Paralel devlet nedir? Paralel devlet ne demek? Ne anlama geliyor?

Editör 26 Aralık 2013 2
Paralel devlet nedir? Paralel devlet ne demek? Ne anlama geliyor?

“Paralel devlet” siyasî modanın gündelik tüketime taşıdığı kavramlardan biri. Sezon boyunca tedavülde kalacak ve bu kavramı büyüten tartışma sürdükçe kullanılacak.

Aslında sınırlı alana ve özel bir anlama sahip teknik bir tabirin, boyunu ve cüssesini aşan sıklette mindere çıkmasından bahsediyoruz.

Çarpıklığı göstermek için devlet dediğimiz eşi-benzeri olmayan üstün varlığın ayırt edici özelliğini hatırlayalım. Devlet, bir coğrafi alanda mukim bir toplumun üzerinde, iradesini gerektiğinde zor kullanarak yürüten kurumun adı. Diğer benzeri bütün kurumlardan ayrılan tek özelliği var: Kullandığı şiddetin meşru olması. Hem kendi halkına hem de başka devletlere karşı üstün otorite olma vasfına egemenlik diyoruz. Şayet bu egemenlik doğrudan halkın iradesine dayanıyorsa, ortaya demokratik devlet çıkıyor.

1917′de Bolşevik Devrimi’nin merkezî kurumu olan “işçi-köylü Sovyetleri” paralel devlet yapıları idi. Nitekim devrim, “Bütün iktidar Sovyetlere!” sloganı üzerine inşa edildi. Mahkemeleri, asayiş birimleri, vergi memurları ile KCK yapılanması tipik bir “paralel” veya “alternatif” devlet yapılanması. Her ikisi de iradesini, zor kullanarak yürüten örnekler. Demek ki “paralel devlet” olabilmek için, elinizin altında hükmünüzü yürütebilmek için gerektiğinde başvuracağınız zor araçları olmalı. Şayet KCK’nın asayiş birimleri olmasa, topladığı vergiler gönüllü bağıştan, kurduğu mahkemeler arabuluculuktan ibaret kalırdı.

Zora başvurmadan paralel devlet olmak mümkün mü? Paralele hiç gerek yok, doğrudan devlet olmak mümkün ve hatta gerekli. Alelade bir devletten değil, demokratik devletten bahsediyoruz. Demokratik devlet, bütün ayrıcalıklarını ve üstünlüklerini halktan alan devlettir. Devlet benden aldığı yetkiyi kullandığına göre, “devlet kim?” sorusuna verilebilecek tek doğru cevap var: Devletin kullandığı yetkiyi verenler, yani biz. Benim verdiğim yetki olmadığı takdirde ortada demokratik devlet kalmaz. Bu yetkiyi kullananlar, ortak işlerimizi görmek, adaleti tesis etmek, kamu düzenini ve yararını korumakla görevliler. Onlara verdiğim yetkiyi yerinde kullanmak ve bana hesap vermek zorundalar. Bu yüzden devletin bir aktör olarak yer aldığı bütün tartışmalarda bize rehberlik edebilecek ölçüler belli. Şayet devleti emanet ettiğim kişiler, tartışılan mevzuda yetkilerini adalet, kamu düzeni veya kamu yararı gibi kıstaslara uymadan kullanmışlarsa meşruiyetlerini kaybetmiş olurlar. Vatandaşlarını fişlemenin, bir kısmını bazı haklardan mahrum bırakmanın, bir hak ihlali olacak icraatı “devlet sırrı” kapsamında savunmanın kamu yararı ile ilişkisi yoksa, meşruiyeti de yoktur.

İşte bu yüzden devlet saf hukuktur. Bu hukuk hepimizin üzerinde uzlaştığı kurallarla işler. Millî irade tam buradan zuhur eder. Ben sandıkta bir siyasî partiye vekâlet verdiğim zaman, bana ait olan egemenlik hakkımı devretmiyorum. Ben kamunun yararını gözetecek şekilde, benim gösterdiğim sınırlar içinde kullanması için vekâlet veriyorum. Ben asilim o vekil. Modern demokratik devlet daha ötesine gidiyor. Verdiğim yetkinin doğru kullanılıp kullanılmadığını denetleme hakkımı sadece seçimlerle sınırlamıyor. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü ile devletin egemenlik yetkilerini kullananları sürekli denetim altında tutmamı sağlayacak mekanizmaların önünü açıyor. Herkesin devlet iktidarına müdahale edeceği kanallar açıyor, bu kanalları örgütlenerek işleten sivil toplumu saygı ile karşılıyor, başının tacı yapıyor.

Devlet iktidarını kullananların politikalarına ve kararlarına itiraz edenleri “paralel devlet” olarak niteleyip mahkûm etmek; ciddiye almak yerine görgüsüz ve izansızlık olarak kınamak daha doğru. Kimse kendisinden menkul bir yetkiyi kullanmıyor; yetkinin kaynağı bende ise bana hesap vermek zorunda. Sandık sığınmak için çok küçük ve her zaman ortaya çıkmıyor. Ben “tuttuğunuz fişin benden aldığınız yetki ile alakası nedir?” diye sorduğum zaman, kamu yararındaki yerini açıklamalı. Devlet de paralel devlet de benim. İşte bu yüzden benim bu yetkiyi devrettiğim kişilerden hesap sorma hakkım var.

Mümtaz’er Türköne-Zaman Gazetesi

—-

KCK ve paralel devlet

 

Veysi SARISÖZEN-Özgür Gündem

Paralel devlet lafı her kesi korkutuyor.

KCK paralel devletmiş… Öcalan yazıyor: Bana devleti altın tepside sunsalar, yine kabul etmem.

Karayılan konuşuyor: KCK sisteminin devletle uzak yakın ilişkisi olamaz.

Ama “köşebaz” bağırıyor: Paralel devlet kuruyorlar, yetişin…

Başbakan kükrüyor: Devletime paralel devlet kurulmasına izin vermem…

Vatandaş şaşkın, PKK’ye rica ediyor: Şu devletinizi Türk devletine paralel kurmayıp da başka türlü kursanız olmuyor mu? Adamlar paralel olmasına kızıyorlar işte!

Nasıl kursunlar?

8. sınıf öğrencisi atılıyor; paralel kuracaklarına, “parabol” biçiminde olabilir…

Ortada paralel bir devlet var aslında.

Fethullah Gülen Cemaati tam da böyle bir devlet. Tastamam paralel… Şurada devletin polisi duruyorsa, tam ona paralel Fethullah’ın polisleri burada duruyor. Devletin hükümeti bilmem kaç paralelde konumlanmışsa, Fethullah da Ameraki’da, onun filanca paralelinde paralel hükümet olarak mevzilenmiş.

Bu cemaat nasıl bir şey? Legal mi? Değil. Bunun “binası” yok, “tabelası” yok, “adresi” yok. Gizli. Yani siz cemaata aza olmaya kalksanız, yolunu bulamazsınız. Kendine “tarikat” dese de, “tariki” belirsiz. Yolsuz, izsiz. Şaşırmayın. Gidin araştırın. İçişlerinde kaydı var mı, yok mu, sorun. Yoktur. Yönetim kurulunun listesini isteyin. Belli değildir. Bir tek “paralel devlet başkanı”nın adı bellidir: Fethullah Gülen… Bir ikinciyi saysanız, o ikinci, “ben ikinci değilim” der. Kongre yapmaz. Demokrasi takmaz. Tek adam yönetimi vardır. Bu tek adamı oraya kim getirir, kim götürür belli değildir. Diyelim ki, o adam yoldan çıktı. Kim onu eleştirecek, kim yarıgılayacaktır? Bilinmez. İşte size esrarengiz bir paralel devlet…

Ben size paralel devlete bir örnek daha  vereyim: Alalım ele Medeni Kanunu. Bu kanun ne demek? Devlet demek. Şimdi bu devlet gibi kanuna paralel bir kanun var mı yok mu diye sorarsanız, ben size “vardır” derim.

“Şeriat”…

İslam şeriatından daha esaslı bir paralel yasa bulunamaz. Bir tarafta “medeni” kanun, onun paralelinde “şer-i” kanun…

Diyeceksiniz ki,”uygulanıyor mu?”

Elbette… Başbakan’a sorun bakalım: Allah’ın mü’min kulu Recep Tayyip Efendi, sen hamınefendiyle “paralel” nikah kıydın mı, kıymadın mı? Paralel olarak, falanca gün, devletin “laik nikah masasına” oturup, fişmekanca gün “imam” efendinin önünde diz kırdın mı, kırmadın mı?

Türk yasalarında “imam nikahı” diye laik nikaha paralel bir nikah var mı? Yok. Ama gerçek hayatta var. Müslüman toplum, devletin “laik nikahının” tam paraleline “imam nikahını” koymuş. Var mı bu paralele itiraz edebilecek bir kabadayı? Varsa çıksın ortaya da, boyunun ölçüsünü alalım.

Sizce şu cemaat kendi içinde “Türk hukukunu” mu, yoksa “şer’i hukuku” mu geçerli sayıyor? Sorun. Bildiğiniz her cemaat üyesine sorun: Türk hukukunu tanıyor musun? Evet diyecektir. Tekrar sorun “şeriatı tanıyor musun?” Ona da evet diyecektir. Der demez, yapışın yakasına: Vay, öyle mi, demek ki sen de devlete karşı paralel devlet kuracaksın…

Devlete paralel örgüt kurmak dünyanın en sivil işidir. Kurulmalıdır.

Alın şu Van faciasını…

Eğer devletin Kızılay adlı devlet örgütüne paralel bir örgüt kurulsaydı, diyelim ki “Türk Kızılay”ına karşı Van’da, Van halkının sivil denetiminde bir “Kürt Kızılay”ı kurulmuş olsaydı, devlete paralel bu örgüt, devlet Kızılay’ının ilk 24 saatteki oyalanmasına karşı, anında enkaz başında olur, ölenlerin belki de yarısını yıkıntıların altından çıkarıp alırdı.

Devlet nedir? Şöyle de tanımlayabilirsiniz: Devlet demek, bütün Bakanlık teşkilatlarının toplamıdır… Her şeyden önce İçişleri Bakanlığı’dır (polisi, istihbaratı, jandarmayı yönetir). Adalet Bakanlığı’dır (yargıyı, hapishaneleri yönetir). Savunma Bakanlığı’dır (orduyu yönetir)…

Peki, bunlara karşı “paralel örgüt” kurmak olur mu?

Olmaz olur mu?

BDP bu Bakanlıklara, yani devlete paralel örgüt kurmadığı için yanlış yapmaktadır.

Alın ele İngiltere’yi. İngiltere’de muhalefet partisi hiç gözünün yaşına bakmadan, hemen bir “paralel devlet” kurar. Bunun adına “gölge kabine” denir. İçişleri Bakanı vardır, Savunma Bakanı vardır, Adalet Bakanı vardır. Hükümete geçtiklerinde, emniyetin başına geçirecekleri kişiyi önceden belirler, kimi genelkurmay başkanı yapacaklarsa, onunla mutlaka konuşurlar, baştan aşağıya hükümete geldiklerinde oluşturacakları bürokrasiyi önceden “gölge bürokrası” olarak dizayn etmiş olurlar. Yani paralel devlet kurarlar…

Efendim, “silah tekeli” devlete aittir. Atmayın. Uydurmayın. Bu tekel çoktan kırıldı. Stadyumlarda, istasyonlarda, limanlarda, hava alanlarında, beli silahlı, kemeri coplu, kelepçeli bir takım adamlar ve kadınlar sizin devletinizin değil, özel güvenlik şirketlerinin adamları değil mi?

Devletin güvenlik örgütüne paralel kapitalist özel güvenlik örgütü oluyor da, neden devlete paralel sivil toplum güvenlik örgütü olmuyormuş? Anlatın bakalım…

Yani bırakın milletin aklıyla uğraşmayı…”Paralel devlet” öcüsüyle çocukları korkutmayı. Dürüst olun… “Biz Kürt halkının özgürlük mücadelesini kanlı, tutuklamayla yok etmek istiyoruz” deyin…

2 Yorum »

  1. Anonim 12 Ocak 2014 at 17:21 - Reply

    Bu konuya, sol portaldan kemal okuyan çok güzel bir açıklama getirdi. bakın ne diyor okuyan: Paralel devlet kodlaması, Erdoğan’ın Türkiye burjuvazisiyle, ülkenin orta sınıflarına “her şeyi bu yasadışı odağa yıkıp rahatlayalım” çağrısıdır.
    Buna itiraz edilmelidir.

    “Cemaat AKP koalisyonuna şu saatte dahil oldu, şu gün ayrıldı” gibi saptamalar gerçeği fazlasıyla zorlamakta, siyaseten büyük yanlışlara yol açmaktadır.

    Paralel saptamasında katılabileceğimiz tek şey, doğrultu ortaklığıdır. Ancak paralel tanımı, doğrultu ortaklığı olan iki hattın arasına mesafe koyar.
    Böyle bir mesafe yok. Cemaatle AKP’yi birbirinden ayıramazsınız. Bugünkü karmaşanın nedeni de budur. Bir noktadan sonra, kimin cemaatçi olup olmadığının saptanmasındaki zorluklar, Gülen konspirasisinin başarısının değil, bunların hep birlikte çok hızlı büyüme sürecine girmesinin, aynı mahallenin çocukları olmasının ve iç içeliğin ürünüdür. Ayrıştıramazsınız kolay kolay.

    Paralel devlet filan yok. Gerici bir rejim var ve çözülüyor. Onun bileşenleri arasındaki kavga neden değil, sonuçtur. Bu gerçeği gizlemek için cemaat ve Milli Görüş uzmanı kesilen tüm liberaller de yaşanan rezilliğin suç ortağıdır.

  2. Süha Koç 12 Ocak 2014 at 17:23 - Reply

    Bu kavramı ilk defa kullanan ve tarifini yapan kişi Amerikalı tarihçi Robert O. Paxton’dur. Paxton’a göre de; “devlet içinde devlet” demektir …

YORUMLAR »


+ 2 = 10

Yeni Çıkanlar, yerli yabancı yeni çıkan tüm kitap, albüm, dizi, sergi, film ve kitap özetlerine sayfalarında yer veren bir sitedir.
Yeni Çıkanlar'da yayınlanan tüm haber ve tanıtımların sorumluluğu eserin sahibine aittir.
Yeni çıkan ürünler üzerine röportaj ve denemelere de yer verilen Yeni Çıkanlar, okurlardan gelen her türlü görüş ve önerilere açık bir sitedir.