‘İNSANLAR İÇİNDE BİR İNSAN’ SAİT FAİK

Attila Taş 11 Mayıs 2017 0
‘İNSANLAR İÇİNDE BİR İNSAN’ SAİT FAİK

YENİ ÇIKANLAR – 1954 Mayıs’ının 11’ünde kanadı kırık martısıyla ayrıldı dünyanın kıyılarından Sait Faik. Oktay Akbal’ın “Uzun zaman onu sanki o mayıs günü kalkan saat yedi vapuru aldı, bir daha geri getirmedi gibi geldi bana” dediği Sait Faik…

Attilâ Taş  attilatas@yahoo.co.uk

Mayıs’ın en afilli zamanında adaya kalkan son vapurda gördüğünü söylese de Oktay Akbal Sait Faik’i; O, adaya kalan son vapurun ta kendisi idi aslında! Bacasından kesif yalnızlık, serzeniş ve mesut bir dünya hayalini havaya savurup; silme yakamoz ve yıldız alacası ışıklı geceye karışan.

‘Demek benim dünyada dostlarım vardı?’

O yalnızlığı sanki ‘paylaşılsın da artık yalnızlık diye bir şey oluvermesin’ diye öyle bir anlatır ki; siz acılarınızla, kırgınlıklarınızla kendinizi yapayalnız sanıp, çağıldayıp duran kederinizin içinde çırpınıp dururken bir dal parçası gibi imdada yetişir bir öyküsü. Sait Faik gibi hissiyat ortaklarınızı görüp gönenirsiniz içlenmişliğinizle.  

“Bu adamı da sevdim birdenbire. Demek benim dünyada dostlarım vardı? Daha yaşayabilirdik. Beyhude yere iftiracılar, namussuzlar, yalancılar, birbirinin ekmeği kapanlar için insanları, yaşamayı hor göremezdik. Tavşanları satan ninem vardı. Ölmüş oğlunun canlı kuzusu ile cansız kuzusunu, bu akşam ölesiye içmek için satan adam vardı…”

sait faik

Okuduğunuz her öyküsünün sonunda Sait Faik’le aranızda gizli sohbetlerin, dertleşmelerin geçtiğini duyumsarsınız içten içe. Dedik ya sanki yalnızlığımızın panzehiridir o öyküler. Yalnızlığınızda konuktur size.  Olmadı gönderiverir üç beş kişi hanenize; kah bir mahalle bakkalıdır o; kah mintansız bir sokak çocuğu, belki de aşkından ziyan olmuş bir berduştur kapınızdaki. Alırsınız onları içeriye, hayattır onlar çünkü. Hayatın, hele hele iç geçirerek aradığımız ‘insan gibi’ bir hayatın o öykülerde hala soluk alıp verdiğini duyarsınız.

‘Sakin görünüşlü bir adam’

Ferit Edgü’nün tanımıyla; “toplumsalla bireyseli, gerçeklikle düşseli, etik ile estetiği eşsiz bir biçimde kotaran bir yazar”dan size sihirli bir kapının parolasıdır fısıldanan; hala çürümemek, yozlaşmamak, çirkinleşmemek için direniyorsanız eğer. Biraz öykü bolca hayat; bolca öykü biraz hayattır anlattıkları; nerede başlar biri, diğeri nerede biter bilinmez. Olması gereken de budur. Ve bütün ‘olmuş’ eserlerde bu vardır.
sait

Ara Güler’in “Beyoğlu’nda, Cağaloğlu Yokuşu’nda önemsiz bakışlı, yakaları her zaman kalkık açık bej pardösülü, uzun boylu, sakin görünüşlü bir adam dolaşırdı” diye anlattığı, kalemini ısrarla insanla ‘traşlayan’ Sait Faik’i  sadece bir kentin ya da denizin öykücüsü olarak tanımlayıp, suya sabuna dokunmayan bir yazar olarak görmek ne kadar doğrudur?  Semaver’e, Bir Kıyının Dört Hikayesi’ne ne diyeceğiz o zaman. Ne diyeceğiz; “Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya. İnsanların hepsinin mutlu olduğu bir dünya… içinde iyi şeyler söylemeye, doğru şeyler söylemeye selahiyetler kıvranan adamın, bu şeyleri korkmadan, yanlış tefsir edilmeden söyleyebildiği bir dünya…” diyen Havada Bulut’a.

Kazlıçeşme’deki deri fabrikalarını, burada çalışan işçileri, uğradıkları haksızlıkları, emek sömürüsünü anlattığı İnsanlığın Haline Doğru adlı öyküsüne ne diyeceğiz.

sait faikk2

Ya işi samimiyetsiz çığırtkanlığa dökmeden hakkı yenilen bir ırıp tayfasını, derin bir ayıbı anlattığı “yazmasam deli olacaktım” diye bitirdiği Haritada Bir Nokta adlı öyküsü. Yazmış olmak için değil de haksızlığı görüp de; “ Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım…  Burada, namuslu insanların arasında sakin ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye kağıt kalem  aldım…. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra öptüm. Yazmasam deli olacaktım” diyen Sait Faik toplumculuğun sermeyesi olan samimiyet ve vicdanı sağlam bir toplumcu yazardır, kim ne derse desin.

‘Gel sana bir pantolon, bir ayakkabı alayım’

Haldun Taner’in “biz ancak o el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik dediği Sait Faik Hayatı yalnızlıklar ve aldatılmışlıklar içinde geçmiş olmasına karşın insana karşı umudunu asla yitirmemiş, inatla “Dünyayı güzellik kurtaracak… Bir insanı sevmekle başlar her şey” diyerek aradığı o saf sevgiyi, güzelliği sokaktaki sıradan insanda bulmuştu. O insanlar Osman Şahin’in deyimiyle “yoksul sıradan insanlar, adam hesabına alınmayan insanlardı”.  Sait Faik insana dair her şeyi, güzelliğin yanı sıra yalanı, ikiyüzlülüğü, açgözlülüğü de ıskalamamış, halk dalkavukluğu yapmamış, ‘gerçek’ten yazmayı önemsemiştir ki büyüklüğü biraz da buradan gelir;

“-Kirli soluk yanaklarına, çıplak ayaklarına merhametle değil, sevgiyle baktım.

–  Ne bakıyorsun efendi, dedi, hamal mı lazım?

– Yok çocuğum, dedim. “Gel sana bir pantolon, bir ayakkabı alayım” demek üzereydim. Fakat gözlerini görünce vazgeçtim. Onlar bir acayip hastalığı benim sevgi dolu gözlerimde yakalamak istiyor gibi dikkatli, yakalamış kadar mustarip ve haindiler…”

sait faik

“İnsanlar içinde bir insan”

1954 Mayıs’ının 11’ünde kanadı kırık martısıyla ayrıldı dünyanın kıyılarından Sait. Oktay Akbal’ın “Uzun zaman onu sanki o mayıs günü kalkan saat yedi vapuru aldı, bir daha geri getirmedi gibi geldi bana” dediği Sait Faik yıllar önce bir öyküsünde sanki o anı  “vapur yarı yarıya boş uzaklaşacak… Zaman zaman çocukluğumun rüyalarında gibi bir yere düşecektir gemi” diye yazacaktı.

İnsanın en yalnız hali, adanın en sakin haline benzer. Türlü düşüncelerin, kuruntuların, hüzünlerin depreşip durduğu haller vardır ruhumuzu tuza batırır. O hallerde kendini dünyada rehin olarak görür insan, kaçmak kurtulmak ister. Ama insanın kaçıp kurtulacağı yer yoktur. İnsana anca insana doğru koşarsa kurtulur. Başka bir reçetesi de yoktur bunun. Yarın da olmayacaktır.

 (Soldan sağa) Sait Faik Abasıyanık, Özdemir Asaf, Sabahattin Eyüboğlu

(Soldan sağa) Sait Faik Abasıyanık, Özdemir Asaf, Sabahattin Eyüboğlu

“Düşün Yanakimu beni. Bin, bir yıldızın sırtına. Adaların içinde bir Burgaz adası vardır. Bir sandal vardır, tam Kaloyeros‘la Laendros‘un gözüktüğü nişanda. İşte o benim. Ben, sandallar içinde bir sandal, denizler içinde bir deniz, insanlar içinde bir insan.”