddedildiğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu noktada unutulmaması gereken bir şey var, o da nihayetinde her yayınevi ticari bir işletmedir ve en önemli kriter, kim ne derse desin, bir kitabın satıp satmayacak olmasıdır. Hiçbir yayıncı, satmayacak bir kitaba yatırım yapmak istemez. Bunu sürekli yaparlarsa, sonunda iflas ederler çünkü.  Herkes piyasa taleplerini gözetiyor ve satacağını düşündüğü kitaplar yayınlamaya çalışıyor. Dolayısıyla çok iyi kaleme alınmış ama bir sebepten ötürü satma şansı düşük bir kitabın kendine bir yayıncı bulması çok zor olabiliyor. Cinius Yayınları bu noktada önemli bir açığı dolduruyor diye düşünüyoruz.

Sizin ödül almış kitaplarınız da var.

2008 yılında bastığımız Berrin Gürcan’ın Çikolata Fabrikası adlı kitabı uluslararası bir tasarım ödülü ve “En İyi Yemek Kitabı” ödülünü almıştı. Sonrasında başka bir yayınevine Osmanlı deniz mutfağıyla ilgili bir kitap hazırladık. O da Book Gourmand 2012’nin en iyi balık ve deniz ürünleri kitabı ödülünü aldı. Yine benzer bir şekilde Dr. Oğuz Erkara’nın 100 Tarihi Lokanta kitabı 2010 Dünya Yemek Kitapları Ödülü – En İyi Rehber Kitap Ödülü’ne sahip oldu. Bunların yanı sıra Salim Nizam, Öykü Bozgeyik, Övgü Bozgeyik gibi öykü dalında ödül alan yazarlarımız da var. Tüm bu ödüller yazarları kadar bize de gurur veriyor ve sevindiriyor.

Başka dilde bastığınız kitaplar var mı?

İngilizce ve Norveçce kitaplar bastık. Tabii ki Türkçe kitaplara göre satış grafiği düşük oluyor. Bunun yanı sıra, İstanbul’a gelmiş bir yazarın deneyimlerini ve gördüklerini anlatan bir kitabını Türkçe çevirisini yayınladık daha yeni. Yani çeviri kitaplar yayınlamaya da başladık.

Yayıncılık çok tartışılan bir şey. Yayıncılar kitaplarını satamadıklarından, yazarlar kitaplarının dağıtılmadığından şikayetçi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de okur mu yok, pazarlayacak sistem mi yok?

Şu bir gerçek ki piyasada dolaşan çok fazla kitap var. Kitap okunma sayılarına bakıldığında da özellikle Avrupa ülkelerinin bir hayli altında kalıyoruz. Ama bildiğimiz bir gerçek de var; bazı kitaplar Türkiye’de de çok iyi satıyor. Dolayısıyla bütün faturayı okurlara çıkarmak, ya da okur yok demek haksızlık olur. İşi fazla basitleştirmek olur. Belki bu kadar çok kitabı karşılayacak kadar okur yok denebilir. Ama bu tüm dünyada kendini gösteren bir sıkıntı. Bütün yayınevleri sürekli yeni kitap çıkartır ve o çok iyi satacak kitabı bulmayı hedefler. Bana kalırsa en temel eksiklik yayıncıların ve bütün sektörün iyi örgütlenememiş olması. Mesela şöyle çok tartışmalı bir öneri atabilirim ortaya hemen. Kitaplar daha pahalı olmalı. Okurlar buna hemen itiraz edecekler şüphesiz ancak şöyle düşünmek lazım. Kitapların satış fiyatlar örneğinı %20 daha yüksek olduğu noktada yayıncılığın her alanında önemli bir kalite artışı yaşanır. Çevirmenlerin karnı doyar, yazarlar yazarak bir geçim sağlayabilir, yayıncılar satış ihtimali daha düşük ya da daha riskli kitaplara el atabilir. Kağıt kalitesi artar, tasarımcılara daha iyi ücretler ödenir, daha iyi tasarımcılar kitaplar üzerinde çalışır. Nihayetinde yüzde yirmilik bir fiyat artışıyla bütün piyasada ciddi bir canlanma yaratılabilir, daha güzel kitaplar ortaya çıkar ve nihayetinde okur bir kitaba 8 lira yerine 10 lira öder ama aslında bu işten en kârlı çıkan da o olur. Ama bu tür fikirlerin konuşulabilmesi için bile, yayıncıların başta örgütlenmesi ve birbirlerini sadece rakip olarak görmemeleri lazım.

İkinci eksiklik ise çeşitliliktir. Hâlâ piyasada aktif bulunan kitap sayısı konusunda gelişmiş ülkelerin çok gerisindeyiz. Şu an Türkiye piyasasında bildiğim kadarıyla 150 bin civarında kitap geziyor. Bu sayı yüksek gibi dursa da 70 milyon nüfusu olan bir ülkede 150 bin aktif kitap olması yeterli değil. Cinius ve bizimle birlikte destekli kişisel yayıncılık alanında faaliyete geçmiş yayınevleri bu eksiği kısmen de olsa gideriyor. Örneğin çok fazla akademik araştırma yayınlıyoruz. Dar bir okur kitlesi olan kitaplardır bunlar; dolayısıyla kolay kolay kendilerine bir yayıncı bulamazlar. Ama piyasada olmamaları da ciddi bir eksikliktir. Bunun yanısıra bu sistem sayesinde alternatif edebiyat denilen bir tür de öne çıkıyor. Cinius Yayınları’nın belki de piyasaya en büyük kültürel katkısı budur.

Cinius Yayınları olarak bir yeni uygulama daha başlattınız. Atlas Jet check-in işlemleri sırasında yolcularına Atlas Jet için özel tasarladığınız Jules Verne’nin Aya Yolculuk kitabını hediye ediyor. Bu nasıl bir proje, bahseder misiniz?

Bu biraz daha kurumsal olarak yayıncılık yapma kararımız doğrultusunda başlattığımız bir proje. Atlas Jet örneğinde olduğu gibi büyük ve kurumsallaşmış firmalar üzerinden, dünya klasiklerini ve Türk edebiyatını daha çok okura ulaştırmayı amaçlıyoruz. Bu gibi girişimler bir anlamda deney bizim için. Nereye doğru gideceğini zamanla göreceğiz. Sürekli bir deneme halindeyiz. Daha başka projelerimiz de var. Doğru ve başarılı bir yayıncılık yapabilmek için sürekli yeni şeyler deniyoruz.

Atlas Jet’den nasıl tepkiler geliyor?

Müşterileri ve yolcuları tarafından çok olumlu tepkiler aldıkları için memnuniyetlerini belirten geri dönüşler oldu. Bu yüzden projeyi devam ettirmeyi düşünüyoruz.

Siz bu gibi girişimlerle yeni şeyler denerken sonrasında taklit edenler de çıkıyor. Bu durum sizi üzüyor mu?

Hem üzüyor, hem zorluyor. Ama diğer taraftan iyi bir yanı olduğunu da düşünüyorum. Nihayetinde rekabetin olduğu bir piyasada daha iyi hizmet sunmamız gerektiği için okur-yazar kazançlı çıkıyor. Rekabet herkesi dinç tutar fakat ne yazık ki rekabet ile takliti birbirinden ayıramayan yayınevleri var. Zaman içinde düpedüz klonlarımız çıktı. Biz ne yapıyorsak aynısını kopyalıyorlar, üstüne bizi karalıyorlar, üstüne de piyasaya getirdiğimiz fikri kendi fikriymiş gibi lanse ediyor. Böyle olunca da iş biraz tatsızlaşıyor, can sıkıyor.

Herhangi bir önlem alıyor musunuz peki?

Eğer iş fikir hırsızlığına kadar uzanırsa mahkeme haklarımızı elbette kullanmayı düşünüyoruz. Ama henüz bu yola başvurmamızı gerektirecek bir durumla karşılaşmadık. Konuşarak uzlaşmak ve çözüm üretmek öncelikli tercihimiz. Uzlaşmanın sağlanamadığı noktada tüm yasal haklarımızı koruyoruz.

Pekala, yayınladıklarınız arasında sizi şaşırtan kitaplar oldu mu hiç?

Yani şöyle bir örnek geliyor hemen aklıma. Satış ağı bakımından ulaşılabilirliği öngörebilmek mümkün olsa da piyasada hangi kitap satar, hangisi satmaz bunu görmek mümkün değil. Nihayetinde okurun hür iradesidir burada bir kitabın kaderini belirleyen. Bu yüzden çok lokal bir konu hakkında yazılmış bir kitap satmaz diye düşünebiliyoruz ama ne oluyorsa, çok kısa bir sürede çok iyi bir satış rakamına ulaşıyor. İstanbul’un tarihi bir semtiyle ilgili bir kitap yayınlıyoruz ve olsa olsa o semt ve iyi ihtimalle de İstanbul içinde bu kitap satar diye düşünüyoruz, ama sonra bir bakıyoruz, Türkiye’nin farkıl köşelerinden yüklü miktarda siparişler almaya başlıyor. Bu gibi durumlar bizi şaşırtabiliyor.

Eğer klasik bir yayınevi olsaydınız bastığınız 1300 kitaptan yüzde kaçını düşünmeden basardınız?

Cinius Yayınları’nın anlayışı %100’ünü basıp her birine şans tanımak üzerine kurulu. Ama klasik bir yayınevi olsaydık nasıl bir değerlendirme yapılabileceğini söylemek çok zor. Şöyle ki; satış amaçlı tamamen ticari bir yayınevi olsaydık basacağımız kitaplar daha farklı olurdu, çok kaliteli kitaplar basan bir tür vakıf yayınevi olacağız dediğimiz noktada ise durum daha farklı olurdu. Neticede çok iyi kitaplar çok az satabiliyor, ne yazık ki çok kötü kitaplar çok iyi satabiliyor. Hal böyle iken hangi tür yayıncılık yapılacağına bağlı olarak verilecek bu karar değişebilir.

Yayınevinizden çıkan Sıla Yurtseven’in  İhanet isimli kitabı çok satanlar arasında değil mi?

Sıla Yurtseven 10 yaşında çok genç bir yazar. Dolayısıyla oldukça ilgi görüyor ve merak ediliyor. En büyük dileğimiz devamını getirmesidir. Yazarlığa erken başlamak elbette ki güzel bir avantaj, bu kadar erken başlamak daha da güzel bir avantaj.

Kardeşiniz Esin Yardımlı da çok genç yaşta kitap çıkarmıştı.

Evet, 2003 yılında Kitap Kahramanı isimli bir kitabı çıkmıştı. O zaman o da aynı yaşlardaydı. Ama onu biz yayınlamadık. Tamamen bizden bağımsız bir şekilde, internette paylaştığı yazılarını okuyan An Yayıncılık adında bir yayıncı tarafından keşfedildi ve kitabını bastı. Kitabı kısa sürede ikinci baskıyı da yaptı. Daha sonra Sonun Sonrası isimli ikinci kitabı Sosyal Yayınları’ndan çıktı. Şimdi 3’üncü kitabını yazıyor.

Kitabını çıkaran yazarlar doğal olarak çok heyecanlanıyorlar ve ilginin peşinde koşuyorlar. Kitaplarının piyasaya dağıtılmasını takiben halkla ilişkiler ile satış sonuçlarını merak ediyorlar.

Bir kere yazarların baştan çok büyük beklentileri olmamalı. Hele ki ilk kitabını çıkarmışsa! Yani biz yayınevi olarak hep şunun altını çizeriz; tek kitaplık yazar olmayın. Çünkü onlardan çok var piyasada. Bir yazarın başarısı sürekliliğine bağlıdır. Satış başarısı ise piyasada tanınmasına, kitapçının, dağıtımcının, okurun, herkesin artık o isimle aşina olmasıyla ilintili bir şey. Dolayısıyla tek bir kitap yazıp kitabım patlayacak ve çok iyi satacak diye bir beklenti içine girmek hiçbir yayınevi ve yazar için doğru bir yaklaşım değildir. Süreklilikle birlikte bir nitelik oluşturmak ve sonrasında bir şeyleri beklemek daha gerçekçi olur.

Böyle bir gerçekçilikten söz etmişken, geleceği düşündüğünüz zaman ne görüyorsunuz? Cinius Yayınları ile ilgili planlarınız neler?

Cinius Yayınları aslında yayıncılığın bir şekilde demokratikleşmesini sağlıyor. Piyasada belli isimlerinin önünün açılması için bir takım koşullar var. Bir yazar çok güzel yazıyor olabilir ama yayıncı satış ağını göremediği için politikası gereği yayınlamaz kitabı. Haklı olarak yayınlamaz çünkü zarar edeceğini düşünür kitaptan. Cinius gibi bir yayıncılıkta klasik yaklaşımın aksine iyisiyle, kötüsüyle piyasaya çok fazla yazar kazandırabiliyoruz. İyi ve kötüye piyasa karar veriyor; iyi olanı okuyor, tavsiye ediyor ve ödüllendiriyor, zayıf kalanları eliyor. Ama nihayetinde herkese bir şans tanınmış oluyor ve günün sonunda yeni yazarlar ortaya çıkıyor.

Bir de ajans fikriniz var. Bu yapılanmayla ilgili hedefleriniz nedir?

Ajansta yayıncılık ve kurumları bir araya getirmekle ilgili planlarımız var. İşimiz tasarım, edebiyat, metin yazarlığı olduğu için bilgi ve deneyimimiz ajans içinde de değerlendirmek istiyoruz. Yayınevimizin Kadıköy ofisi aynı zamanda ajansımızın da merkezidir ve birçok kurum için edebiyatla iç içe projeler yürütüyoruz.

Bu faaliyetler başladı mı?

Şu ana kadar yayıncılıkla birlikte eş zamanlı olarak yürüttük ajansımızı. Bazı firmalara özel tasarımlı kitaplar hazırladık, kendi yayınlarımızdan bazılarını o firmalar üzerinden okurlarına ya da potansiyel müşterilerine ulaştırdık. Ama daha geniş kapsamlı bir ajans çalışmasına hala açığız, bu yönde bir yapılanmayı sürdürmeye devam ediyoruz.

Cinius Yayınları aynı zamanda Yaratıcı Yazarlık Eğitimleri’ne devam ediyor değil mi?

Niyetimiz devam ettirmek ve bu eğitimleri yaymak. Çünkü her yazarın ciddi bir eğitime ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Böyle bir iş yapıyorsak, yeni yazarlara kapıyı aralıyorsak, o yazarları altyapısal olarak piyasaya hazırlamak da bizim görevimiz. Zaten bu eğitimlerin ana fikri de bu. Yazarlık, bir yanıyla son derece teknik bir iştir; bir tür metin mühendisliğidir. Dile, kurguya, kompozisyona hakimiyet gerektirir. Yani sadece yetenekli olmak, duyarlı olmak yetmiyor. Yazarlara profesyonel yayın dünyasına, yazarlık dünyasına girmeleri için gerekli eğitimi vermemiz gerekiyor. 

Kaynak: gercekgündem.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir