İTİP BENİ, BALIMA DADANAN BU ÇAĞI SEVMEDİM

Hatice Balcı 04 Kasım 2017 0
İTİP BENİ, BALIMA DADANAN BU ÇAĞI SEVMEDİM

YENİ ÇIKANLAR – “Çok az insan şiirle ilgileniyor, şiiri kullanıyorlar, halbuki şiirin kendi kuralları var, şiirin güzelliğini bozmadan, şiiri ezmeden ancak şiir yazabilirsiniz.” Bu sözler 3 Şubat 2015 tarihinde Açık Radyo’ya konuk olan şiirin usta kalemlerinden Gülten Akın’a ait…  Akın, bu sözlerden neredeyse dokuz ay sonra, 4 Kasım 2015’te aramızdan ayrılmıştı…  

Derleyen: Hatice Balcı  balci.hatice@gmail.com

Anadolu’yu en iyi bilen şairlerimizdendir Gülten Akın… Kaymakam eşinin görevi gereği pek çok şehirde, pek çok ilçede bulunmuş, buralarda kaldığı süre içinde öğretmenlik, avukatlık yapmış ama hep yazmıştı.

Başlangıçta doğa, aşk, ayrılık, özlem gibi temalar dizelerine yansımıştı. Sonra kadınları, kız çocuklarını, gecekonduları…

Türkiye’de 1970’li ve 1980’li yıllarda, başka hiçbir ülkenin deneyimlerinin kendisiyle boy ölçüşemeyeceği hız ve genişlikte bir göç dalgası yaşanıyordu. Milyonlarca insan doğup büyüdüğü, nefes aldığı topraklardan kentlere akıyordu. Göçle birlikte gecekondularda doğan yeni yaşam koşulları, Gülten Akın’ın şiirinin temel izleklerinden biriydi. Hayatta kalma adına yitirilenler; hiçliğe yuvarlanma ile varolma mücadelesi arasındaki ikilem…

” aşkı ve dünyayı hak edememiş
kavganın kuruttuğu insanlar
sinekler gibi çarpıp camlara
düşüyorlar yarı karanlıkta”
(Beni Sorarsan, Gülten Akın)

Beş çocuk büyüttü şair. Onlarla birbirlerini ve tüm insanları sevdikleri için övünüyordu. Başka insanların dertlerini kendi dertlerinin önüne koydukları için de.

Oğlu Murat Cankoçak, Mamak Cezaevi’nde tutukluyken görüş günlerinin gözyaşlarına, itilip kakılmalara, umuda ve umutsuzluğa içeridekilerin çığlıkları karıştı, hepsi birden şiirine aktı. Ezilenler; ağır baskılara maruz kalanlar; açlık çekenler; cinsleri, milliyetleri, inanışları yüzünden yaşam savaşı verenler onun şiirlerinde kendilerini  buldular.

Sözcükler, anlamın tutukeviydi onun için, kadınlık ise geniş bir cezaevi. Kadınların üzerindeki baskı o derece ağırdı ki korkularından, endişelerinden  kurtulamıyor, onları değiştirecek özgürlüğe – veya özgürlüğün getireceği değişime mi desek- bir türlü hazırlanamıyorlardı. Aşk, tüm insanlığa gerekliydi fakat en çok da kadınlara…

“AŞKın şavkadığı dünyayı istedim
bir bile değildim hiç oldum
ne utanç kaldı, ne korku, ne bağ
AŞKı istedim
öyle yürekten istedim, yürek eridi…”
(Ses ve Gölge, Gülten Akın)

Muktedirler şiirin gücünden korkarlardı, o halde  şiir onların üzerine üzerine  yürümekten çekinmemeliydi. “İtip beni, balıma dadanan bu çağı sevmedim” dedi  sözcüklerine yüklediği gür sesiyle. Bir kendimiz vardık, bir de öteki hayatlar.  Şiirinizi başkalarının yaşadıklarını  içselleştirerek de yaratabilirdiniz. Herkes, her şey şiirin konusu olurdu. “Şairin dünyayı algılayışı, hayatı değiştirme istemi, bir ağacın özsuyu gibi şiirinin içinde akar“dı.

“Günlük yaşam insanları kıskacına alıyor. Biz en değerli bıçağımızı kaba günü yontmaya harcıyoruz. ‘Ben’ ve ‘öteki’ anlamını yitirirse dünyanın derdi biter, dünya değişir” diyor ve ekliyordu: “Gerçekler bir leke olarak dokuya işliyor, susarak aşılamıyor gerçekler, konuşarak da aşılamıyor. Kördüğümü çözmek bir edim işi…konuşmanın şiircesi etkili de olsa çözüme yaramıyor pek, yine de susmaktan yeğdir.”

Gülten Akın, dizeleriyle dünyayı değiştirmek istedi. İyi şiir yazıldığı sürece bu umut vardı.

Yaşamının son aylarında gözleri pek iyi görmüyordu. Haftada üç gün diyalize giriyordu. Bu dönemde iletişim halinde olduğu kişiler de daha çok aile bireyleriydi. Güncel konular, olaylar yaşamından uzaklaştıkça şiirini anılarından çıkarır olmuştu. Arada bir iki dize yazıyor, yazdıklarını bir yerlerde unutuyor, neden sonra bulunca çocuklar gibi seviniyor, dizelerini tamamlamaya uğraşıyordu.

Şiirleri Bulgarca, İbranice, Lehçe dahil çok sayıda dile çevrildi. İlk şiiri 1951’de, son şiir kitabı “Beni Sorarsan” 2013’te yayımlandı.

Erendiz Atasü onun için “denetimli  ve mesafeli bir kişiliği vardı, içi ise kıpır kıpır aşk doluydu” diyor. Mahmut Temizyürek onun dünyaya ilişkin kavrayışında acı çeken ruhları duyabilmesine vurgu yapıyor. Haydar Ergülen ise Gülten Akın şiirinin üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor: “Bir şiirin hem bu kadar ince hem de bu kadar dayanıklı oluşuna, hem hiç dinmeyip hem sessiz akışına şaşarsınız.”