‘NEDEN YAZAR OLMAK İSTİYORUM?’

Edebiyat Çırağı 15 Mayıs 2017 0
‘NEDEN YAZAR OLMAK İSTİYORUM?’

YENİ ÇIKANLAR – Yazarlık çabam hız kesmeden devam ediyor. Geçen hafta yeni bir atölyeye başladım. Adı çarpıcı ve ilginç gelmişti. “Yazarak Arının” Merakıma engel olamayınca hadi gidip bilgi alayım, demiştim. Hızlı karar verdim, aynı gün derse girerek aynı hızla başlangıç yaptım. Bakalım bu atölyede neler öğreneceğim? Yazar olmak için her attığım adımda sürdürdüğüm kararlı tavırdan memnunum. Bu işin peşini bırakmayacağım, ne olursa olsun.

Katıldığım derste Hoca doğum hikâyemizden bahsetmişti. Sanırım konuya bu şekilde en temelinden yaklaşacağız. İnsanın doğumu. Daha anne karnında başlayan inanılmaz yolculuk. Dinledikçe hak verdim Hoca’ya. Yaptığımız davranış ve alışkanlıkların hiç biri nedensiz değil. Çok doğru. Yalnız yanımda oturan çok sık lafın arasına giriyor, konuşmayı bölüyordu. Umarım bir sorun olmaz. Sinirlerimi bozup başarıma engel olacak diye korkuyorum.

Atölyenin ikinci haftasında aynı güler yüz ve hizmetle karşılandım. Küçük odaya gittiğimde Hoca’yı beklerken buldum. Biraz konuştuk. Beni tanımak için sorular sordu. Neden yazar olmak istediğime söz gelince, fazla düşünmeden,”Öğretmenlerim her zaman yeteneğimin olduğunu söylediler. Üniversite okuyamadım. Evlendim. Taşrada yaşadık bir süre. Yurdun dört yanından insanların yaşanmış hikâyelerini dinledim. Onları yazmak istiyorum,” dedim. Başını sallayarak onayladı. Arkadaşlar gelip sayımız tamamlanınca derse başladık. Doğum öyküsünde bu defa doğduğumuz evin, çocukluğumuza dair anılarımızın öneminden bahsetti Hoca. Alçaktan yükseğe doğru çıkan ılık sesinde konuyla ilgili eğitim aldığı belliydi. Fakat en basit kelimeleri bile bildiğimiz anlamından farklıymış gibi biraz da abartarak söylemesi komikti.

“Çocukluğumuzun geçtiği evler vardır. Bunlar hayatımızda büyük önem taşır. Hiç unutulmayan anılarla doludur. Orada önemli önemsiz eşyalar aynı yerde durur.”

MEKAN HATIRLATIR

Burada evden hareketle bir çalışma yapacakmışız. Konu başlığımız, “Mekân Hatırlatır.” Hoca’mız yeni ve eski eşyaları, nesneleri, araçları, aletleri, hoşlandıklarımızı ya da hoşlanmadıklarımızı düşünmemizi istedi.

“Odaya girin arkadaşlar. Eşyalara göz gezdirin. Duvarlara, yerlere, tavana bakın. Ne görüyorsunuz?”

Sonra bir liste hazırlamamızı, sütunlar halinde yazmamızı söyledi. İçlerinden birer eşya seçip her biri için üç cümle kuracaktık. Kâğıdı ikiye böldük. Önce hoşlandıklarımı aklıma getirmeye çalıştım…

İlk sözü bana verdi Hoca. Okurken sesim çatallanıyordu.

“Siyah Telefon: Numaraların parmak uçlarıyla çevrildiği o telefon benim için çok değerliydi. Bir de ne zaman çalsa kalbim çarpardı. Belki arayan babamdı.”

“Mavi Plastik Leğen: Babaannemin kedisi Duman’ı yıkadığı leğen vardı. Annem iğrenerek, deli kadın üşümesin diye soba yanında yıkıyor bu şeytanları, deyip kızardı. Ben de ne kediyi ne leğeni severdim.”

HOCA KALEM SALLIYOR…

Tam karşımda oturan kadınla devam ettik. Kadının karamsar, tedirgin bir hali vardı. Sanki bir şeyden korkmuş gibiydi.

“Kristal Vazo ve Şekerlik: Avizenin ışıkları kristallerin üstüne vurunca uzun uzun seyrederdim. Sonra o sakarı işe aldı halam. Haftasına kalmadı şekerliği kırınca evde kıyamet koptu.”

“Soba Maşası: Kestane çevirirken annem elinden düşürdü maşayı ve iki kestane de. Kardeşimin yüzüne doğru fırlayınca ağlamaya başladı. O maşayı sobanın altına doğru sakladım.”

Hoca dinledikten sonra, itiraz edercesine:

“Yalnız sizin eşyalarınız sevdiğiniz ya da sevmediğinizden çok başka durumları çağrıştırdı. Hatırladıklarınız hep kaza sonucu olan küçük olaylar,” dedi. Kadın kalemini sallarken rengi sarardı ama konuşmamayı tercih etti.

Geçen hafta Hoca’nın sözünü ikide bir kesen arkadaşa sıra gelince hepimiz dikkat kesildik.

“Siyah Beyaz Fotoğraf: İki teyzemle annemin birlikte çektirdikleri genç kızlık fotoğrafına bayılırdım. Bir gün ben de böyle güzel olacaktım. Soyumuzun diğer asil kadınları gibi olacaktım.”

“Paspas: Eski bir kilimin içine parçaları tıkarak yapılan paspas kapının altından gelen soğuğa karşı konulurdu. Ama bir gün ayağım takılınca düştüm, burnum kanadı. O paspası hiç sevmedim.”       

ÇABUK FİKİR DEĞİŞTİRDİK   

Hoca yazdıklarımızı genel olarak değerlendirirken sorular sordu:

“Bu eşyaları yazarken neler hissettiniz?”

“Öncelikle o zaman dilimine geri döndünüz mü?”

“Hatırlamanın iyi ya da kötü yanları var mıydı, keşke aklıma gelmeseydi dediniz mi?”

Ne iyi oldu, iyi ki hatırladık eski günleri, dedik hemen. Ancak çabuk fikir değiştirdik. Doğduğumuz evler bugün yoktu. Odalardan geriye kalan eskiye dair hemen hemen bir şey kalmamıştı. Aramızda tek iyimser arkadaşın farklı bakış açısıyla dersimiz sona erdi.

“Boş verelim lütfen. Zaten geçmiş küfle naftalin kokar. Unutalım gitsin. Evler de yıkıldıysa ne olmuş. Yerine modern binalar yapıldı. Eskiden asansör mü varmış, örneğin.”