SANATSEVERLİK Mİ YOKSA GÖSTERİŞ MERAKI MI?

Arda Kıpçak 17 Eylül 2017 0
SANATSEVERLİK Mİ YOKSA GÖSTERİŞ MERAKI MI?

YENİ ÇIKANLAR – Contemporary İstanbul 2017 muhtemelen akıllarda şu sözle kalacak: “Pardon biraz kenara çekilir misiniz, fotoğrafıma giriyorsunuz da.” Halbuki çekilebilecek bir kenar yoktu…

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com 

Bu sene Contemporary’nin kaçıncısının yapıldığı, başka hangi sanat etkinlikleriyle eşzamanlı olduğu, kaç ülkeden, kaç galerinin katıldığı gibi bilgiler vermeyeceğim size. Bilenler zaten biliyordur, bilmeyenler de öğrenmesin çünkü Contemporary daha fazlasını kaldıracak durumda değil! Ben böyle diyorum ama belki de Contemporary durumdan memnundur. Bunu ilerleyen günlerde yazılan yazılar ve çıkan haberlerden öğreneceğiz. Belki de Contemporary yetkilileri ülkemizdeki son durum göz önüne alındığında bu şişirilmiş ilgiden fazlasıyla memnun kaldıklarını açıklayacaklar. (Biliyorsunuzdur, terör gerekçesiyle geçen sene iptal edilen Artinternational erken hissettiği ekonomik krizle meydanı Contemporary’de bırakmıştı.) Böyle bir açıklamaya karşı baştan Contemporary’nin geleceğini değil, sanatın kaderini savunduğumu belirtmek isterim.

Bu yazıda Cumartesi günü gittiğim – nerede yapıldığını bildiğiniz (çünkü hepiniz oradaydınız) – Contemporary İstanbul 2017 hakkında bir kısmınızın (ki bu kısım fuarı önceki senelerde de ziyaret edenlerdir) benzer düşündüğü ve hak vereceği, bir kısmınızın (bu kısım ise nedense bu sene fuara ilk defa gelmeyi tercih edenlerdir) hiç bilmediği ve kızacağı gözlemlerime, eleştirilerime yer vereceğim.

Dikkat Çeken İlk Şey: Kalabalık!

Lütfi Kırdar’a yaklaştığımızda dikkatimizi çeken ilk şey girişteki kuyruk oldu. Şaşırdık. İstanbul kalabalık; artık büfelerin önünde bile sakız kuyruğu var, niye şaşırıyorsun diyeceksiniz. Çok uzak değil daha bir önceki sene böyle bir şeyle karşılaşmadığımız için şaşırdık diyeyim o zaman. Bir senede İstanbul’un nüfusu 3’e katlanmış olabilir miydi? Bu yeni nüfusun çoğunluğunun sanatseverlerden oluşuyor olması ne kadar mümkündü?

Öğrenci için 35 TL gibi yüksek bir ücret ödedikten sonra kalabalık seliyle içeri aktık. İçeride daha yoğun bir kalabalıkla karşılaştık. Önce tabii halkımızın sanata gösterdiği bu yoğun ilgiden ağzım açık kaldı. Hani bir söz vardır “Halk denize hücum etti vatandaş durumdan rahatsız,” diye; İstanbul’un kalabalığından sıkılan vatandaşlarımız, çağdaş sanat uğruna burada böyle bir kalabalığın içine girmeyi göze almış, giriş için talep edilen yüksek ücreti (Tam bilet 50 TL) gözünü kırpmadan vermiş, akın akın Contemporary’ye hücum etmiş ve etmeye devam ediyordu.

contemporary

Sanat sevgisi ile yanıp tutuşan bu insanların bir anda nereden çıktığı, geçmiş senelerde nerede olduğu, eşzamanlı gerçekleşen İstanbul Bienali’ne dahil olan diğer mekânlara neden gitmediği, 2017 yılını esas alırsak şimdiye kadar gerçekleşen diğer sanatsal etkinliklere, sergilere neden ilgi göstermediklerini düşünürken kalabalıkta insanlara çarpmadan ilerlemeye çalışıyorduk. Bizim için halen muamma olmaya devam eden bu meseleler hakkında sosyologlarımızın, psikologlarımızın ve hatta antropologlarımızın yapacakları tespitleri merakla bekliyorum. Hafta içi giden arkadaşlar böyle bir kalabalıkla karşılaşmadıklarını söylediğinden, bu yoğunluğun özellikle hafta sonu yaşanması, istatistiksel olarak bir sonuç çıkarmaya yardımcı olabilir. (Not: Karşılaştırmalı olarak AVM doluluk oranlarıyla değerlendirilirse.) 

Gösteriş Merakı

Fuar alanına girip gezmeye başladık ama gezemiyorduk. Sanatseverlerden adım atacak yer kalmamıştı. Nasıl olduğunu bilemiyorum ama sanki mekânı düzenleyenler bu seneki kalabalığı öngörmüş ve koridorları geniş tutmuş ama galeri alanlarını oldukça daraltmıştı. Böyle olunca da galerilerin içlerinde yoğun bir kalabalık oluşmuş ve insanların fotoğraf çekme merakı yüzünden özellikle bazı eserler önünde uzun kuyruklar oluşmuştu. Örneğin Michelangelo Bastiani’ninkiler gibi özellikle video işleri videoya kaydetmeye çalışan sanatseverler, fotoğraf çekip sosyal medyada paylaşmak isteyen ve heykellerle ve pop tablolarla tablodaki figürü taklit ederek poz verenler arasında sıkça şöyle diyaloglara tanık olduk: “Pardon biraz kenara çekilir misiniz, fotoğrafıma giriyorsunuz da.” 

Halbuki çekilebilecek bir kenar yoktu. İnsanlara çarpmadan yürümek mümkün değildi. Özellikle en pop (ama en fotojenik) işler önünde Mona Lisa tablosunun önündeki gibi kuyruklar (bakma kuyruğu değil, fotoğraf çekme kuyruğu) oluşurken mesela Picasso, Miro, Dali gibi ressamların bulunduğu Galeria Joan Gaspar’ın aynı ilgiyi görmemesi ilginçti. Demek ki sanatsever halkımız, sanatı o kadar özümsemişti ki artık Picassoları, Miroları, Dalileri falan yutmuş, daha çağdaş, daha güncel işlere yönelmişti. Peki Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Yapıtlarına dair bu fotoğraf çekme merakı da neydi?

Cem Yilmaz Muzaffer Yildirim Ozan Guven contemporary istanbul

Cem Yılmaz, Muzaffer Yıldırım ve Ozan Güven, Contemporary Istanbul 2017…

Sosyal medyada birkaç gündür #Contemporaryİstanbul paylaşımları görüyordum. Başta sanatçı arkadaşlarıma ait olduğunu düşündüğüm ve dikkat etmediğim paylaşımların büyük bir kısmının, aslında şimdiye kadar sanatla ilgilendiklerini hiç bilmediğim arkadaşlarım tarafından paylaşıldığını fark ettim. Herkes sosyal medyada çılgınca Contemporary’yi paylaşıyordu. Peki niye? Neydi insanları bu sanat çılgınlığına daha doğrusu Contemporary çılgınlığına sürükleyen. Acaba geçen sene Cem Yılmaz gibi ünlülerin gitmesi ilgiyi artırmış olabilir miydi? Contemporary orta ve üstü sınıfın (alışveriş yapmasa da hafta sonlarını AVM’de geçiren kesim – ki bu kesim kalabalıkta gezmeye de alışkındır) yeni gezi mekânı haline mi gelmişti?    

Kıyafet, Şarap ve Yapay Çim

Yaz tatilinde akşam yemeğine inerken bile düğüne gider gibi giyinip süslenmekten vazgeçemeyen halkımızın yılın en önemli sanat etkinliğine katılırken oradaki eserleri yapan sanatçılar gibi özensiz ve salaş (Burada tabii yeni nesil, oldukça ‘presentable’, yakışıklı ve şık giyimli, biraz da medyatikleşmiş sanatçılar ve bunların eserleri önünde yaptıkları ‘show’lara değinmemek olmazdı) giyinecek halleri yoktu. Kylie ve Kendall Jenner, Kim Kardashian ve Rihanna gibi Hollywood yıldızlarının son giyim trendleri Contemporary İstanbul’da da vardı. Bir ara yeme, içme, dinlenme alanı olarak ayrılmış yerde; sanat değil de bir moda etkinliğinde, defile davetinde olduğumu sandım. Deri pantolonlar, sırt ve göğüs dekolteli elbiseler, yapılı saçlar ve ağır makyajlar… Kendi üzerimdeki sade elbiselere bakıp sanata verdiğim değeri sorguladım.

Şeyma Subaşı

Şeyma Subaşı

Yeme içme demişken, şarapsız sanattan anlayamayan sanatseverlerimiz düşünülerek her iki kata da şarap satış alanları yapılmış. Sanatseverlere yapılan bu ‘dev’ hizmeti çok takdir ederken bir yandan da alanın tamamında yere döşenmiş ama iyi sabitlenmemiş yapay çim halıların maliyeti, menşei ve kanserojenlik derecesini düşünüyordum. Yeşil alanlarını gün geçtikçe kaybeden İstanbulluları Contemporary’ye çekmek için yapılmış iyi bir tercihti.

Sanat Piyasasının Son Durumu

Durum böyle olunca yoğun, çoook yoğun ilgi gören fuarın piyasasına değinmeden geçmek olmaz. Kırmızı noktalı işler yok değildi. Sanatseverlerimiz biliyordur ama ben yine de açıklayayım sonra alkol, dekolte falan derken yanlış anlaşılmasın: Satılan eserin etiketine kırmızı nokta yapıştırılır. Yaaa, evet. O kırmızı nokta oydu işte. Di mi? Peki bir eserin yanındaki dört, beş kırmızı nokta neydi?

Geçen sene ve önceki sene de Contemporary’ye gittiğim için kıyaslama yapabiliyorum. Geçen sene özellikle üst katta (giriş katı yani) sanki bir önceki senenin eserleri depodan çıkarılıp yeniden dizilmiş gibiyken, bu sene önceki senelere göre bir küçülme göze çarpsa da yeni işler vardı. Neyse bu kadar övgü yeter, konuya dönelim.
contemporary video
Sanatçı arkadaşlardan sıkça duyduğum yakınmalar özellikle galericilerin açgözlülüğüne yoğunlaşır. Birçok galericinin sanattan hiiiç anlamadığı, işe ticari kafayla baktığını söylemek yanlış olmaz. Bir ticari müessese olarak galeriler, pastanın büyük payını alırken (konsinye en az bir tablo, satıştan %50 ye varan komisyon, sergi için yer kirası v.b.) işi iyice ticarete döker, sanatçıdan indirim talep eder, hatta çoğu zaman sen %10 in, ben de %10 ineyim deyip sanatçıya %10 indirim yaptırdıktan sonra kendileri yapmazlar falan. Contemporary’de bile “O tablonun fiyatı 16.000 Euro ama direktörümüzle görüşelim %20’ye kadar bir indirim yapabiliriz,” gibi konuşmalara kulak misafiri oldum. Galerici (burada ‘tüccar’ demek daha uygun olabilir) kazancını düşünürken, aslolan sanatçısını koruma görevini tamamen unutmuş durumda. Contemporary’yi bile ‘ayağa düşüren’ durum belki de bu mantaliteden kaynaklanıyordur. İşte sanatın geldiği son nokta bu sevgili sanatseverler. Yoksa sevgili serayseverler mi desem?