‘MALZEME’DEN ‘BEDEN’E: DİSLOKASYON

YENİ ÇIKANLAR – Akbank Sanat ve Hollanda Konsolosluğu işbirliğiyle izleyiciyle buluşturulan Modern Dans Topluğu üyelerinin sıradışı dans performansı disLOKASYON, insana ve insanlığa dair çağrışımlarla dolu, çok katmanlı hikayeler anlatıyor.

Arda Kıpçak  ardakipcak@gmail.com

İstanbul MDT üyeleri Buse Ercan Öztekin, Emre Olcay, Gizem Bilgen ve Mert Öztekin’in “hareket quartet”ini oluşturduğu ve bu dörtlüye “hareket korosu” olarak adlandırılan sekiz kişinin daha katılmasıyla oluşan dans ekibi, performans sırasında ayrılıp birleşen, durağanlık ve akıştan beslenen organik bir yapı oluşturuyor.

DİSLOKASYON NEDİR?

Benzer modern dans performanslarından ayrılan disLOKASYON’u tam olarak tanımlamak zor bir iş. Dislokasyon kelimesi başta yersizlik/yurtsuzluk gibi bir anlam çağrıştırsa da -ki ortada tamamen seyirciye bırakılmış bir anlamlandırma süreci var ve bu anlam da anlatılan hikayelerden rahatlıkla çıkarılabilir- aslında dislokasyon, malzeme bilimde (böyle bir bilim dalı varmış) kristal yapıların atomsal dizilişinde bulunan çizgisel kusurlar olarak tanımlanıyor. Kenar, vida ve karışık dislokasyon gibi türleri olan bu kusurlar atom arası bağlantıların kopmasına ve yeni bağlantılar oluşmasına imkân verebiliyor, maddede sertleşme ve gevşemelere hatta kırılmalara neden oluyor. Bu da kristal bir yapıya başka bir atom düzleminin girmesiyle atomlar arası mesafelerin sıkışma ve açılmalarla değişmesine ve potansiyel enerjilerinin artmasına yol açar. Anlayabildiğim kadarıyla anlattığım bu karmaşık durum dans performansının temel prensibini teşkil ediyor.

Hareket nitelikleri üzerine çalışan dansçı ve dans teorisyeni Rudolf Laban’ın insan hareketlerini analiz ederek oluşturduğu, efor prensiplerine dayanan bir modern dans tekniği olan Laban tekniğinden ilham alınarak oluşturulmuş performansın teknik altyapısı da en az adının terimsel karşılığı kadar karmaşık. Labanotasyon, dans hareketlerinin grafik semboller, hareket ve yön çizimleri şeklinde simgesel hale dökülmesiyle oluşturulan bir koreografi hazırlama sistemidir.   

ON İKİ KİŞİ TEK BEDEN

Tek sıra halinde dizilmiş dansçıların yavaş yavaş hareketlenmesi ve yer değiştirmeye başlamasıyla açılan performans giderek rastlantısal ve izleyicinin çağrışımlarıyla ortaya çıkan insana, insanlığa dair durumlara dönüşüyor. Bunlardan bazıları dışlanma, kovulma, istenmeme, bir araya gelme, bir şeyin parçası olma, çabalama, tartışma, kaçma, yakalanma, etkisizleştirme, engellenme gibi durumlar. Sevgi, nefret, kıskançlık, hırs gibi duygular barındırıyorlar. Bir an kavga eden grup bir süre sonra barışıyor, aralarından biri dışlanıyor, kendini kabul ettirmeye, gruba dahil olmaya çalışıyor ya da kaçmaya çalışan biri yakalanıyor ve hareketsiz hale getiriliyor. Tabii tüm bunlar bir dans performansı altında ve son derece estetik olarak aktarılıyor. Bu o kadar etkileyici bir performans ki tam on iki kişinin tek bir vücut halinde hareket ettiğine, adeta dev bir organizmaya dönüştüğüne tanık oluyorsunuz. Contact dans.

Farklı yorumlara açık olan bu koreografik dil ve anlatım sosyo-politik açıdan ötekileşme/ötekileştirme, işlevsellik/işlevsizleştirme, savaş/barış, göç ve göçmenlik gibi meselelere; başka bir açıdan kadın-erkek ve birey-toplum ilişkilerine çekilebileceği gibi; jest ve mimikler, seçilen müzik ve dans hareketleri ile zaman zaman psikolojik bozukluklar, kaygı, bunalım, sanrı gibi nevrotik ve psikotik ataklara, aynalama gibi mekanizmalara benzetilebilir. Dansçıların koreografik bir düzende, bir düzlemde yer kapmaya çalıştığı ve birbirlerinin içlerinden geçtiği anlarda regresif bir etki yaratan performans insanı geçmişe götürerek çocukluğumuzda oynadığımız köşe kapmaca, sandalye kapmaca, ip örme gibi oyunları hatırlatıyor. Her izleyicide farklı çağrışımlar yapacak, farklı bir etki yaratacak ve farklı bir deneyim sunacak performans mutlaka görülmeli.

Koreografisini Gizem Bilgen’in hazırladığı, dramaturjisini Anne-Marije van den Bersselaar’ın yaptığı dans performansının performans kadar etkileyici müziklerini hazırlayan Mehmet Irdel & Lot.te ve ışık tasarımını yapan Murat Ersan’ı da unutmamak gerek. 

Arda Kıpçak hakkında

1986 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. 2004 yılında Hukuk Fakültesine başlayıp, 2010 yılında İstanbul Barosu'na avukat olarak kaydoldu. 2011 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa başladı ve J. D. Salinger’ın eserlerini psikanalitik açıdan incelediği bir tez yazdı. 2013 yılından bu yana İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında doktora yapmaktadır. Kitapçı, Kurşun Kalem, Libido, Düşünbil, 221B, Masa, Vapur ve Varlık dergilerinde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır.

Arda Kıpçak tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir