POSTMODERN BİR OYUN: ŞİZO ŞEYKS

YENİ ÇIKANLAR – 20. yüzyılın ikinci yarısında sanatı etkisi altına alan Postmodernizm, Modernizm’in gelenekselle koparttığı bağları yeniden kurarken ironiyle yüklü, deneysel bir tekrar bakma fikrini benimser. Kumbaracı50’de sahnelenen Şizo Şeyks oyunu bu türün güncel bir örneğidir.

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com

Oyun fotoğraflarıAli Güler, Kumbaracı50

Aklın egemenliğine dayanan aydınlanmacı Modernizm’le birlikte, sanatta önceki uygulamanın reddedildiği ve yeni keşiflerin ortaya koyulduğu bir dönem başlar. Geleneksel anlamda gerçekçiliğin yerini eserin kurgusallığına vurgu yapan üst kurmacaya bıraktığı, kronolojik olarak ilerleyen bir kurgudansa zamanda ileri geri sıçramaların yapıldığı, parçalılığın öne çıktığı anlatılar ve değişken anlatıcılar görülür. Bilinç akışı tekniği kullanılır. Postmodernizm’le birlikte deneysellik daha da ön plana çıkar. Türler arası geçişliliğe imkan veren parodi ve pastiş gibi tekniklerden faydalanılır. Modernistlerin geçmişle kopardığı bağı tekrar kurmak isteyen Postmodernistler edebiyatın başyapıtlarına tekrar bakarak metinler arası göndermeler yaparlar. Bunu yaparken ironiden faydalanan esprili hatta alaycı bir dil benimsenir. İçinde yaşadığımız tüketim toplumu, kitlesel iletişim ve medya kaynaklı saçma dünyaya karşı alaycı bir tavır takınan Postmodernistler, metanarrative ya da grand narrative denen ve akıl ile bilimin egemen olduğu Aydınlanma Çağı’nın bir getirisi olan Modernist “büyük anlatı”lara ve mutlak doğrulara kuşkuyla yaklaşırlar.

Daha çok yoksul tiyatronun da babası sayılan Polonyalı tiyatro yönetmeni Jerzy Grotowski, ve öğrencisi Eugenio Barba ile özdeşleştirilen deneysel tiyatro, sahne tasarımı bakımından Jacques Copeau ve izleyiciyi oyuna dahil etme bakımından Bertolt Brecht gibi önemli isimlerden ilham almıştır. Tiyatroda “deney tiyatrosu” ya da “deneysel tiyatro” adı altında (ülkemizde “alternatif tiyatro” ve “öteki tiyatro” da kullanılmıştır) oyun yazımı, sahne tasarımı (ses, ışık, dekor), kostüm ve oyunculuk tekniği bakımından yeni araçların kullanımı, biçimi sorgulama ve izleyiciye yeni görme yöntemleri sağlayan yenilikçi denemelerin yapılmasıyla kendini göstermiştir.

GEÇMİŞİ YENİDEN KURGULAMA FİKRİ

Yiğit Sertdemir’in Sinem Özlek ile birlikte William Shakespeare’in farklı oyunlarından derleyerek uyarladığı Şizo Şeyks, postmodern tiyatronun başarılı bir güncel örneği olmuş. Elizabeth Dönemi’nin (ve sonrasının) en büyük oyun yazarı olarak kabul edilen Shakespeare’in eserlerinden derlenen oyun Sertdemir’in tek kişilik, etkileyici performansıyla ortaya konuyor. Elizabeth dönemi tiyatrosu ve Shakespeare’in oyunlarına yeni bir bakış getiren ve sade, gösterişsiz, minimalist bir tavırla yaşadığımız tüketim toplumu ile medyaya da gönderme yapan Şizo Şeyks bu açıdan geçmişe tekrar bakma ve yeniden kurgulama fikrini içeriyor. Shakespeare’in başta Hamlet, Macbeth, Romeo ve Juliet, Coriolanus, Julius Caesar ve The Tempest gibi pek çok oyununa metinler arası gönderme yapan, parçalılığın hakim olduğu senaryo bilinç akışı yöntemiyle çağrışımlarla ilerletilerek akıcı bir şekilde harmanlanmış.

Barkovizyon ile açılan oyun, sahnenin önüne gerilmiş bir beyazperde ile sinema sanatına gönderme yapıyor ve pastiş diyebileceğimiz türler arası bir geçiş sağlanıyor. Romeo (Emir Çubukçu) ve Juliet (Funda Eryiğit) ile Hamlet’i orijinalinden çok farklı, güncel bir yorumla bir araya getiren kısa film, Hamlet’in (Civan Canova) kameraya dönüp seyircilerin arasında oturan Sertdemir’i sahneye çağırmasıyla üstkurmacaya da farklı bir boyut getiriyor. Sertdemir’in beyazperdeye girişinden önce Hamlet’le ve daha sonra yine daha gerideki bir başka beyazperde kendisiyle olan konuşmalarında herhangi bir aksama yaşanmaması oyuncunun performansının kusursuzluğunu da ortaya koyuyor. Oyun içindeki farklı katmanlara geçiş izleyicinin gerçeklik algısıyla oynuyor.

KAÇIRILMAMASI GEREKEN BİR PERFORMANS

Yoksul tiyatro türüne girebilecek oyunda gösterişsiz kostüm ve sadece karton kutulardan oluşan dekorla Sertdemir’in performansı izleyicinin hayal gücüne yaslanıyor. Az malzemeyle çok iş başarılıyor. Sanki Shakespeare’le kafayı bozmuş bir akıl hastasını izlediğimiz oyunda Sertdemir, kukla, mim gibi pek çok farklı oyun tekniğini sadece irili ufaklı karton kolilerle ortaya koyuyor. Bir koridor şeklindeki uzun sahnenin derinliği de oyuna ayrı bir boyut katmış. Sertdemir’in sahnenin gerisinden elindeki ışıkla gelişi, ışığın ve oyunun sonundaki lazerin kullanımı da yine bu derinlik algısını güçlendiriyor.

Trajediden komediye, akıllılıktan deliliğe, gerçeklikten gerçeküstülüğe gidip gelen oyun, yenilik arayışındaki izleyiciler için kaçırılmaması gereken bir performans.  

Arda Kıpçak hakkında

1986 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. 2004 yılında Hukuk Fakültesine başlayıp, 2010 yılında İstanbul Barosu'na avukat olarak kaydoldu. 2011 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa başladı ve J. D. Salinger’ın eserlerini psikanalitik açıdan incelediği bir tez yazdı. 2013 yılından bu yana İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında doktora yapmaktadır. Kitapçı, Kurşun Kalem, Libido, Düşünbil, 221B, Masa, Vapur ve Varlık dergilerinde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır.

Arda Kıpçak tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir