KADINLARIN Fİ’Sİ: BU BİZİMKİ SEVDA DEĞİL!

a. hıdır eligüzel 30 Ekim 2017 0
KADINLARIN Fİ’Sİ: BU BİZİMKİ SEVDA DEĞİL!

YENİ ÇIKANLAR – İlk sezonunda Türkiyeli izleyicisinde farklı izler bırakan Fi  yeni sezonunda serinin ikinci kitabını olan Çi’yi odağına alan  bölümleriyle tekrar gündeme aday.  Yeni sezonun ilk fragmanları internette dolaşıma girmiş durumda. Henüz dizinin akışına dönük bilgimiz bulunmuyor.  Dizinin aktarıldığı seri kitaplar, yaz mevsiminde  verdiği aradan sonra tekrar çok satanlar rafında kendine yer tutacaktır. Kitaplar ve dizi arasındaki bağın ne denli kuvvetli olduğunu ancak kitabı ve diziyi birilikte takip edenler bilecekler. Bu sırrın kapısını açmak meraklılarına kaldı.

A. Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Dizinin Birinci Sezonu bittiğinde Yeni Çıkanlar için bir değerlendirme yapmaya çalışmıştım. Fi: Sevmenin Altın Oranı. O yazıda dizinin izleyici kitlesinin profilini çıkarmaya çalışarak, dizinin neden sevildiğini ve ne tür bir sevme biçimini önerdiğini irdelemeye çalışmıştım.  O yazı yoğun olarak erkek karakterlerin merkezinde olduğu değerlendirmeleri içermekteydi. Metnin boyutu da  kadın karakterleri ele almak için oldukça  zorlayıcıydı. Bu yazıda kadınların odağında olduğu kadınlık hallerinin nasıl temsil edildiğine odaklanmayı düşünüyorum.

Birinci bölümde kadınların genel olarak erkekler tarafından kurulmuş dünyada ihtiras nesneleri olarak algılandığını görüyoruz. Elbette dizideki tüm kadınların kendilerinin özelinde sahip oldukları ihtirasları mevcut. Bu bakımdan bir mağduriyetten söz etmek imkânsızlaşıyor. Aksine, sistemin tepe noktalarında yer tutan bir grup erkeğin tasarlayıp yönettiği ve yine rekabetin erkek tüketicilerle bu erkek işverenler arasında oynanan oyunda, kadınlar, kukladan ibaret güzellikleriyle sadece arzunun ve hırsın  kurbanları olarak değerlendirmenin çok ötesindeler. Dizide sıkça konuşulan gelişmelerden biri de cinsellik içerikli temaların yoğun kullanımı yönündeydi. Öncelikle dizinin bu şekilde yaftalandığı sahnelerine bakmakta fayda var. Bu sahnelerin verdiği imgesel arzunun karşısında memlekette yaşanan ‘taciz, saldırı, sapkınlık vakaları’ ile birlikte incelediğimizde toplumsal ölçütlerin her şeye karşın zihinsel kemikleşmiş kategoriler üzerinden işlediğini görmekteyiz. Oysa ki, kadınlar, cinsel özgürlük sonrası toplumda iş ve sanat modelleri sunuyorlar, normlara uygun biçimde yeniden düzenliyorlar. Yeni düzende işçiden işverene, marka yöneticisine, sanatçıya, teorisyene geçişler ve geri düşüşler son derece açık kuruluyor.

Fİ’DE KADINLIK HALLERİ

Zaten siyasal, ekonomik ve moral alanda yüzyıla yakın zamandır moda olan  bir  durum insan davranışlarının da odağına gelip yerleşmiş durumdadır. Namağlup olmak.  Kimin ezdiği ve kimin ezildiği her  dönemde  ortada olmasına karşın değişen fiziksel, ruhsal, toplumsal, ekonomik ve sınıfsal baskıya maruz kalanların stratejileridir.  Herkes kendi kariyerlerini nasıl yönettiğinden bahsediyor, oysaki maruz kalınan baskının ifade edilmediğini, edilse bile farklı ‘örgütsel dil oyunlarıyla’ problem sistemin kendisinden kişinin kendisine transfer ediliyor.

Bu bağlamdan bakıldığında Fi’nin kadınlarının kadınlık hallerine ilişkin temsilleri mevcut durumlarına karşın oldukça sorunlu görülüyor.  Dizinin ana karakteri olan Duru’nun ( Serenay Sarıkaya) en büyük hayali ve ihtirasının kaynağı  başarılı ve uluslararası bir balerin olmak istemesi olarak dizi boyunca takip ettik. Bu bakımdan Deniz (Mehmet Günsür) ile olan ilişkisi mükemmelliklerin kıyısında. Hem iş hem de toplumsal statüsüyle hayallerine ulaşmada oldukça avantajlı bir eş. Ancak, bir herhangi bir sevgi meselesinde olması gereken temek niteliklerinden biri olan uyum, açıkların kapatılmasına ve yaraların paylaşılmasına dönük olarak ilişkini çatırdadığını gördük. Duru’nun bu bakımdan tatmin olmadığı ve arzusunun nesnesi olan ‘sahne’ aynı zamanda ilişkinin de sonunu getirdi. Kırmız tüyün ortaya koyduğu imgesel başkaldırıyı buradan okumak lazım. Elbette her hırs, başında kendisine çekici gelen yeni bir dünya bulur. Duru için Can Manay ile olan yakınlaşma hayaline ulaşmanın bir yolu hem de intikamının nesnesi olarak anılacaktır.

Kadın karakterler bakımından Duru’nun kırılgan  ve güce yakın duran kişiliğine  karşın, Özge (Berrak Tüzünataç) farklı bir kişilik temsili sunar.  Sınırlı şekilde işlenmesine karşın Özge’nin cinsel yönelimi, işinden atılmasına neden yasak tanımazlığı, sert mizacı ile kendi ayaklarının üstünde duran bir kadın portresi var karşımızda. İhtiras Özge’de intikam meselesiyle maskeleniyor. Sadece gerçeklerin ortaya çıkmasını arzulayan etik duruşu, bunun için girmek zorunda olduğu her türlü olayı da meşru kılıyor.  Meşruiyeti kendisinde olan bir mantık totaliter kişiliklerin en önemli yansımalarından biridir. Özge’nin Sadık Murat Kolhan (Osman Sonant) ile önce iş sonrasında da duygusal boyutlara ulaşan ortaklığındaki ana unsur yine karakterin odaklandığı ihtiras.

GERÇEK HAYATIN TEMSİLİ KONUŞULMADI

Dizinin bilge karakteri Eti’nin kendi elleriyle yarattığı Can Manay’ın kişiliğine, kimliğine, kurumsallaşan dünyasına dönük korumacı hamleleri bu bakımdan oluşturduğu ‘ekibi’ ile birlikte düşündüğümüzde Türkiye’deki  holdinglerin üçüncü nesil kadın başkanlarını anımsatır nitelikte. Eti’nin mevcut durumda sahip olduklarından öte aslında gerçekleştirmeyi yıllardır beklenen intikamıyla son bölümde bırakmıştık. Türkiye’nin artık çok da şaşırmadığı ve  -mış gibi yaparak geçiştirdiği ensest ilişki mağduru olan bir kadın olarak babasını öldürmesi adaletin kişiselliği noktasında da tartışmayı zenginleştirebilir. Ancak, ne yazık ki gerçek hayatın bir temsili olarak, ne ensest ilişkiler ne de adalet konuşulabilindi.

Özellikle sevgili hikayelerimize baktığımızda göreceğimiz gibi, romantik yaşantılarımızın çetelesi kim olduğumuzun izlerinin de sürüldüğü ve tekrarlara açık bir anlatıdır. Vurguyu tersten okumak gerekirse, romantik ilişkilerdeki arzunun kişinin kendisinde veya önceki ilişkisinde eksikliğini duyduğu ‘şeyin’ idealleştirilmesi olduğunu görmekteyiz. Ancak, bu idealleştirme bir kişi ile yaşandığından, ortaya çıkan giderek büyüyen bir ilişkiye/kurumsallaşmaya karşın tarafların küçüldüğünü, ilişkinin içinde eridiğini görmekteyiz.