KAMİL ERDEM’LE İNSANLAR, SOKAKLAR VE BAŞKA ŞEYLER…

Editör 13 Şubat 2017 0
KAMİL ERDEM’LE İNSANLAR, SOKAKLAR VE BAŞKA ŞEYLER…

YENİ ÇIKANLAR – Kamil Erdem’in,“Şu Yağmur Bir Yağsa” adlı kitabı on bir öyküyü içeriyor. Öykülerin konusu önemli, anlatımdaki detaylar zengin, gündelik yaşamdaki sıradan eylemler, davranış ve düşünme biçimleri ise oldukça dikkat çekici. Kişiler sıcak, yalın dille biçim almış, resmedilmiş.  Yazar, anlatımın en zor yanlarını kolayca atlatmış, en karmaşığını basitçe çözüyor. Duygudan eyleme, eylemden düşünceye, düşünceden mekâna koşar adımla ama yormadan, yorulmadan anlatan dil, son derece rahat, söz dağarcığı ise geniş ve çok çeşitli. Yazar anlatıcı hemen hemen tüm öykülerde tercih edilmiş.

Fatma Nuran Avcı  fatmanuranavci@hotmail.com

Kitabın ilk öyküsü, “Şu Yağmur Bir Yağsa” da birbirinden ilgisiz, ard arda gelen örnek cümlede yansıtılan ruh durumuna bakalım:

“Yağmurun çatılara, sokaklara inen şakırtısı, hamlıkların bulunmaz mal gibi piyasaya sürülmesi, övünme ve yüz kızartısı, derenin kıyısında elden kayıp düşen çaydanlığın bulanık sularda kaybolması, nara değen incirin balının akması, eşek arısı, yordu beni.”

Geziyor anlatıcı. Ama bu sokaklar başka şeyler anlatıyor:

“Sokaklar biraz tenhalaşmıştı. Boşluk duygusu içimi eziyordu. Birilerinin arasında olmak, birileriyle birlikte yoldaki taşı kaldırıp kenara koymak, bildiriye son şeklini vermek, yumrukları sıkılı yürümek, gazete serilmiş sandığın üstündeki helva ekmeği bölüşmek.”SuYagmurBirYagsa

Böylesi cümlelerin sıklığı ise öyküleri derinleştirmeyi, anlatımın gücüne güç katmaya yarıyor:

“Ben mi yeniden onların yörüngesine giriyordum, onlar mı gölgeli bahçelerde gezinmeyi seçmişlerdi de tozlu patikayı ve öğlen sıcağını hissetmedik, bilemedim.”

“Bir kandırılmışlık duygusu vardı içimde buraya gelirken. Bütün öğleden sonra, ikindi, akşam ve gece beklediğim yağmur, her yer suya batmış ama ben yağmuru görememiş, altında ıslanamamıştım.”

Bu kitabın en çok ses getirecek “Komşu” adlı öykü biraz tedirgin edici. Malum bazı kelimeler fısıltı halinde konuşulur oldu son zamanlarda. Ancak bu cesur öyküsü için yazarı Kamil Erdem kutlanmayı hak ediyor:

“Hoca Efendi’nin sohbetini pek de oralarda değilmiş gibi dinlerken, arada, rezidans reklamı bittikten sonra, ilgisiz üç beş kelamın arasına sıkıştırmıştım ve o da gönülsüz tamam demişti.”

“Anti-depresanımı içtim. Tüllerin ardından, dar balkonun parmaklıkların ardından yoldan geçen mahallemizin ağır ablalarından birini ve yanında kendileri için cennetin bir taş atımı mesafede olduğu garantisini almışların güveni içinde yürüyen sarraf Mervan bey’in kızlarını gördüm.”

Kahramanın anlatımındaki samimi cümleler, tarafsız, sessiz, isyansız kabullenişi ise yürek burkuyor:

“Onlardan beni anlayacağını umduğum ikisine, biraz önce Büşra ve Kübra ile yoldan geçen Abla’ya ve Vakfın Kütüphanesi’nde yarım gün çalışan Nuran’a anlatmıştım. Bu adam o 14 yıl önceki kalın kaşlarının altından saf bakan adam değil artık demiştim.”

“Bakkal” adlı öykü kişisi ve mekânı pek çok tanıdık öğe barındırıyor içinde. Her şeyin satıldığı bir baharatçı dükkânı burası. Bazı soyut mallarsa enteresan:

“Barsakları bozuk olduğu için abdest aldıktan sonra yellendiği halde abdestini yenilemediğini bana itiraf eden Kandıra’lı Hacı’ya ölmeye yüz tutmuş bir değer sattım: 250 gram kokuşmuş adalet.”

‘BİR HİKAYE UYDURDUM’

Anlatıcının samimi diliyle dükkâna girip çıkan müşteriler, onların kısa kısa hikâyeleri öyküyü canlandırıp renklendiriyor. Bu kalabalık yormuyor okuru. İçten dışa doğru dünyaya baktığı gözle imaları çok yerinde:

“Bulutlar birikmişti karşıda, sabahın belirginleşmesini önlüyorlardı, binaların üstünde yeni katlar çıkmak için bırakılmış salkım saçak demirlere takılıyorlardı.”

Akşam olup el ayak çekilince yalnız kalan anlatıcı ise doğada, türküde, martıda arar kendini, hayatını sorgular, kaybettiği kimliğinin peşine düşer:

“Ben üstün müyüm, aşağıda mıyım bilmiyorum.

Bereketli bir yağmur muyum, karayeli biraz sola çeviren miyim,

Beyinleri ve kasları felç eden rutubet miyim bilmiyorum.”

“Mahpusta sağlam duvar, karşıki dağlarda jandarma, Hayber geçidinde Zülfikar, burçak tarlasında Ruhi Su oluyorum.“

Kitapta yer alan ana kişiler canlı, cıvıl cıvıl. Kendini betimlerken hareketli. Yürürken selam veriyor arkadaşlarına, aileleri, yakınları bir iki özelliğini anlatmadan geçmiyor. Anlatıcı bazen romantik, karamsar, umursamaz, bazen de geveze. Sıcak, kalabalık düzlemde yollar, sokaklar, yağmur ve hafif ya da sert esen rüzgârlar var. Hayat gibi. Üstelik gezen, konuşan, okuduklarını, yaşadıklarını en yakınına anlatırcasına sakınmadan, açık açık paylaşan anlatıcı, kendi derisini yüzüyor, tüm duygularını, düşüncelerini, geçmişini çıkarıyor ortaya. “Kır” adlı öyküde bir örgüt üyesi karşımızda. Yeni bir kimlikle, yeni bir mahallede gizleniyor:

“Ben de Tahir Amca’ya bir hikâye uydurdum.

Memleketten iki ay önce gelmiştim. Bir bilmeme, görmeme, kabullenmeme haliydim. Kendi içime kapanmaya, ikiye, üçe katlanmaya, tertip edilmeye, mağaraya razı olduğum kadar, ufukları taramaya da, göğe, çöle, çiğdeme de taliptim. Bir halden çıkıp diğer hale girmek istiyordum.

Beni dinlemişti.”

Kereste atölyesinde çalışıyor, çevreyi tanıyor, meyhanede, sokakta konuşmaları, insanları gözlemliyor. Günü geceyi, nesneyi geçmişte yaşanan siyasi olayları, acıları, haksızlıkları birbirine eklediği cümleleri hep samimi sohbet havasında kuruyor:

“Sıkıyönetime, generallere, kuraklığa, enflasyona, baskınlara, tutuklamalara hiç uğramadık. Süleyman, Hopa’dan Sivastopol’a gidip gelen fırıncı dedesini anlattı, bir de kışın köye dadanan dişi ayıyı. Bir ara kaygana tarifinde anlaşmazlık çıkar gibi oldu ama arkadaki masayla bile şöyle bir dönüp bakmanın ötesinde ilgilenilmedi. Gece, hafif bir baş dönmesiyle derbederlikten uzak, edepli ve salim bitti.”

YARIM KALAN BEKLENTİLER

“Forum” adlı öyküde dernek üyesi toplantıya gidiyor. “Yükselen umutlu uğultu”lu kalabalıkta, söz alan kişilerin sözleri ise bir amaç etrafında toplanmanın ne olduğu ya da ne olması gerektiği sorgulanıyor. Anlatılan söylencede:

“Binlerce kuşun, padişahları Anka’yı bulmak için Hüdhüd Kuşu kılavuzluğunda yola çıkışını, dağlar denizler aştıkça kiminin yorulup geri döndüğünü, kiminin telef olduğunu, kala kala otuz kuş kaldığını, bunların istek, aşk, marifet, gönül tokluğu, tevhid, hayret, yokluk vadilerinde ecel terleri dökerek sınav verdiklerini anlattı.”

Son beş öyküye gelince artık mekân ve kişi betimlemelerinin doyuma ulaştığı, hikâyelerin seyrinde değişiklik, düz anlatımdan merak uyandıracak kurguya doğru, daha olay örgülü konular beklentisi içinde yarım kalıyor öyküler. Bir gün boyunca iş başvurusu için oradan oraya koşan karakter yine kararsız, sonuçsuz koridorlardan geçip temiz havaya çıkıyor.

“Sonra iş hanının bulanık karnında daha fazla oyalanmayıp geniş ağzından alacakaranlığa çıkınca, hızlı hızlı nefes aldım. Serin hava iyi geldi. Geri dönüp selam yerine geçecek uygunsuz , küresel sözcükler sarf edesim, bulaşasım geldi o müteahhit olduğuna kesinkes karar verdiğim kırantaya. Dönmedim.

Dere boyuna doğru yürüdüm.”

Ev sahibinden muzdarip kiracı, naif kırılgan küçük esnaf, tamirci, usta, kısaca küçük insanlar, Sait Faik gözü ve dilinden el alarak anlatılıyor. Anlatıcı sesinin değişmemesi, kırılma anları, sarsıcı, yıkıcı sahnelerden çok iç sıkıntısı anlatımı, öykülerin sonunda büyük kararların olmaması, aynı yerde küçük hareketlerle dönen kahramanların pasif durumları düşündürücü. Sıradan yaşamların döngüsü öykülere damar damar işlemiş. Ama aynı sesin içine acı susma, yanık bir bağırış isteniyor doğrusu. Özellikle kahramanın içinde bulunduğu durumdan kaçıp kurtulması beklenmiyor değil. Ancak aynı yerde, aynı biçimde yaşam devam ediyor:

“Güneş batıya eğilmişti. Ayşe Nine’nin oynak oğlakları yamaçta beyaz lekeler halinde parlatıyordu. Horoz sesleri, konuşmalar duyuluyordu. Arkadaşlarım geri döndüler. Bizim mahallenin köpeklerine saygılılar. Nereye kadar gelmeleri gerektiğini biliyorlar. Söylediklerimle ilgili ne düşündüklerini belli etmediler. Gerisin geri tarafsız bir yürüyüş tutturdular.”

Duygu, düşünce ve eylemin çarpıcı, etkileyici betimleme zenginliğiyle dolu öykü kitabı ben anlatıcının içtenliğiyle sıcaklığını okura geçirmeyi başarıyor. Öykü yazdıran küçük yaşamları tekrar düşündürüyor.