ANTİK TANRILARIN AMERİKADA İŞİ NE?

YENİ ÇIKANLAR – Starz Entertainment, Spartacus’ten sonra Neil Geiman’ın aynı adlı romanından uyarlama American Gods 2. sezon şimdiden merakla beklenmeye başladı. Peki nedir American Gods’ın derdi? İşte yanıtı…

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com

Yaratıcılığını Star Trek dizileri, Heroes ve Hannibal dizisinin yazar ve yapımcılarında Bryan Fuller ve Logan, Alien:Covenant ve merakla beklediğimiz Blade Runner 2049’un  yazarı Michale Green’in üstlendiği dizi; The 100 dizisiyle çıkış yapan Ricky Whittle ve A Series of Unfortunate Events, Sucker Puch ve Pompeii’den tanıdığımız Emily Browning’in yanı sıra X-Files’in Ajan Scully’si Gillian Anderson, Geleceğe Dönüş’ün George Mcfly’ı Crispin Glover ve en son John Wick’te gördüğümüz usta aktör Ian McShane ile 2017’ye damgasını vuran dizilerden biri oldu. Gözler şimdiden 2018’de ekrana gelmesi beklenen 2. sezonda… Biz henüz bu diziye başlamayanlar için (biraz spolier da içeren) bir yazı hazırladık.

AMERICAN GODS’IN KONUSU

Shadow Moon (Ricky Whittle) hapisten çıkmasına günler kala, karısı Laura Moon’un (Emily Browning) ölümü nedeniyle erken tahliye edilir. Yolda gizemli Mr. Wednesday (Ian McShane) ile tanışır ve hayatındaki tek önemli şeyi de kaybettiğinden Mr. Wednesday’in verdiği işi kabul etmek zorunda kalır. Mr. Wednesday’in bodyguard’ı olarak işe alınan Shadow Moon bir türlü anlam veremediği gizemli olaylar yaşanan bir yolculuğa çıkar ve kendini Antik Tanrıların, Modern Tanrılara açtığı savaşın ortasında bulur.

ANTİK TANRILAR VE MODERN TANRILARIN SAVAŞI

Antik medeniyetlere ve dinlere biraz ilgisi olan izleyici etrafındaki kuzgunlardan ve bir gözünün farklı renk olmasından Mr. Wednesday’in İskandinav Tanrı Odin olduğunu hemen anlayacaktır. Odin dışında dizi ilerledikçe farklı kültürlerden birçok tanrı ile karşılaşırız. Bunlardan en bilinenler Mısır Tanrısı Anubis ve Ibis, Hephaistos (Vulcan) ve Ostara (Easter/Paskalya) yanı sıra aşina olmadığımız Afrika Tanrıları ve Leprikonlar, cinler gibi pek çok yaratıkla da karşılaşıyoruz.       

Peki Modern Tanrılar da ne? Başta küreselleşme veya kapitalizmi temsil eden Mr. World’ün olduğu Modern Tanrılar, teknoloji, medya gibi insanları sistemin kölesi haline getirdiği ve taparcasına vazgeçemez haline gelen şeyler. E doğal olarak itibarlarını yitiren Antik Tanrılar, bu “Alegorik” Tanrılara savaş açıyor ve ortaya Amerikan Tarihine göndermelerle ve ironik metaforlarla dolu bir dizi ortaya çıkıyor.

*Yazının bundan sonrası spoiler içermekle birlikte diziyi anlama bakımından faydalı olabilir.*

ANTİK TANRILARIN AMERİKADA İŞİ NE?

Dizi tarih yazıcısı bilgi ve yazının Tanrısı Ibis’in her bölümde Antik Tanrıların Amerika’ya gelişini anlattığı bir öyküye yer veriyor. Amerika keşfiyle birlikte birçok farklı ırk ve kültürün bir araya geldiği kozmopolit bir devlet. İskandinav’ından tutun, Avrupalılar, Afrikalılar, Hintliler şimdiye kadar dizide karşımıza çıkan kültürler ve bu kültürlerin beraberlerinde getirdiği dinler ve Tanrılara yer veriyor. Bu Antik Tanrıların bir kısmı tabii ki baştan yeniliyor, asimile oluyor ya da unutulup gidiyor.  Varlıklarını sürdürebilmiş olanlarsa Jesus Christ (İsa) ve Ostara (Paskalya) gibi ya Modern dünyaya adapte olabilenler ve gittikçe ateistleşen dünyada halen ayakta kalabilenler ya da medya ve teknoloji ile anlaşma yaparak varlıklarını asimile olmuş bir şekilde devam ettirmeye çalışanlar. Bunlardan biri Vulcan (Hephaistos) Antik Yunan’ın demirci Tanrısı Vulcan marka mermi fabrikası olan ve franchise aldığını “power of fire”ı “firepower”a yani ateşin gücünü, ateş gücüne dönüştürdüğünü söyleyen ve eli silahlı Amerikan vatandaşları halen kendisine taptığı için halinden oldukça memnun olan bir Tanrı.

GÖNDERMELERLE, ELEŞTİRİLERLE DOLU BİR DİZİ

Amerikan Gods, göndermelerle ve geçmişten günümüze Amerikan toplumu, küreselleşme, kapitalist sistem, ırkçılık ve kadın-erkek eşitsizliğine dair vurucu eleştirilerle dolu. Yukarıda değindiğim Vulcan’ın hikayesi Amerikan milliyetçiliği ve bireysel silahlanmaya gönderme yaparken; Afrika’dan köle ticareti yapıldığı zamanlarda bir Afrika Tanrısının köle gemisinde belirip siyahilere Amerika’ya vardıklarında başlarına gelecekleri, maruz kalacakları muameleyi dönem dönem özetleyen konuşması ya da “nutuk“u ırkçılığa çok vurucu bir eleştiri niteliğinde. Kadın-erkek eşitsizliği de yine Etiyopya Tanrısı Bilquis (Sheba) üzerinden anlatılıyor ve Tanrıların neden modern dünya ile anlaşmaya zorlandığı bu öykü üzerinden metaforlarla veriliyor. Ostara’nın evindeki farklı mezheplere hatta ırklara ait birçok İsa figürü ise bir dinin bile ne kadar dallanıp budaklandığı, her mezhebin kendine göre bir İsa yarattığını esprili bir dille gözler önüne seriyor.

Arda Kıpçak hakkında

1986 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. 2004 yılında Hukuk Fakültesine başlayıp, 2010 yılında İstanbul Barosu'na avukat olarak kaydoldu. 2011 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa başladı ve J. D. Salinger’ın eserlerini psikanalitik açıdan incelediği bir tez yazdı. 2013 yılından bu yana İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında doktora yapmaktadır. Kitapçı, Kurşun Kalem, Libido, Düşünbil, 221B, Masa, Vapur ve Varlık dergilerinde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır.

Arda Kıpçak tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir