RADİKAL OLMAYAN BİR ÜTOPYA

YENİ ÇIKANLAR – Radikal olmayan, ama insanları radikalize edebilecek, ideolojisiz ancak politik bir kitap olarak, şimdiden pek çok kişide etkileri hissedilir düzeyde. Rutger Bregman’ın Gerçekçiler İçin Ütopya – Kusursuz Dünyayı Nasıl İnşa Edebiliriz? Kitabı hakkında söylenebilecek en yalın ifadeler olabilir. Yirmi iki dile çevrilmiş olan kitabı, Türkçe’ye Duygu Akın çevirirken, yayıncılık görevini Domingo Yayınevi gerçekleştirdi. Söylenip yazılan klişelerin dışına çıkarak, ütopya fikrinin yardımlarını yanına alarak alternatif bir gelecek fikrinin peşinde koşuyor Bregman.

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Evrenin hareket yasalarına ilişkin insanlığın çabaları edebi anlatılardan sanata, felsefi çıkarımlardan bilimsel yasalara değin tüm anlatılarda form bulmuştur.  Farklı dönemlerde çeşitli yorumlara ve yöntemlere dönüşen bu anlatılar kimi zaman olumlu öngörülerle bezenmiştir. Bu bağlamda olumlu öngörünün umut ile kurgulanması, modern ideolojilerin başlangıca araçlarından biri olmuştur.  Her ideoloji kendi taraftarlarına ve karşıtlarına kendi gelecek öngörüsünü sunar. Bu bakımdan, umut ve korku eşzamanlı olarak sunulur.

Aslında umut ile korkunun kırılma anlarında bir diğerine dönüşme potansiyeli oldukça kuvvetlidir. Umut ile var etmeye çalıştığı ‘şey’ derin bağ kurduğu nesnedir aslında,  yoğun düzeyde hissedilen korku kaygının ve kaybetme olasılığıyla birlikte var olur. Korkuyu var eden kaygı ve umuda devamlılık sağlayan bağ kişinin ve kitlenin kendisinin dışında ve kendisini baskılayan bir yapı olarak oluştuğundan, umut, bir zorunluluğa;  korku ise mantığın rafa kalması olarak işlevselliğe dönerek varlık nedenlerini kemirmeye başlar. Yanılsamaların önüne geçmek için belirtilmesi gereken, düşünsel ikircikliklerdeki bu dönüşüm olanağının sistemin karmaşıklığından beslendiğidir. Basit bir biçimde karşıtına dönüşümden öte,  söz konusu olan kendinde karşıtının gizilgücünü ortaya çıkaracak duyarlılığa ulaşmadır.

Kişinin en çok nefret ettiği karakterin aslında kendisinde saklı olması, ürkütücü ve fantezi ürünü olduğunu düşünüyorsak, ütopya ve distopya fikrini düşünmeye davet ediyorum. Bazen en basit soruyu sormak, meselenin özünü doğru ilk kararlı adımı atmayı sağlayabilir.  Domingo Yayınları etiketiyle yayımlanan Rutger Bregman’ın yirmi iki dile çevrilen kitabı Gerçekçiler İçin Ütopya – Kusursuz Dünyayı Nasıl İnşa Edebiliriz?  adında ve içeriğinde barındırdığı basit sorularıyla şimdiden milyonları bulan okuyucusuyla buluştu bile. Kusursuz Dünyayı Nasıl İnşa Edebiliriz? sorusu nostaljik bir değer taşımasıyla kitleler ve kişiler üzerinde harekete geçirici bir etki sağlar mı öngöremiyorum. Ancak,  kitap mücadele ettiğinin sinyallerini verdiği neoliberal düşünme mantığının dilinden, mevcut yaşam olanağının insanlık için yetersiz olduğunu aktarmaya çalışıyor. Pek çok saha çalışması, deney ve olaylardan yararlanarak sistemin kendisi tarafından ütopikleştirilen ancak, sosyal demokrasinin baskın olduğu dönemlerin politikalarını çağ için güncelleyerek sunuyor.

BREGMAN’IN SİHRİ

Demokrasi farklı içeriklerine karşın, insanın temsiliyetine mecburdur. Temsiliyetin, bir tür himayeye dönüştüğü evrelerde, iradenin bilinçli politikalarla giderek beceriksizleştirildiğini görüyoruz. Sorumluluk ve kendi adına konuşmaktan kaçınan insanların artan sayısı, günümüzde giderek belirginleşen bir soruyu gündeme getirmektedir. Dünyada demokrasi neden geriliyor? İnsanlar yaşamlarını devam ettirmek için mutlu olmadığı işlerde haddinden fazla çalışıyor, kalan zamanlarını da pek de ihtiyacı olmayan şeyleri ancak tüketim döngüsünde bir yer tutmanın getirdiği tatmin ile mutlu olmaya çabalanıyor. Mutlu değil, mutlu olmaya çalışıldığı bir yaşam döngüsünde, stresin ve ruhsal hastalıkların artış göstermesine şaşmamak lazım. Bregman’ın sihri, insanlığın uzun evriminde iyiye yorulabilecek ekonometrik değerleri önümüze kurarak ‘yapay’ bir çelişkiyi önümüze sermesinde görebiliriz. İnsan ömrü giderek artanken, 1980’lerin başından itibaren ele aldığı verilere bakıldığından salgın hastalıklara karşın aşılamanın kapsamının genişlediğini görüyoruz. 1990’lardan bu yana ‘yetersiz beslenen dünya nüfusu’ üçte bir oranında azalmış durumda.  Bregman’ın kitabında da Benjamin Disraeli’den alıntıladığı gibi (122) “Üç çeşit yaşan vardır: Yalanlar, Allah’ın cezası yalanlar ve istatistikler”. Ekonominin, ekonometrik verilerle bolca hırpalandığı ve ekonominin birincil öznesi olan sokaktaki insanın anlama kabiliyetinin dışında yeniden kurgulandığı neoliberal düzlemde istatistik sunum ve algı repertuarı olarak oldukça başarılı işler ortaya koydu.  Bergman’ın kitabında alıntıladığı, aşılamalar, artan insan ömrü, artan ortalama insan geliri, azalan yetersiz beslenen nüfus, artan konut sayısı, artan harcamalar vb. metrik sistemlerde ölçülebilinen ancak, dağılım dengeleri göz ardı edilen istatistikî sonuçlardır. Dünyanın en zengin %1’i serveti, geri kalan %99 ‘un servetinin toplamına eşit (BBC). Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin geçen yılki verilerini incelediğimizde Türkiye’de üretim, kullanım ve piyasa süreçlerinde kaybedilen ürünün miktarının 10 milyon nüfuslu bir ülkenin tüketebileceğinden fazla olduğunu okuyabiliyoruz. Dünya Açlık Endeksi’nin araştırmalarına baktığımızda da dünya genelinde 800 milyon insanın açlık çektiğini öğrenmek içten bile değil.

DAHA İYİ BİR ŞEY HAYAL ETMEK

Bu bağlamda sorun, bariz şekilde elde edilen gelirin, gıdanın, aşının dengeli ve eşit şekilde dağıtılmamasında yatmaktadır. Bergman’ı kitabı yazmaya itenin ise bu felaket senaryosuna karşın, ‘ daha iyi bir şey hayal edemiyor’ (11) oluşumuz olsa gerek. Bu bağlamda da kendisi ütopyalara, süregelen anlamlarına bir yenisi de eklemeyi deniyor. Ütopyaların gerçekte insanları bekleyen ‘ideal tiplerden’ çok, hayal edildikleri zamanın ipuçlarını barındırması ve insanları bu hayal için çaba sarf etmeye yönlendirme erkine sahip olduğu düşünüyor.

Kendisinin de sıkı takipçilerinden olduğu, ‘temel gelir’ yaklaşımı Amerika’dan Hindistan’a değin geniş coğrafyalarda desteklenirken, Finlandiya hükümeti, bu strateji politikalarına dahil etme denemelerine girişti bile. İki bin kişiye karşılıksız şekilde verilen para ile kişilerin asgari gelirlerinin garantiye alınarak, finansal güven duygusunun yaratılması planlanıyor.  2008 yılındaki küresel krizin nedenlerinden sayılabilecek dürtü insanların daha hızlı zenginleşmek adına ‘fırsatçı birer girişimciye’ dönüşme serüvenleridir. Japon ev hanımlarının finans sektörünün aracı kurumları sayesinde ekonomik birer özneye dönüşmesi, reel ekonominin fırsat ekonomisi karşısındaki gerilemesi imliyor.

YENİ BİR POLİTİKA KURULMALI

Duygu Akın’ın dilimize çevirdiği kitap, tüm bu bağlamları ve diğer ayrıntılarıyla dolu şekilde, okurlarına ve ilgili ekonomistlere, siyaset bilimcilerine, psikologlara, sosyal bilimcilere yeni bir politikanın kurulmasının zorunluluğunu anlatıyor. On temel bölümden oluşan Gerçekçiler İçin Ütopya – Kusursuz Dünyayı Nasıl İnşa Edebiliriz? bu radikal dönüşümü gerçekleştirmek isteyenlere iki temel üzerinden uyarılarda bulunuyor. Birincisi, sanıldığının aksine, bu kötücül sonuçları dünyayı ve uzayı dönüştürmeye başlayan sistemi değiştirmek isteyen oldukça fazla insan bulunuyor. Bu insanlara ulaşmak ve karşılıklı dayanışma ağları kurmak gerçekten ilk adım. Pek çok insanın aklı ve vicdanı yerli yerinde (264).  İkinci uyarısı ise dünyanın değişiminin istendiği bu dönemlerde ‘gerçek dışı, mantık dışı ve imkânsız’ olmak (264) zorunluluğu. Köleliğin kaldırılmasını, kadınların seçme ve seçilme hakkına kavuşmasını, eşcinsel evliliklerin gerçekleşmesini isteyenlerin bir dönem delilikle damgalandığını ifade ediyor, Bregman.

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir