USTA YÖNETMENDEN YETİŞKİNLERE OSCAR MASALI!

YENİ ÇIKANLAR – Guillermo del Toro denilince akla Hellboy, Pasifik Savaşı, Şeytanın Bel Kemiği gibi işleri gelse de asıl tanındığı yapım Pan’ın Labirenti olmuştur. Savaş-çocuk temasını fantastik ve masalsı bir şekilde izleyiciye sunmuş ve şüphesiz alanının en iyi filmleri arasına girmişti Pan’ın Labirenti.  Son filmi The Shape of Water (Suyun Sesi) için de durum aynı sayılabilir.

Emre Balcı  emre.blc35@gmail.com

The Shape of Water’da fantastik öğeler, yönetmenin önceki yapımlarında olduğu gibi yine etkileyici bir şekilde konun içinde yer alıyor ve bir süre sonra fantastik olmaktan çıkarak sanki beyazperde dışında da o varlıkların yaşadığına inandırıyor seyirciyi. Elbette Pan’ın Labirenti filminde olduğu gibi savaş-çocuk teması işlenmiyor bu sefer, konu, 1960’lı yılların soğuk savaş atmosferinde geçiyor. Filmde 1960’lı yılların ortamı oldukça gerçekçi bir şekilde hayat buluyor. Bir dönem filminin dekorunda olması gereken tüm özellikler görebiliyoruz.

The Shape of Water’da konuyu ise yalnızlık ve sevginin gücü yani başka olanı da sev mantığı oluşturuyor. Yalnız ve dilsiz bir kadın olan Elsa’nın çalıştığı yere getirilen ve suya bağımlı yaşayabilen bir yaratık ile kurduğu ilişki filmi şekillendiriyor. Getirilen yaratıkta aslında Elsa ile oldukça benzer. Tıpkı onun gibi yalnız ve sevgiden mahrum kalmış durumda. Böylece iki yalnız canlı arasında başlayan ilişki film ilerledikçe masalsı bir aşka dönüşüyor. Ancak bu masalsı durum çocuk kitaplarının masallarından biraz nebze farklı, daha çok yetişkinlere hitap eden bir tarz yakalayarak birçok sosyal mesaj veriliyor. Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta ise The Shape of Water’ın yarattığının diğer filmlerdeki türdeşlerine kıyasla ‘iyi kalpli’ ve ‘sevgi dolu’ bir karakter yapısı yansıtması.  

ABARTILI ROMANTİZM VURGUSU

Masalsı anlatım ve konunun filme negatif etkileri de var. Bunlardan en önemlisi filmi klasik bir romantik havaya sokuyor olması. İmkansız aşk vurgusu ve kahramanların bir türlü bir araya gelemiyor oluşu sık sık eski dönem ucuz romantik filmleri hatırlatıyor. Bu da filmin biraz da olsa sıkıcı bir hal almasına neden oluyor. Tüm bunların ışığında film sonu da tipik ve monotonlaşmış bir yapı olan mutlu son ile bitiyor. Amaç izleyici memnun etmekten çok Oscar heykelciğine kavuşmak olduğu için muhtemelen bu son seçilmiş.

Filmdeki bir diğer önemli unsur ise Sally Hawkins. Son dönemin en başarılı oyuncuları arasında gösterilse de “Hollywood!” dünyasının yarattığı güzellik algısına uymadığı için hak ettiği değeri ve rolleri alamayan Hawkins, The Shape of Water’da yeteneklerini bir kez daha kanıtlıyor. Dilsiz bir karaktere hayat veren başarılı oyuncu, karakterin hislerini sinemaseverlere oldukça etkileyici bir şekilde aktarıyor.

Sonuç olarak, The Shape of Water Guillermo del Toro’nun en iyi yapımı olmasa bile başarılı işlerinden birisi olarak ortaya çıkıyor. Yılın ise en iyi Hollywood yapımlarından birisi konumunda. 13 dalda Oscar adaylığı da bu durumu kanıtlıyor.

Emre Balcı hakkında

1995 yılında İstanbul’da doğdu. 6 yaşında okumayı öğrendi ve o günden sonra kitaplarla bağı hiç kopmadı. İlköğretiminin sonrasında Mecidiyeköy Anadolu Lisesi'nde okudu. Sinemaya karşı duyduğu ilgi özellikle Alfred Hitchcock’ın Arka Pencere filmiyle tanışmasıyla daha da arttı. Caz ve klasik müziğe olan sevgisi sayesindeyse çello ile tanıştı. Emre Balcı, halen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde lisans eğitimini sürdürüyor.

Emre Balcı tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir