‘ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ BÜSBÜTÜN GÜÇSÜZ DEĞİLİZ’

Yağız Alp Tangün 05 Ocak 2017 0
‘ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ BÜSBÜTÜN GÜÇSÜZ DEĞİLİZ’

YENİ ÇIKANLAR – Kaos Yayınları’ndan 2016 yılının son yeni kitabı olarak çıkan, anonim bir kalemden İnan Mayıs Aru’nun Türkçeleştirdiği “Çöl” kitabı kuraklıkla yaşayan Afrika’nın sulak politik zenginliğine dikkat çekiyor. 

Yağız Alp Tangün  yagizalptangun@gmail.com

Çöl, gündelik kullanımdaki itibarsızlaştırılmasının aksine kendine özgü dinamikleri olan bir ekosistem olarak hayal edilmelidir. Tabii çölde hayatta kalmak için en büyük engel kuraklıktır, su kaynaklarının yok denecek kadar az olması suyun ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır. Çöl iklimindeki canlılar kendi yapılarını, suya olan ihtiyaçlarını asgari seviyeye çekecek biçimde organize etmişlerdir, su kaybını azaltacak önlemler almışlardır. Böylesi koşullara sahip bir iklimde ve coğrafyada yaşam nasıl kurgulanır, yaşam mücadelesinin politik ekseni nasıl keşfedilir?

Kaos Yayınları’ndan 2016 yılının son yeni kitabı olarak çıkan, anonim bir kalemden İnan Mayıs Aru’nun Türkçeleştirdiği “Çöl” kitabı kuraklıkla yaşayan Afrika’nın sulak politik zenginliğine dikkat çekiyor. Yazar büyük, küresel gelecek vaatlerinin yerine “hemen şimdi” yapılabilir olandan yana olduğunu ve bunu da anarşist politik tahayyüle daha yakın bulduğunu belirterek başlıyor. Büyük küresel vaatlerin, küresel toplumsal hareketler bağlamına entegre edilmesi ve ufuk çizgisi olarak iklim değişikliğine karşı mücadelenin belirlenmesi de somut bir ekoloji politikasının üretilemediği eleştisine oturtulmuş. Yazar biraz da kendi gücünün ve olanaklarının farkında olmanın  verdiği ölçekle hayal kurmanın altını çizip büyük ideolojilerin, büyük teorisyenlerin, büyük öngörülerin mutlaklık iddialarına çatarcasına ekliyor: “Şükürler olsun ki anarşistler olarak ne her şeye kâdiriz, ne de büsbütün güçsüzüz.”col

Gezegenin yaşamakta olduğu iklim değişimi, küresel ısınma pek çok canlı türünün yok olması olarak algılanırsa, doğanın merkezinde insan olmadığını, insanlığın hiyerarşik bir üstünlüğe sahip olmadığını kavramak kolaylaşacaktır. Öte yandan gezegenin maruz kaldığı tehdidin üreticilerinin de insanlar olduğunu unutulmamalı. Ancak bu sorunun farkında olan insanların söz konusu krizleri nasıl okuduğu asıl mühim olan. Bu sebeple yazar iklim değişikliği için bir şeyler yapılması konusunda harekete geçen eylemlerin yakın tarihine bakarak işe başlamış. Greenpeace aktivizminin somut bir politika üretmekten uzak olduğunu şöyle anmış: “Bu lobi gruplarının gerçeklerden uzak naifliğini siz okurların zaten anladığını peşinen kabul ediyorum ancak iklim değişikliği kampanyasının daha az kurumsallaşmış yanına daha yakından göz atmaya değer diye düşünüyorum.”  

Kitabın dünyaya sunulan Afrika imgesiyle de bir derdi var. Tüm ilerleme mitlerinin, azgelişmiş-gelişmiş ayrımlarının da aynı yerden çıktığı ve kapitalist kurguya uyduğu aşikâr. Afrika’nın medyada nasıl temsil edildiği de Afrika’nın yüz yıllardır nasıl sömürülmekte olduğunu örten cinsten. Yazar, Afrika’daki mevcut savaşların kaynak kıtlığından değil tam tersine kaynakların varolmasından çıktığı görüşünde. Gezegeni etkileyen bu yaşamsal dönüşümün sosyal sonuçlarına dair söz konusu olan öngörüler, gıda, su ve işlenebilir toprakların kıtlığı beraberinde çıkabilecek iç savaşlar hakkında. Bunların, kodlanmış Afrika temsilinde yaşanmaması için hiçbir sebep yok gibi. Ancak Afrika’ya atfedilen “geri kalmışlık” imajının asıl sebebini açıklarken yazar, anarko-sendikalist Sam Mbah’tan alıntı yapıyor:

“Az ya da çok… Çoğu geleneksel Afrika toplumu anarşik bir belâgât sergiler ve yakından bakıldığında bu, devletlerin her zaman var olmadığına dair herkesçe bilinen tarihsel gerçekliği doğrular niteliktedir. (…) Anarşiden habersiz olabilirler ancak bir yaşam biçimi olarak Anarşiye hiç de yabancı değiller… Bunlar arasında hiyerarşik yapıların, devlet aygıtlarının ve emeğin metalaştırılmasının kısmen ya da tamamen yokluğunu sayabiliriz.”  

İklim değişikliği, sistemin duyarlılığını artırabilecek en küçük bileşenin dahi (tıpkı Afrika’da kanat çırpan kelebeğin Kuzey Amerika’da yarattığı kasırga gibi!) öngörülemeyecek sonuçlara yol açabileceği koşulların meydana gelebileceği yeniden düzenlenme bir bakıma –her ne kadar çoğu canlının yaşamayacağı anlamına gelse de pek çok yeni canlı için de yaşam olanağı ve koşullara adaptasyon sınavı.