YA KENDİMİZ OLACAĞIZ YA KARŞITIMIZ!

a. hıdır eligüzel 21 Eylül 2017 0
YA KENDİMİZ OLACAĞIZ YA KARŞITIMIZ!

YENİ ÇIKANLAR – Ancak Anka Kuşu’nun kanatlarında ulaşılabilinen Kaf Dağı için pek çok söylence dilden dile dolaşsa da Dağ’da yaşananlara dair bilgilerimiz henüz çok kısıtlı. Canan bu kısıtlı bilgimizi genişletecek işlerini 12 Eylül -24 Aralık 2017 arasında İstiklal Caddesi’nde bulunan Arter Galeri’de sanatseverlere sunuyor.  Serginin basın toplantısı ve basın ön gösterimi geçtiğimiz gün Arter’de gerçekleşti. Küratörlüğünü Nazlı Gürlek’in üstelendiği serginin şimdiden yoğun katılımlarla ilerlediğini söylemek mümkün.

A. Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Kaf Dağı’nın Ardında sanatçının yirmi yılı aşan sanat yaşamından eserleri içeren kapsamlı bir sergi olması bakımından önemli. Erken dönem eserleri ile bu sergi için ürettiği çalışmaları birarada bulacağımız sergi, Arter’in üç katına yayılmış şekilde. İlk katta Cennet, ikinci katta Araf ve en üst katta Cehennem tasarımlarıyla sergi zihinsel mimarimizi yapısöküme uğratmaktadır. Oysa ki Cehennem aşağıda Cennet ise yukarıda anlatılagelmiştir. Ama burası Kaf Dağı’ının Ardı. Burası Canan’ın kanatlarında ulaştığımız Kaf Dağı. Heykel, fotoğraf, baskı, nakış, video, yerleştirme ve minyatür gibi farklı repertuvarların oluşturduğu bu sergiyi kaçırmayın. Cinsel, zihinsel, fiziksel ve moral farklılıklarımızın yanı sıra bağımlı bir özgürlük anlayışıyla debelendiğimiz sentetik dünyamızdan sıyrılma, özgürleşme umudunu da içinde barındıran bir sergi.

Cennet Bizim Vicdanımızda Saklıdır

Ursula Le Guin, Çocuk ve Gölge makalesinde masallar, rüyalar ve mitolojiler bize sembollerle ulaşırlar. Biz onların anlamlarını sezinleriz. Bu yolculuklarda çeşitli kahramanlar vardır. Bu kahramanların bazıları iyi bazıları ise bize kötü olarak görünür. Tüm yolculuklarda olduğu gibi masallarda, rüyalarda ve mitlerde aslında kendimizi bulmaya doğru bir meyil vardır. Her masalın veya rüyanın  sonunda kendi kusurumuzun ya da gücümüzün farkına varayamayabiliriz. Korkularımız, cesaretimiz, sevinçlerimiz, ilençlerimiz bize doğrudan bir duygu olarak değil masaldaki veya rüyadaki semboller aracılığıyla yansır.

Cennet 2017 Heykel Tül, payet, ip, kumaş, zil, ışık kaynağı, döndürme mekanizması. Değişken boyutlar...

Cennet 2017 Heykel Tül, payet, ip, kumaş, zil, ışık kaynağı, döndürme mekanizması. Değişken boyutlar…

Cennet katındaki eserlerden biri kadın memelerinden süzülen sütün aktarıldığı videodur: Çeşme (200). Kadının fiziksel bir niteliğinin olmasının ötesinde duygusal ve zihinsel duyuları harekete geçirir. Kendisiyle bağ kurmuş olan ‘öteki’ ile kurulan bu bağ, doğası gereği insancıl, empatik ve dayanışmacıdır. Sütün yaşamın kaynağı olarak okunabileceği bu çalışma özelinde Canan’ın yaşamın dönüşümündeki itici gücü kadınlık fikrinin dönüşümüyle ilişkilendirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü kadın bedeni sanat tarihinde uzun süre ataerkil imgelerin uzantısı olarak kabullenebilinmiştir. Çıplak sergilenmesinin yanında kutsallaştırılp ikonik imgelerle doldurulmuş her şekilde sürekli bir kadın bedeni gösterilmesine karşın kadınlık hallerine gerçekçi bakışı sağlamaktan sakınılmıştır. Eser pek çok örneği olan çeşme adlı eserlere de gönderme yaparken sanat camiası içinde de geçmiş, gün ve gelecek açısından bağlantılar kurmaktadır. Böylece kadının bedenin yalın şekilde sergilendiği video aracılığıyla sadece kadınların değil, erkeklerin ve diğer cinsel yönelimlerin de bir arada olabildiği bütünselci bir evren tasarlar sanatçı.

canan3

Hayvanlar Âlemi 2017 Yerleştirme Payet, kumaş, elyaf, ip

Canan bizleri daha ilk adımda Cennet ile karşılaştırdığı sergide toplumsal ve moral bilgilere gömülü olan normatif düzenin karşısına işleriyle dikilir. Serginin ilk katının Cennet olmasının ve yukarı çıkıldıkça Cehennem katına ulaşmamız serginin yapının mimari içeriğiyle sergiye dahil olmasını sağlamıştır. Cennet aslında insanlığın tüm renkli söylemlerine karşın kendi gölgesiyle birlikte bütünlenebilir. Gölgeler insanlığın bilinçaltına ilişkin birikimlerini, yargılarını ve doğrularını içermektedir. Canan Hayvanlar Alemi ve Cennet arasına insanı bir icat olarak Çeşme’yi konumlandırarak, cennet söylemlerinde dıştalanan veya etkisizleştirilen dişil nitelikleri söylencelere katar. Ancak, mesele sadece kadın eli değimiş bir cennet tasarımı değil, cennet söyleminin eşitlik paydasıyla  yeryüzüyle konumlandırılmasıdır. Aynı katta sergilenen video çalışmasında bu arzunun önemini vurguluyor : Ay Işığında Yıkanan Kadınlar (2017).

Ay Işığında Yıkanan Kadınlar 2017

Ay Işığında Yıkanan Kadınlar 2017

Araf: Kendi aynamıza bakmak

Her katı koruyan bir figür vardır. Araf katını Şahmeran (2011) eseri koruyor. Sanatçı Araf katını cennet ile cehennem arasında konumlandırarak İslami Teoloji’nin unsurlarını kullanmasına karşın, Şahmeran’ı şifayı ve zehri kendinde barındırması bağlamında değerlendiriyor. Şahmeran, insanlığın kendisini imler. İnsanlığın eylemlerinin, arzularının, düşlerinin hedefinin şifa mı yoksa zehir mi olduğunu yine kişilerin ve insanlığın birikiminin yanıt vereceğini ifade eder. Araf katında bulunan Kuş Kadın (2017) çalışması da Simurg efsanesi üzerinden insanlığın öyküsünü aktarır. Bilindiği gibi yeryüzüne bereket bahşedeceğine ve dünyayla gökler arasındaki birliği sağlayacağına inanılan Simurg’un Kaf Dağı’nda yaşadığını düşünen kuşlar, ona ulaşmak için yola çıkarlar. Büyük bir kitle olarak yola çıkan kuşlardan sadece otuz kuş Kaf Dağı’na ulaşabilir. Çünkü, kimileri hırslarına, çıkarlarına, kışkançlıklarına kapılarak ekipten ayrılırlar. Kaf Dağı’na kendilerine cennetten bir yurt vereceklerine inandıkları Simurg’u göreceklerine inanarak varırlar. Ancak görebildikleri tek şey kendileridir. Simurg Arapça ‘otuz kuş’ demektir zaten. Böylece sadece insanlığın değil, doğanın kurtuluşuna dönük lider arayışının aslında beyhude bir çaba olduğu, kurtuluşun ancak kişinin kendisinde ve çevresinde oluşturabileceği dayanışmacı ağlarla olabileceğini okuruz. Kendilerinden üstün bir kurtarıcı arayanlar için Lacancı bir ifade ile kendi aynamıza bakmamızı önermektedir. Kendi yarattığımız düşünsel, duygusal ve moral sınırların içinde debelenip durmamıza karşın, kendimizin de sınıra dahil olduğumuzun farkına varmamız gerektiğini imlemektedir.

canan_sahmeran

Şahmeran 2011 Minyatür Aharlı kâğıt üzerine altın ve asetat üzerine fotoğraf baskısı 67 x 91 cm (çerçeveli)

Sanatçının iki eleştirel yüklü eseri yine Araf katında sanatseverleri bekliyor. Modern çağın mekânsal kurumlarını ele aldığı çalışmalarında insanların toplumsal değerlendirme ve yargılamaların sonucunda kapatıldığı ‘tek kişilik’ evrenlerindeki süreçlerini inceliyor. Kapatılma süreçlerinin ekonomik olarak topluma oldukça yüksek maliyetlere neden olmasına karşın bu türden uygulamalar devam etmektedir. Bu uygulamanın nedenlerinden en belirgin olanı toplumun ikna ve zor aracılığıyla disipline olmasından görmekteyiz. Zora ve iknaya dönük olarak kişilerin kendisine dönük bakışları aynı zamanda psikolojik, toplumsal ve moral nitelikleri olan mücadeleleri çağrıştırır. Sanatçının Şeffaf Karakol (1998-2008) ve Dışarıda Çok Kötülük Var (2017) bu okumalar üzerinden gözlemlenebilecek çalışmalardandır.

Bu Dünya’dan Başka Cehennem de mi Var?

Cehennem katına çıktığımızda artık karanlık bir dünya ile karşı karşıya kalıyoruz. Cehennem Katı’nın koruyuculuğunu  Şehretün’nar yapıyor. Şehretün’nar dört bin yüzü olan ve her bir yüzünden ayrı bir anlam okunan bir cinler anasıdır. Diğer çalışmalarda olduğu gibi bu yapıtta da Canan kendi suretini  kullanarak, mittin öyküsünü ve eleştirisini kendisinden kurgulayarak işe girişmektedir. Cehennem Katı Garâibü’l Mevcûdat yerleştirmesiyle sonlanıyor. Işıkların kararmasıyla ortaya çıkan figürler Şehretün’nar’ın farklı yüzlerini, imgelerini temsil ediyor. Garâbü’l Mevcûdat’ı oluşturan eserler tek tek farklı ifadelerin, kavramların ideal tiplerini oluşturmasına karşın, ışıksızlığın odayı sardığı anlarda salondaki diğer katılımcılardan soyut olarak eserlerle baş başa kalınıyor. O anlarda zihinlerden geçen düşüncelerden birinin ‘hangisi benim süretim’ olması şaşırtıcı değildir.

Garâibü'l-mevcûdât 2017 Yerleştirme Kumaş, fosforlu boya

Garâibü’l-Mevcûdât 2017 Yerleştirme Kumaş, fosforlu boya

Her efsanenin hatta gerçeğin yaşamda bir karşılığını aramak beyhude bir çaba olabilir. Simurg efsanesinde olduğu gibi çabanın hedefi olan güç belki de uzak dağların ardında aranmayacak kadar yakında, kendimizdedir. Elbette bu tüm her şeyi kendimizin yapabileceğini iddia eden benmerkezci söylemlere dönüşme tehlikesini de barındırmaktadır. Canan’ın sergiyi iki olgunun eleştirisi üzerine kurgulamış olduğunu söyeleyebiliriz. Birincisi elbette söylencelerin dolaşımını kendi ekosistemi için yeniden kurgulayan iktidara yöneliktir. İktidarın modern çağın kendisinde çok özneli bir hal aldığını, hatta rıza ve zor stratejileriyle içselleştirildiğini söylebiliriz. Eleştirinin odağında olan ikinci olgu kişinin kendisidir. Özellikle makro boyuttaki ‘kötülüklerin’ sahiplerine dönük eleştiriler farklı platformlarda ve şekillerde devam ediyor. Ancak en çok unutulan veya gözardı edilen nokta bu kötülüklerin içinde bizlerin de bulunduğu, sorumluluk taşıdığımızdır. Bu akıl sorunun tespitini yapabilme becerisini, sorunun çözümü için üretilen geleneksel yöntemlerden kurtulmadığı sürece devam edeceği de açıktır. Çünkü geleneksel yöntemler ve mücadele biçimleri zaten karşıtının ilanından çok ötede kendi dünyasını inşa edememiştir.

Son söz olarak, Nâzım Hikmet’e kulak vererek sergiye girmenizi de salık verebilirim:

“Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.”