JOHN BERGER’İN MİRASINI NEREDE ARAMALI?

a. hıdır eligüzel 04 Ocak 2017 0
JOHN BERGER’İN MİRASINI NEREDE ARAMALI?

YENİ ÇIKANLAR – John Berger’in çalışmalarını sadece sanat camiasının kendi sınırları içinde değerlendirmek, Berger’in yaşamı değerlendiren geniş perspektifini yok saymak anlamına gelmektedir. 

A. Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Yeni yılın çok da iyi haberle geldiğini söylemek zor.

1 Ocak 2017’de Türkiye’de bir eğlence mekanında yılbaşı kutlamasını gerçekleştiren kitlenin katledilmesinin şokunu düşünürken, bir gün sonra John Berger’in ölüm haberi arkadaşının sosyal medya hesabından duyuruldu. G. adlı kitabıyla 1972’de Man Booker Ödülü’nü kazanan Berger sonrasında da Golden PEN, ve Petrarca-Preis gibi saygın ödüllere sahip oldu. Ayrıca, Görme Biçimleri, Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü gibi çok sayıda kitaba imza attı.

İç burkan ve kimilerini bu ülkede yaşadığına utandıran yılı ardımızda bırakmıştık ki, geçmişin geleceğimizi nasıl ele geçirdiğine ayıldık. Terörist bir saldırının kolayca, meşru şekilde gerçekleşmesinin –kimi- yüreklerde yarattığı infiali anlamaya çalışaduralım herkes bir diğerine bunu vahşeti nasıl öngördüğünü anlatmakla meşgul. Öngörmek: Bir işin ilerisini kestirmek ya da bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranmak. Öngörü için gerekli kabullerden biri tanımın içinde bulunmuyor ne yazık ki. Meseleyi önyargısız şekilde değerlendirecek mesafenin korunması. Önyargı: Bir kimse ya da bir şeyle ilgili olarak belirli koşul; olay ya da görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz yargı. Peşin hüküm. Bu peşin hükümlerin, eleştirel değerlendirmeler çatısı altında bizlere ideolojik söylemler olarak okutulduğunu fark ettiğimde çok gençtim. Zaten bunu kim fark etse bir anda gençleşiyor değil mi?

ELEŞTİRİNİN İLK ADIMI…

Eleştirel tutumun nasıl bir anahtar olduğunu anlamaya çalışırken tanımıştım John Berger ile. Gözün ve görmenin modern dünyanın inşa edilmesindeki önemli imgelerden biri olduğunu araştırırken, içinde olduğum alemi basitçe tarif edivermişti. “Artık üzerine çizeceğim kâğıdın beyaz yüzünü başka bir gözle görmeye başlamıştım. Düz, boş bir sayfa olmaktan çıkmış, boş uzaya dönüşmüştü”[1]. Ben uzayın derinliklerinde Görme Biçimleri[2]’mi değiştirene kadar pek çok yıldıza uğramaya devam etmiştim.

Görmek eleştirinin ilk adımıdır. Pek çok kez ‘Ne olduğunu görmüyor musun?’ diye artan serzenişlerin ardında, yaşananları kavrama problemi de mevcuttur. Elbette görmenin eleştiriyi beslediğinin farkında olmamıza karşın yine de görmek tek başına eleştiriyi ayakta tutamaz. Eleştirinin önemli dayanaklarından biri de iradenin ortaya konulmasıdır. İradenin yokluğu görme eylemini ve tüm yapıyı mekanize bir bütüne indirgemektedir. İrade, karmaşık ve çetrefilli yaşamın değerlendirilmesinde bireysel, kitlesel bir tavrı zorunlu kılar. Tıpkı, hayatın görünen biçimlerinin giderek daha karmaşık hallerini kavramak için gözün ışığa göre evrilmesi gibi eleştiri de irade tarafından biçimlendirilir.

Görmek sadece çağdaş düşünürlerin değil, 17.yüzyılın önemli düşünürlerinden Spinoza’nın da meselesidir. Kendisi aynı zamanda optik yapımında uzmanlaşan bir zanaatkardır. Spinoza bilgiye dair çıkarımlarında geniş bir perspektife ve ilişkiler ağına işaret etmektedir. Bir öğeyi, elbette diğer özne ve nesnelerden soyut olarak varolan bir öğe gibi tanımlayabilecek ayrıntılara sahip olmamıza karşın, o öğeyi diğer öğelerle ilişkilendirmeden ve ilişki halini gözlemlemeden kavrayamayız. Bu süreçteki bilgi edinme biçimlerini Spinoza, kanı, akıl ve sezgi olarak ifade etmektedir[3]. Spinoza’nın yöntemsel katkısı, nesnenin görülme biçiminin yanında bilgiyi aktarmak için de perspektifi duyumsatmasında yatmaktadır. Perspektif, Spinoza’nın bilgiyi ve dünyayı kavrayışta ayırıcı nitelik atfettiği ilişkisel yapıyı ve nesnelerin birbirlerine göre konumunlarını belirlemede güçlü bir metafor olarak kullanılmaktadır. John Berger sanat eleştirmeni ve düşünür olarak perspektifin önemine dair düşüncelerini çalışmalarında kullanmıştır. Bir örneğini buraya alıyorum:

“Modelime baktıkça, onun gerçeketen üç boyutlu olduğu, uzayda yer işgale ttiği ve on bin değişik bakış açısından on bin farklı görünüşün toplamından fazla bir şey olduğu gerçeği karşısında yeniden hayrete düştüm[4].”

Bir ressam ve sanatçı için ışık, çalışmanın merkezinde olan nesnelerin nasılını ve neliğini ortaya çıkarmak için oldukça etkin bir araçtır. Bu bağlamda ışık, yaşamı kavrayışta iradenin ve düşüncelerin izdüşümüne denk gelir. Eleştiri meselenin hangi boyutunun odağa alınacağına dair bir öncelik vermesi bakımından perspektifi kullanır. Perspetif kullanımı sadece sanat camiasına gömülü bir araç değildir.

POLİTİK BAKABİLMENİN YÖNTEMİ

Büyük ve derin düşünce algısı, tıpkı görsel sanatlarda olduğu gibi çok yakın durduğumuz nesnelere karşı geliştirdiğimiz ‘büyüklük’ değeriyle özdeş bir tutuma denk gelmektedir. Düşünsel olarak yakın durduğumuz politik, etik, felsefî düşüncelerimiz ile aramıza bütünü kavrayacak düzeyde mesafe koymadığımız anlarda, eleştirinin gerektirdiği nesnel tavırdan uzaklaşmaktayız. Bu kavrayış üzerinden ortaya çıkan iddiaların çağın gerekleriyle ve insanlığıyla buluşma imkânlarını zorlamaktadır. Çünkü tek biçimli perspektifin ve politik söylemin getirdiği mutlaklık, ortaya çıkan düşünsel ve pratik söylemin karakterini kapalı olacak şekilde biçimlendirir. Bilginin içeriği, insanın içeriğiyle bağlantılıdır. İnsanlık durumunun sorgulanması, değerlerin tekrardan değerlendirilmesini içermektedir. Böylece değerlendirmenin kendisi Kantçı bir söylemle evrensel düzlemde eleştirinin ölçütü olur.

Bu bakımdan Berger’in çalışmalarını sadece sanat camiasının kendi sınırları içinde değerlendirmek, Berger’in yaşamı değerlendiren geniş perspektifini yok saymak anlamına gelmektedir. Türkçe yazın açısından Berger’in böylesi bir probleme sahip olduğunu söylemek söz konusu değildir. Ancak, Türkçe okurun ve Berger’in Türkiyeli takipçilerinin dikkat etmesi gereken nokta Berger’in geliştirdiği eleştirel yöntemin politik ve ideolojik hedefinin sabitlenmesinde yatmaktadır. Sanata ve sanatçıya dair önsel bilgisi politika olan bir ortamda, sanatın eleştirelliğinden öte politikanın protestoculuğunun hüküm sürdüğü bir düşünsel ortamın var olması gayet normal. Berger sanat ile politikayı anlatmayı değil, politik bakabilmenin yöntemini sunarak, sanat eleştirisinde farklı bir açı geliştirmiştir. Berger’in ölümünü görme ve eyleme biçimlerimizin tekrardan sorguya alınmasına adıyorum. Ancak o zaman sıfat olan eleştirel sözcüğü yaşam bulur ve isim haline gelebilir.

Berger’in mirasının etkilerini buralarda aramak yerinde olacaktır.


 

[1]John Berger, Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (Bülent Somay), Metis Yayınları 1999, 42.

[2] John Berger, Görme Biçimleri (Yurdanur Salman), Metis Yayınları, 2000.

[3] Spinoza, Ethica (Çiğdem Dürüşken), Kabalcı Yayınevi, 2011

[4] John Berger, Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (Bülent Somay), Metis Yayınları 1999, 21.