A. KADİR: ÇİÇEĞİ UMUDUMUZUN

YENİ ÇIKANLAR – Askerlerin, köylülerin, işçilerin, çocukların, kadınların, açlığın, yoksulluğun, sevginin, paylaşmanın, ekmeğin, denizin, dağın, ağacın, köyün, şehrin; varsa bunların dışında bir dünya, o dünyanın da şiirini yazmıştır A.Kadir. 

Attilâ Taş  attilatas@yahoo.co.uk

Mutlu olmak varken bu dünyada,
geceler geldi dayandı kapımıza,
olduk acımızla sarmaş dolaş,
bekledik düşümüzle koyun koyuna.

***

En önce babam işitmiş sesimi 
1917 yılı Temmuzu’nun güneşli bir sabahında. 
Sonra odaya birer ikişer dolmuş 
mahallemizdeki komşular. 
Sonra bir yatsı zamanı 
adımı Kadir komuşlar.

Asıl adı İbrahim Abdülkadir Meriçboyu olan ve “Yaşantım” adlı şiirinde doğum gününü böyle anlatan A.Kadir’in yaşamı ne yazık ki güneşli o temmuz sabahına hiç mi hiç benzemez. 8 yaşında babasını kaybedince yoksullukla iyice tanış olan A.Kadir liseye kadar zar zor okur ve geçim sıkıntısından Kuleli Askeri Lisesi’ne girer. İlk şiirini ölen annesine yazar, lise ikinci sınıftadır ve yaşamının değişmesine bir yıl kalmıştır. Lise son sınıfta Nazım’ın şiirleriyle tanışması A. Kadir’in yaşamının dönüm noktası olur.

Ve Harp Okulu… Gizli gizli okunan Nazım şiirleri ve ihbar; Ocak 1938. İşin içine olaylardan hiç haberi olmayan Nazım’ı da karıştırırlar. Nazım askeri kişileri askeri isyana teşvikten, A.Kadir ve arkadaşları ise askeri isyandan yargılanır. Nazım 15 yıl, A.Kadir ise 10 ay hapse mahkûm olur. A.Kadir bu olayı 1938 Harp Okulu Olayı ve Nazım Hikmet adlı kitabında ayrıntılarıyla anlatır. Nazım ile mahkeme salonunda başlayan dostlukları Ankara Cezaevi’nde de devam eder. “Ankara Cezaevi’nde aylarca beraber kaldık. Yaşama olan bağlılığı, insan sevgisi, dostluğu, alçakgönüllülüğü, memleket severliği,  halkına düşkünlüğü, direnmesi bütün bunlar bende derin izler bıraktı” diyecek;  Nazım ise bir arkadaşına gönderdiği mektupta şunları yazacaktır A.Kadir için, “A.Kadir ’i pek severim. Yüreğimin başında oturan insanlardan biridir. Onun yüreği halis bir şair yüreğidir.”

Cezaevi ve askerlik derken 1941’de İstanbul’a döner ve Hukuk Fakültesine girer. İkinci Dünya Savaşı’nın tüm dünyayı kasıp kavurduğu yıllardır. Toplumcu sanatçılarla Yürüyüş adlı bir dergi çıkarmaya başlar. Derginin her sayısında sağ cenahın saldırıları biraz daha artar. Orhan Seyfi Orhon, Çınaraltı dergisinin 23 Ocak 1943 tarihli 70. Sayısındaki ‘Allah Rahatlık Versin’ adlı yazısında, A.Kadir’ in ‘Bir İnsan’ adlı şiiri için ağır bir eleştiri (!) kaleme alır. Aynı yazıda A.Kadir ile birlikte İbrahim Sabri takma adıyla yazan Nazım Hikmet de ihbar edilir. İhbarlar birbirini kovalarken Tebliğ adlı kitabını çıkarır A.Kadir. Savaşın acımasızlığının, insan sevgisinin, özgürlüğün ve ekmek kavgasının yalın ve gerçekçi bir dille anlatıldığı kitap ilericilerden aldığı övgüler kadar, karşıtlarınca da ağır eleştirilere uğratılır ve toplatılır. Sonrası gözaltılar, mahkeme ve sürgün.

Önce Aydın, Muğla, Balıkesir.
Önce bizim yiyemediğimiz bal gibi üzüm, incir.
Önce bizim yemeğimize girmeyen bal gibi zeytinyağı.
Sonra gene bir sıra dağ.
Sonra gene Konya Ovası, Adana.
Sonra hiçbir vakit gülmemiş olan Orta Anadolu toprağı.

Yaşamının neredeyse 5 yılı sürgünde geçer. Muğla, Balıkesir, Konya, Adana, Kırşehir. Bu dönem en üretken olduğu dönemdir, fakat baskıdan ötürü şiirlerini kendi adıyla yayınlatamaz. Kimi şiirleri Gün, Pınar, Yığın gibi dergilerde Ali Karasu takma adıyla yer alır. Bu şiirlerde Anadolu’nun, Anadolu insanının yoksulluğu, acıları ve inadına insan sevgisinin yanı sıra yoğun bir hasretin izlerini de görürüz.

Sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,
Ben burda en büyük çileyi doldurayım,
ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.
Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur,
ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.

1947 yılında sıkıyönetim kalkınca İstanbul’a doğru yola çıkar. Ankara – İstanbul treninde şu satırlar dökülür kağıda.

İstanbul, gene çalıyorum kapını,
bana bir yerin var m,
şöyle kıyıcığına kıvrılsam.

İstanbul’a geldiğinde pek bir şeyin değişmediğini görür. Çalıştığı işyerlerine, şiir gönderdiği dergilere baskılar yapılır, hiçbir yerde tutundurtmazlar. O da farklı alanlarda çalışmalar yapmaya başlar. Azra Erhat ile Homeros’un ‘İlyada ve Odysseia’sının o eşsiz çevirisini yaparlar. Daha sonra aynı güzellikte Hayyam’ı günümüz şiir diliyle Türkçeye kazandırır; Mevlana ve Tevfik Fikret’i günümüz diline uyarlar. Bütün bu çalışmalar büyük beğeni toplar ve peş peşe baskıları yapılır. Ama diğer baskıları da peş peşe gelmektedir. Son noktayı 12 Eylül koyar ve A.Kadir o sabah gözaltına alınır. “Tüm yaşamın suç” derler. İki aylık gözaltından sonra serbest kalır ancak artık hasta, yorgun ve 63 yaşındadır.

Yirmi yaşında hapse düştüm.
Yirmi beşinde sürgü oldum.
Yıllarca gençliğimi saçtım Anadolu  topraklarına.
Bir yokuşu yıllarca idim çıktım
döke döke kanımı bir ekmek parasına.
İşte bugün 63 yaşındayım.
Bakıyorum gökyüzüne bugün gene
demir parmaklıklardan.

Askerlerin, köylülerin, işçilerin, çocukların, kadınların, açlığın, yoksulluğun, sevginin, paylaşmanın, ekmeğin, denizin, dağın, ağacın, köyün, şehrin; varsa bunların dışında bir dünya, o dünyanın da şiirini yazmıştır A.Kadir. İlhami Soysal’ın dediği gibi, dün de, bugün de halkın, insanların şairidir O. Acılarla olduğu kadar yaşama sevgisi ve direnciyle de sarmaş dolaş olan A.Kadir 1 Mart 1985 yılında dönüşü yok sanılan o yola koyulacaktır bu kez. Oysa yazdıkları ve yaşadıklarıyla çoktan insanlığın “mutlu olma” mücadelesinde mecburi hizmete memur edilmiştir. Kurtulduk sananlar fena halde yanılır.

Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım
Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek
Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık
Nerde yalan dolan gördüysem kızardım
Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan
Ardına kadar açtım çocuklara kapıları

Kimi unutmalar ölümün tastamam kendisi oluyor. A. Kadir’e ve dahi mutlu bir dünyaya hayalini hayatlarıyla besleyenlere dair unuttuğumuz her dize, soldurduğumuz her desenle biraz daha dalından koparılmış bir zerdaliye benzeyecek ömrümüz. Meselası odur ki  ‘Bir Kayısı Ağacı’ şiirini okumadan göçmeyelim; bizim de bir damla suyumuz olsun zerdali dallarıyla bezeli bir dünya umudu çiçeğine.  Yaşasın çiçeği umudumuzun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir