RYAN GOSLING: BENİM İŞİM YÖNETMEK!

Editör 06 Ekim 2017 0
RYAN GOSLING: BENİM İŞİM YÖNETMEK!

YENİ ÇIKANLAR – La La Land’in Sebastian’ı, The Notebook’un Noah’sı ve Cinayet Gecesi’nin Willy’si usta oyuncu Ryan Gosling ile Red Bulletin Dergisi’nin gerçekleştirdiği röportaj redbull’un internet sitesinde yayınlandı.Oynadığı roller ile dünyanın dört bir tarafından hayran kazanan, hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin sevdiği aktörlerden biri olan Ryan Gosling, hayatı ve yeni filmi hakkında önemli detaylar paylaştı.

Altın Küre başta olmak üzere birçok ödülün sahibi 36 yaşındaki Kanadalı oyuncu Ryan Gosling, 1982 yapımlı bilimkurgu başyapıtı Blade Runner filmininin devamı olan Blade Runner 2049’daki başrolünden, hayatında aldığı risklerden ve gelecek için kurduğu planlarından bahsetti. Blade Runner 2049, tüm dünyayla aynı anda Türkiye’de de 6 Ekim’de vizyona girdi.

Yeni filminiz Blade Runner 2049 ikonik bir filmin devamı. Bu anlamda beklentiler de oldukça yüksek. Bu ‘yüksek talepleri’ bir aktör olarak siz nasıl karşılıyorsunuz?

Ekip olarak hepimiz ince eleyip sık dokumamız gerektiğinin farkındaydık. Ayrıca, bu film benim çocukken sinemaya aşık olma sebebimdi. Çocukken tanık olup, hayran olduğunuz bir evrenin parçası olmak, bu insanlarla aynı deneyimin bir parçası olmak harika bir duygu. O yüzden kendimi şanslı hissediyorum. Orijinal filmin hayranları olarak bu yeni filmin fazlasıyla ilgiyi ve sevgiyi hak ettiğini, sıkı çalışmamız gerektiğini biliyorduk. İşte bu sebeplerle filmle ilgisi olan herkes ortaya iyi bir iş çıkması için elinden gelenin fazlasını yaptı.

Bu süreçte üstünüzde yaratılan baskı kimi zaman bıktırıcı da olmuştur herhalde?

Evet, bazı durumlar hoş değildi ve işleri zorlaştırdı. Ama dürüst olmak gerekirse işimizi zorlaştıran her şey ortaya daha özgün bir film çıkarmamızı sağladı. Çabaladığımız şey de buydu zaten.

Peki, sizin bir yönetmenden beklentiniz nedir?

İlk olarak açık bir vizyona sahip olması. Mesela Denis Villeneuve (Blade Runner 2049’un yönetmeni) için bu filmi yapmamak çok daha kolay olurdu. Ama o korkusuzca bu meydan okumanın bir parçası olmayı seçti. Çünkü bu film için yeni ve farklı bir bakış açısı vardı. Sorumluluğu aldı ve planını gerçekleştirebileceğine inandı. Biz de ona tamamen güvendik ve bu işin bir parçası olmaktan gurur duyduk.

‘Kendi içgüdülerine güvenmeyen ve etrafındaki seslerle yönlendirilen bir yönetmenle yapamam.’

Vizyon dışında, sizce bir yönetmenin başka nasıl özellikleri olmalı?

Size La La Land’de birlikte çalıştığım Damien Chazelle’den bir örnek vereyim. Kendi açık ve yaratıcı vizyonu için her türlü riski göze alan gerçek bir hayalperesttir o. Tüm eleştirileri cesurca göğüsleyip istediği şeyi yaptı. Onun gibi birine arka çıkmak oldukça heyecan vericiydi.

Peki, nasıl bir yönetmene arka çıkmazsınız mesela?

Kendi içgüdülerine güvenmeyen ve etrafındaki seslerle yönlendirilen bir yönetmenle yapamam mesela. Çünkü bu tür durumlarda kimin gemiyi kullandığını bilemem.

Yani bir diktatörü mü tercih edersiniz?

Hayır. Alternatif fikirlere ve tavsiyelere açık birini tercih ederim elbette ama günün sonunda mutlaka kendi içgüdülerini dinlemeli diye düşünüyorum.

Peki, siz tarif ettiğiniz bu olumlu liderlik tarifine uyuyor musunuz?

Kendim için de benzer şeylerden bahsedebilirim. Kendimi bu bahsettiğim sorumluluk ekseninde yönetiyorum, yapmak istediğim şeyler için çaba sarf ediyorum. Bu proje için de benzer bir deneyimim oldu ve bu yolda her türlü sorunla mücadele ettik. Sorunlar olduğunda onları terk edemezsiniz; onlarla uğraşıp çözmek zorundasınız.

Böyle söyleyince kendinizi bir yalnız kurt gibi tanımlamış oldunuz sanki?

Hayır hayır, asla kendi başınıza olmaz. İş birliği yapmak istediğiniz ve o işe en az sizin kadar tutkuyla bağlanmış insanlar bulmak da çok önemli. Mesela şöyle bir şey hatırlıyorum. Kendi filmimi çekerken bir kurgucu arkadaşımdan gelip filmi görmesini ve bana bazı fikirler vermesini istemiştim. O sırada motosikletiyle beş yıl sürecek bir dünya turuna hazırlanıyordu. Geldi, filmi gördü ve dünya turunu hemen iptal edip 96 gün boyunca benimle birlikte bir kurgu masasında çalıştı. İşte böyle tutku dolu insanlar bulduğunuzda onlara minnet duymalısınız.

‘Harrison Ford, Star Wars ve Indiana Jones filmlerinde kahramanı oynuyordu ve sonra arkasından Blade Runner’da başrolü üstlendi ve ‘kahraman olmak’ üzerine tüm mitleri parçaladı. Büyük bir risk aldı ve başardı. Ben de benzer bir yoldan ilerlemeye çalışıyorum.

Vizyonunuz var, doğru insanları buluyor ve onları motive ediyorsunuz. Sizce en iyi sonuç için başka neler gerekiyor?

Blade Runner 2049’dan bir örnek vereyim. Filmin görüntü yönetmenliğini Roger Deakins yapıyor. Yarattığı her çerçeve bir hikaye anlatıyor ve kesinlikle ‘şöyle olsa daha iyi olmaz mıydı?’ diyebileceğiniz bir şey bulamazsınız.

Dolayısıyla her karar genel hedefe hizmet eder ve hiçbir şey kendi başına bir son değildir. Peki, fikirler nasıl ortaya çıkıyor?

Genelde bir durumla veya sınırsız imkânı olan bir imge ile karşı karşıya olduğunuzda çıkıyor. Örneğin, kısmen yıkılmış bir bölgede, kaybolmuş bir evden arta kalan bir merdiven gördüğünüzde hemen hayal gücü çalışmaya başlar, o evi hayal etmeye çalışırsınız. Acaba oradaki ev nasıldı ya da gelecekte nasıl bir ev oraya konumlanabilir diye düşünürsünüz. Yani hem kayıp hem umut duygusu bir arada hissedilir. Fikirler de böyle böyle ortaya çıkıyor işte.

Ama bazı fikirler klişeye de dönüşebiliyor. Bundan nasıl kaçınıyorsunuz?

Risk almaktan korkmamak gerekiyor. Örneğin Harrison Ford, Star Wars ve Indiana Jones filmlerinde kahramanı oynuyordu. Arkasından Blade Runner’da başrolü üstlendi ve ‘kahraman olmak’ üzerine tüm mitleri parçaladı. Büyük bir risk aldı ve başardı. Ben de benzer bir yoldan ilerlemeye çalışıyorum.

Yani o yaratıcı kıvılcımı oluşturmak için biraz karanlık bir vizyona da ihtiyaç var mı diyorsunuz?

Karanlık vizyon şart değil. Sinemayla ilgili en müthiş şey empati kurup başka insanların hayatlarını anlamamıza yardımcı olabilmesi. Alaycı ya da şüpheci olmadan ciddi hisleri keşfetmeye çıkmak hep heyecan vericidir.

Peki, kincilikten nasıl kaçınıyorsunuz?

Her şeyden önce ben bir babayım ve bu başıma gelen en güzel şey. Bu sizi –daha iyi bir insan olmak için- her yönden değiştiren bir durum. Ayrıca 18-19 yaşımdan beri bir köpek sahibiyim. O da her zaman, hatta setlerde bile hep etrafımda ve hayatımı değiştiren canlılardan biri oldu. Onsuz hayatımı hayal bile edemiyorum.

Çocukken balet olma fırsatım vardı ama bir yerden sonra çocuk aklıyla bunun çok ‘kız işi’ olduğunu düşünüp üzerinde fazla zaman harcamamıştım. Ama şimdi, keşke biraz çabalasaydım diyorum.’

2014’te çektiğiniz Lost River filmi hakkında eleştirmenler epey kötü yorumlar yazmıştı. O durumla nasıl baş ettiniz?

Gösterilen reaksiyon filme değildi, benim film çekmemeydi. Daha önce de dediğim gibi bir yönetmen olarak işiniz risk almaktır. Ben de bundan bağımsız değilim. Bana söyleyebilecekleri en kötü şeyleri zaten söylediler ama beni hiç alt edemediler. O yüzden bu durum da daha güçlü hissetmemi sağladı.

Peki, bu riski yeniden göze almaya hazır mısınız?

Evet, yeni şeyler üzerinde çalışıyorum. Yeniden yönetmenlik yapacak olmaktan dolayı oldukça heyecanlıyım. Yönetmenlik beni en çok tatmin eden iş.

Eğer oyuncu olmasaydınız potansiyeliniz olan bir başka yeteneğiniz var mıydı? Şu an ne olabilirdiniz mesela?

Balet olabilirdim sanırım. Çocukken sürekli dans çalışıyordum ama bir yandan da hiç rahat değildim. Bu benim için bir mücadeleydi. Bir noktadan sonra çocuk aklıyla bunun çok ‘kız işi’ olduğunu düşünüp üzerinde fazla zaman harcamamıştım. Ama şimdi, keşke biraz çabalasaydım diyorum. Şimdiki hayatıma da bir faydası olurdu kesinlikle.