O MEYDANLAR, KİTLELERİN HABİTATI…

Editör 30 Nisan 2017 0
O MEYDANLAR, KİTLELERİN HABİTATI…

YENİ ÇIKANLAR – Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olan ressam Derya Ülker’in beşinci kişisel sergisi “Endemik” 6 Mayıs 2017 – 15 Haziran 2017 tarihleri arasında Galeri Kambur Arnavutköy’de izleyiciyle buluşuyor. Genellikle mekân içerisinde çok sayıda figürün oluşturduğu kalabalıklar resmeden Ülker’in izleyici içine çeken ve küçük fırça darbeleriyle bireysellik kazandırdığı figürlerine farklı anlamlar yükleten tablolarını mutlaka görün.   

Emre Zeytinoğlu, Derya Ülker’in “Endemik” sergisi için kaleme aldığı yazısında şöyle diyor:

“Endemik” sözcüğü belirli bir bölgede yaşayan, “o yer”e özgü bitki ve hayvan türleri için kullanılıyor. Biyolojik bir tabir bu; kaynağı ise Latince bir sözcüğe dayanıyor, “endemos”: “Yerli” anlamına geliyor. Endemik bitkiler ve hayvanlar öyle bir tür özelliğine sahipler ki “o yer”in ekolojik koşullarının dışında var olamıyorlar. Yani başka bir yerde doğmuyorlar, gelişmiyorlar ve yayılmıyorlar. Kısaca, bu türler yalnızca tek bir yere ait olmakla, varlıklarını “o yer”e borçlanmış oluyorlar. Öyleyse, oraya onları hiç kimse getirip bırakmamış ya da hiçbir gücün etkisiyle oraya savrulmamışlar.
derya ulker2

Mademki söz konusu türler “o yer” ile bir kader birliği içindedirler, bu durumda karakterlerini de oradan almışlardır; kendi doğaları ile onları çevreleyen doğa arasında bir fark kalmamıştır. Endemik türler doğanın bir parçasıdır ve o doğa, kendileri için bir “habitat” oluşturur; başka bir söyleyişle, onların tek güvenli alanı “o yer”den başka bir yer olamaz.

Böyle bir nitelik, endemik türleri son derece değerli kılar elbette; onlar az bulunan türler oldukları için, biyologların, zoologların, arkeologların, coğrafyacıların araştırmalarında, hatta dikkatli gezginlerin, turizmcilerin ve bazı sanatçıların ilgi alanlarında, ön sırayı alırlar.

Ne var ki endemik türler, bir yandan da büyük tehlikeler içindedir. Duyarsız bir kişinin ya da herhangi bir gücün, onu geçici istekleri doğrultusunda kendi yerinden ayırıp başka bir yere taşıması, onun önce karakterinin aşınmasına ve giderek de ölümüne yol açacaktır. Dolayısıyla endemik türler sürekli biçimde, peşlerine takılmış bir “yok oluş miti” ile ve bu mite bağlı bir korkuyla yaşamak zorundadırlar. Çünkü endemik türlerin en zayıf yanları, kendi habitatları dışında bir yaşam kurgusu gerçekleştirmekten yoksun bulunmalarıdır.

Bu anlamda Derya Ülker’in resimlerine bakıldığında, “endemik” sözcüğünün bitki ve hayvan türlerinden alınıp “insan”a uyarlandığı görülecektir. Resimler, birtakım meydanlarda toplanmış kalabalık kitleleri bize yansıtmaktadır; o meydanlar mimari özellikleriyle, anıtlarıyla vb. o kitleleri çevrelemektedir: Sanki o meydanlar, kitlelerin habitatı gibi durmaktadır.

derya ulker3

Fakat biliyoruz ki endemik insan yoktur, onun habitatı çok geniş ve çeşitlidir; uzun ya da kısa süreli evrimleşmeler, onu “yeni” habitatına yerleştirebilir. O halde niçin “endemik” sözcüğü ile “insan” arasında bir ilişkiden söz edilmektedir? Ya da niçin o meydanlar insanın habitatı halinde karşımıza çıkmaktadır?

Bu resimler karşısında şöyle düşünmeli: İnsanlar, bazı bitki ve hayvan türleri gibi, fiziksel açıdan ekolojik koşullara tutsak kalmasalar da yine bir tehlike altındadırlar; bu, kendi öznelerinin maruz kaldığı bir tehlikedir en fazla… O durumda, insanlar meydanlara toplanmışlar ve öznelerine dair bir yaşamı oluşturabilmek adına geçici habitatlar oluşturmuşlardır. Artık figürler bulanıklaşmıştır, ilk göze çarpan şey, o kitlenin geniş bir alan halinde yayılması, kendilerine miras kalan o mimari ve anıtlar arasında, onları onaylayarak ya da reddederek, kendilerine bir yaşam kurgusu oluşturabilme çabasıdır.

Resimlere yakından bakıldığında figür yok olur, o kitle içinde figürün önemi kalmamıştır. Ama o figürün ve onun öznesinin yeniden belirginleşmesi için, bu “belirsizleşme süreci” gerekli görülmektedir. Ve o öznelerin tümü, var olmak ile yok olmak arasında bir titreşim halindedir; o özneler, metaforik anlamda resmedilmiş meydanlarda, ya kendileri için bir “korunma sistemi” inşa edecek ya da duyarsız bir kişinin, herhangi bir gücün etkisiyle salt bir “titreşim” olarak kalacaklardır. Tüm bu olup biten şeylerin “o yer”i ise özneyi “endemik” hale getiren o metaforik meydanlardır işte.

derya ulker

Derya Ülker kimdir?

Mekan içerisinde küçük ölçekle ele aldığı hareketli figür kitlelerini resmeden 1979 Ankara doğumlu Derya Ülker, 2002’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden, 2008 yılında da Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. Bu süre içinde bir dönem Polonya’da Eugeniusz Geppert Sanat ve Tasarım Akademisi Resim Bölümü’nde (ASP) Erasmus Programı ile öğrenim görmüştür. 2014 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı Tezli Yükseklisans Programı’nı tamamlamıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’nda Sanatta Yeterlik Programı’na devam etmektedir. 5 kişisel sergi açmış, ulusal ve uluslararası alanda çok sayıda karma ve yarışmalı sergiye, yurt içi ve dışında çalıştaylara katılmıştır. Eserleri çeşitli kişi ve kurum koleksiyonlarında yer almakta ve ödülleri bulunmaktadır. Renk ve görsel algı, yaparak öğrenme ve alternatif eğitim yöntemleri geliştirme üzerine projelerde yer alan sanatçı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmaktadır. Resim çalışmalarını İstanbul Beşiktaş’taki atölyesinde sürdürmekte, bunların yanı sıra ilüstrasyon, edebiyat ve dans ile ilgilenmektedir.

ADRES:

Galeri Kambur, 1. Cadde, Mesude Apt. 37/A , Bebek / Beşiktaş