AMATÖR GİBİ DEĞİLDİNİZ!

a. hıdır eligüzel 29 Nisan 2017 0
AMATÖR GİBİ DEĞİLDİNİZ!

YENİ ÇIKANLAR – Genç ressamlarla başladığımız röportajlar serisine bu haftadan itibaren ‘amatör’ tiyatro gruplarını da dahil ettik. Zira bu alanda çıkan ve ‘medya’da yer bulmakta zorlanan işlerin büyük bir kısmı profesyonellerle yarışacak nitelikte. Farklı meslek gruplarından insanların bir araya gelerek kurduğu bu grupların tek derdi ise ‘tiyatro yapmak’… Bu minvalde ilk söyleşimizi Fazla Mesai Tiyatro Grubu’na ayırdık.

A. Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Cuma akşamı işten çıkıp hızlıca vapura doğru koştururken telefondan saate hızlıca baktım. Vapura adımımı attığımda motorun sesi de yükselmişti. Cuma günleri mesai sonrasından haftasonuna dahil olduğunu gösterir gibi Kadıköy sokakları ve mekânları ile kalabalık olduğunu hatta daha da kalabalık olacağının uyarısını yapıyordu. Filmde bir replik aklıma düştü, ‘Acıbadem’den bir taksiye binmişsin, Kadıköy diyorsun. Sen zaten içmeye gidiyorsun’. Kadıköy’ün butik kafeler, bistrolar ve sadece alkolün olduğu barlardan ibaret ‘kurtarılmış bir bölge’ ilan edilme tarihini merak ediyorum. Aklımda böyle bir tarih yok. Kadıköy şiire, müziğe, felsefeye, hoşgörüye, güneşe kurduğu altyapısının ‘para’ ile dönüşümünü izliyor. Kadıköy şairlerinin, Kadıköy Rock müziğini dizelerine aldığı Kadıköy, mesai sonrası boş vakit geçirmenin, çalışmadan arda kalan saatlerin turnikeler olmaksızın tüketildiği bir adaya dönüştü. Gel gör ki sular yükseliyor.

Sokakta kalabalığın arasında hedefe kitlenmişçesine ilerliyorum. Tiyatronun kapısına vardığımda oyun başlamamıştı.  Bilet  almak için  bakınırken oluşan kuyruğu görmenin şaşkınlığını  ve sevincini henüz üstümden atmamışken, önümdeki çiftin bilet ayırttıklarını duyuvermiştim. Masadaki ayırtılmış biletlerin sayısı bu sefer  yer bulamayacağım telaşına dönüşmüştü ki, tam da istediğim yerden bileti alıp oyun için beklemeye başladım.  Bilet kuyruğu oyunun başlamasından kısa süre öncesine kadar sürdü.

Kadıköy Dora Sahne’de oynanan oyun ‘amatör’ tiyatro gruplarından Fazla Mesai Tiyatro Grubu’na ait. Daha önce Vatan Kurtaran Şaban oyunlarını izlediğim ekibin yeni oyunu Bir Deli Oyun. Bir rehabilitasyon merkezinde bulunan bir grup ‘hastanın’ bir gününü anlatan oyunda çok farklı karakterlerle toplumsal ve kişisel pek çok ‘rahatsızlığın’ temsilini görmek mümkün. Rehabilitasyon merkezine gelen  yeni ‘hasta’ ile birlikte izleyiciler de rahatsızlıkların ilkin kişisel olduğunu düşünse de meselenin çok daha büyük olduğunu farketmek geç olmuyor. Oyun, delinin kim olduğunu, buna kimin karar verdiğini izleyicileri koltuklarında ürkütmeden aktarıyor. Oyundaki trajedinin aktarım üslubu takip ettiğim kadarıyla izleyicinin yorulmasını Cuma akşamı tercihlerinden şüphe etmelerini önledi.

Fazla Mesai Tiyatro Grubu üyeleri farklı meslek gruplarına mensup ve içlerinde tiyatrocu olmayan kişilerden oluşuyor. Günlük mesailerinin ve uzun provalarının ardından ortaya çıkana sadece bir oyun demek hikayenin bütününü görmezden demek olacaktır. Kadıköy’ün bir ada olmaktan öte canlı bir yaşam alanı olduğuna dair bu ufak dokunuş için arkada biriktirilen ‘fazla’nın kıymetini oyun sonunda izleyiciler verdi. İzleyicilerin alkışından daha net bir tepki nereden alınabilirdi. 

Grupla bu alkışların sonrasında konuştuk…

fazla

Birkaç cümle ile kendinizi, Bir Deli Oyun’daki rolünüzü ve grubu anlatır mısınız?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: 26 yaşındayım. Kamu kurumunda çalışıyorum. On ene gibi bir süredir İstanbul’da yaşıyorum. Oyunda sarhoş doktor rolünü oynuyorum.

Seda Şafak: 28 yaşımdayım. İç hastalıkları doktoruyum. Oyunda kendisini  Marilyn Monroe sanan birini oynuyorum.

Seher Rakıcı: Kamu hastanesinde ameliyathane hemşiresi olarak görev yapmaktayım. Oyunda paranoyak şizofren teşhisi konmuş bir hastayı oynuyorum.

Yağmur Cömert: 28 yaşındayım. Mesleğim moda tasarımı, ancak oyunculukla çok yakından ilgileniyorum.

fazla3

Fazla Mesai Tiyatro Grubu ile ne zaman tanıştınız? Ekibe dahil olma süreciniz nasıl gelişti?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Üniversite yıllarında izlediğim birçok oyun beni içten içe sahneye çıkmaya teşvik etti diyebilirim. Ancak fırsat da cesaret de bulamamıştım. Birgün  internette Grupla ilgili duyuruyu görünce belki zamanı gelmiştir diye düşündüm. Hayatta bugüne kadar yaptığım en cesur hareket bu oldu.

Seda Şafak: Gruba, yaklaşık 3 sene önce dahil oldum. Tek pişmanlığım daha erken olmamasıydı. Çocukken ağabeyimin karşısında reklamlardaki insanların taklitlerini yapıp ağabeyimden alkış alarak başladığım bu yolda şuanda sahnede yer almaktan inanılmaz mutluyum.

Seher Rakıcı: Hastanedeki bir arkadaşımın sayesinde yaklaşık iki yıl önce tanışmıştım.  Teknik bilgilerin edinilmesi, nefes çalışmalarının olduğu eğitimlerin ardından oyunlarda yer edindim.

Yağmur Cömert: Buradan önce bazı özel kurslarda oyunculuk eğitimi almıştım. İş hayatım devam ederken tiyatro yapmak istiyordum ve ben de iki sene önce Grup ile tanıştım.

fazla4

Hangi oyunu  sahneleyeceğinize nasıl karar veriyorsunuz? Bu konuda kriterleriniz var mı? Olmazsa olmazlarınız veya olursa olmazınız?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Şöyle ki oyun seçimini aslında grubumuzun ruhu belirliyor diyebilirim.

Seher Rakıcı: Oyunumuzu belirlerken hocamızla beraber önerilerimizi ortaya sunarak bir oyuna karar veriyoruz.

Yağmur Cömert: Hocamız grubun seviyesine, enerjisine göre bize seçenekler sunuyor, biz de hep beraber tartışıp birini seçiyoruz. Oyundaki karakter sayısıyla bizim sayımızın eşleşmesi çok önemli. Genelde çok karakterli ve çok renkli oyunlar seçiyoruz. Seçilen oyun herkesin içine sinmeli, olmazsa olmaz.

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Çünkü oyun provalarından önce,  çok fazla atölye çalışmasında bulunuyoruz.

fazla5

İzleyicilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Seda Şafak: Bir çocuk izleyicim benim Seda olmamı kabul etmek istemedi. Marilyn Monroe olmak bu kadar istenebilir hale getirilemezdi benim için.

Seher Rakıcı: Oyunu izlemeye gelen arkadaşlarımızı gördükçe çok mutlu oluyoruz. Sahnede oyunu oynarken algılarınızın tamemen açık ve dikkatli olunması gerekiyor. Ayrıca tiyatroyu severek yapmak gerekiyor. İşin içerisinde emek ve sevgi var.

Yağmur Cömert: İzleyicilerden genelde duyduğum şey ‘amatör gibi değildiniz’ oluyor. Sanırım düşük beklentiyle geliyorlar ama beklediklerinden fazlasını buluyorlar.

Seher Rakıcı: Gelen arkadaşlarımızdan olumlu tepki aldıkça çok mutlu oluyoruz.

fazla6

Bir zamanlar sadece izleyiciydiniz. Şimdi ise sahnedesiniz. Sahneden izliyeciler nasıl görünüyor?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Evet, bir zamanlar seyirciydim hala da öyleyim aslında. Bolca oyun seyrediyorum diyebilirim. Yönetmenimiz Can Törtop tiyatro öğrenmenin en önemli yollarından birinin bolca oyun seyretmek olduğunu sıkça söyler.

Seda Şafak:  Oyunculuğa başladıktan sonra izleyici koltuğunda olduğum zaman şunu fark ettim ki, artık izleyici olmak benim için daha heyecan verici. Hem rol almayıp hem oyuncuların heyecanını hissedip yaşamak çok zor.

Seher Rakıcı: Sahnedeyken izleyiciler çok güzel ve heyecanlı gözüküyor. Samimi bir ortam ve kahkahalarıyla o mutluluklarını hissettirebiliyorlar. Sanki aynı çatı altında beraber gülüp eğlenen  ve huzuru yakalamış bir ev ortamı hissi yayılıyor.

Yağmur Cömert: İzleyicler sahneden çok tatlı görünüyorlar. Konsantrasyonumu bozmamak için oyunda seyirciyle çok göz göze gelmemeye çalışıyorum ama genelde gördüğüm gülen, heyecanlı yüzler oluyor.  Seyircinin eğleniyor olması bizi de çok olumlu etkiliyor, sahnedeki motivasyonumuzu yükseltiyor.

Tiyatro camiasında kendinize yer açmaya çalışmanın zorlukları nelerdir?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu:  Ben sanatın bu kadar zor bir mecra olduğunu gerçekten bilmiyormuşum. Gerçekten tiyatroyu icra etmek çok zor. Maddi şartlarının yanında manevi desteklerin yetersizliği, ilginin televizyon vb. mecralara kayması tiyatronun ne kadar özel bir şey olduğunu birkez daha anlamamızı sağlıyor.

Seda Şafak:  Otuz altı saat çalışıp ertesi akşam provaya gelmek, uyumamak… Bunun tek açıklaması olabilir, mutluluk…

Seher Rakıcı:  Tiyatro sanatı seyircisi ile iç içe olup samimi olan bir sanat dalıdır. Ülkemizde tiyatroyu destekleyici organizasyonların yetersiz kalması zorlukları da arttırıyor. Diğer zorluklar olarak insanların zaman yönetiminin yetersiz olması ve sorumlu oldukları fazla iş yükü, bilgi yetersizliği, ilgisizliği sayılabilir.

Hepiniz  tiyatroyu ‘fazla mesaide’ yapmak durumundasınız. Tiyatro dışındaki birikimlerinizi tiyatroya yansıtma olanağınız oluyor mu?

Seda Şafak: Doktor olarak her gün en az  yüz farklı insan görüyorum. Hayatın her alanından insanları gözlemlemek, onların duygularını sahneye taşıyabilmek ve bunu izleyicilere yansıtabilmek güzel bir duygu. İşimin tiyatroma sağladığı faydalarının yanında tiyatronun da işime faydası yadsınamaz. Her role girebilmek ve kendi kimliğinden çıkmak insanları daha da iyi anlamama yardımcı olmaktadır. Mesela  ‘Bir Deli Oyun’ da deli olmak gibi.

Yağmur  Cömert: Benin mesleğim moda tasarımı olduğu için herhalde; kostüm, sahne dekor ve içinde görsellik olan her türlü şeye karışıyorum. Yaptığım işin sonuca ulaşması için herkesin koordine olarak çalışması gerekiyor. Çünkü tiyatro da bir ekip işi. Asla ben işimi yaptım ve bitti, olmuyor.. Kendi işini yapmanın yanısıra ekipteki herkesle iyi anlaşmak, gerektiğinde birbirini idare etmek ve paslaşmak durumundasın. O zaman ortaya güzel, izlenesi bir iş çıkıyor bence.

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Teknik olarak ne kadar çok şey katarsak sahnede de bir o kadar zenginlik olacağını düşünüyorum.

Sahnedeki üstadlarınız kimler?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Sahnedeki üstadlarımiz, öncelikle, beraber çalıştığımız eğitmenlerimiz. Sahne zekasına her defasında hayran olduğum can eğitmenimiz Can Törtop’un hakkını ödeyemeyiz, diyebiliriz…

Yağmur Cömert: Çok fazla varlar, tek tek saymayayım. Ancak birebir öğrenme şansına sahip olduğum eğitmenimiz Can Törtop’u tek geçerim. Zekasına ve yeteneğine hayranım.

Tiyatro sahnesinde ve böylesi bir ekiple birlikte olmak sizin için ne ifade ediyor?

Mehmet Emin Dolmacıoğlu: Ekibimden gerçekten çok memnunum. Sadece sahnede değil günlük hayatımızda ve provalarda da anlaşılmak beni çok mutlu ediyor.

Seher Rakıcı: Tiyatro sahnesinde olmak çok güzel bir duygu. İçinde tiyatroya ilgisi olan her insan bence kesinlikle bu deneyimi yaşamalı diye düşünüyorum. Dostluk ortamının olması yanında bir aile gibi oluyorsunuz zamanla ve samimi anlara tanıklık ediyorsunuz.

Yağmur Cömert: Sahnede olmak müthiş bir duygu. Aynı anda hem çok heyecan katıyor hem de çok huzur veriyor. Bu ikisini başka nerede bir arada bulabilirim bilmiyorum. Ekibimizdeki herkes de çok uyumlu alçakgönüllü, iyi niyetli insanlar. Tiyatro bizi eğitiyor, iyi insan yapıyor. Ben de bundan payımı alıyorum.


Not:

Bu arada, Fazla Mesai Tiyatro Grubu Bir Deli Oyun’u 7 Mayıs 2017’te Kadıköy Meslek ve Teknik Lisesi’nde saat 19.00’da tekrar sergileyecekler. 7 Mayıs 2017’teki oyun, Türkiye Görme Engelliler Derneği yararına gerçekleştirilecektir. Biletler oyun günü gişede temin edilebilir.