Fİ: SEVMENİN ALTIN ORANI

a. hıdır eligüzel 06 Eylül 2017 0
Fİ: SEVMENİN ALTIN ORANI

YENİ ÇIKANLAR – Değişim için çabalayan dizi sektörü bu çabasında ne kadar samimi? Bu bağlamda internet dizilerinden Fi’yi diğerlerinden ayıran özellikler neler? Fi dizisinin takipçileri kimler? Fi izleyicine ne anlattı, anlatıyor? Fi oyuncularının popülerliği karakterlerin önüne mi geçiyor? Fi karakterlerinin özellikleri nelerdir? İşte Fi’ye dair bu ve daha pek çok sorunun yanıtı…

A. Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

eliz adalı’ya

Türkiye dizi sektörünün hali ülkenin genel atmosferinden bağımsız değil. Herkes gelişmelerden, yaşananlardan ve ortaya çıkan üründen rahatsızken yine de her gün farklı bir diziyi takibe almaktan sakınılmıyor. Set işçilerinin içinde bulunduğu sağlıksız çalışma koşulları mesela tekstil konfeksiyonundaki çalışma rejiminden farksız değil. Bu alanda örgütlenme çalışmaları [1] da sektörün toparlanması, standartlarının belirlenmesi açısından önemli.  

Dizi sektörü halen yoğun olarak televizyona iş yapıyor ve televizyonun şartlarına göre içeriğini, kadrosunu, imgelerini belirliyor. Hatta politik, dinsel, cinsellik içeren sahneler otosansürün en belirgin örneklerine sahip oluyor. Sektörün örgütlenmesi ve yurtdışındaki benzerlerini de göz önünde tutarak değişim yönünde çabalıyor. İnternet dizilerinin [2] artması belki bu yöndeki önemli adımlardan biri.

Fİ Bize Ne Anlattı?

Oyuncu kadrosunda Türkiye sinema, televizyon ve magazin dünyasının önemli isimlerinin bulunduğu Fi dizisi internetteki ilk sezonunu bitirdi. Dizinin takipçileri öncesinde gizli gizli sonrasında açıktan dizinin yeni bölümlerini beklediklerini dile getirdikçe her karakteri birer fenomene dönüşmeye başladı bile. Kimi oyuncular mevcut popülerliğini diziye pekiştirirken kimileri de diziyle başka bir popülerliğe ulaştı. Osman Sonant meşhur Onur Ünlü çetesinin [3] özgün popülerliğini bu dizide başka boyutlara taşırken, Büşra Develi de benzer biçimde Fi ile kendi adına önemli bir işe imza atmış durumda.

Fi’nin teknik ve çekim süreçlerinde sektöre olan katkılarını saklı tutarsak on iki bölümün sonunda  dizinin izleyicide bıraktıklarına ve izleyicinin neyi alımladığına eğilmek gerekiyor. Diziyi klasikleşen birkaç olgu üzerinden inceleyebiliriz. Diziyi kimlerin izlediğine bakmak yerinde olur. Dizinin kullandığı dil, enstrümanlar, olayların geçtiği mekânlar  kitlenin diziyi özümsemesi için oldukça önemli olduğunu takipçilerinin jest ve mimiklerinden bile okuyabiliyoruz. Elbette bu izleyici kitle bir anda Can Manay, Sadık Murat Kolhan, Duru, Deniz, Eti hatta Bilge gibi sokaklarda dolaşmıyorlar. Metroda bir kopya Can Manay ile karşılaşmamız  dizi kahramanlarının izleyici kitledeki alımlanmasıyla doğrudan bağlantılı.  Önceden dizi kahramanlarının karakter olarak toptan transferi gerçekleşmesine karşın, Fi özelinde gerçekleşen transfer tipin niteliklerinde sınırlanıyor. Kopya Can Manay değil, Can Manay gibi biri karşımızda artık.fi22

Başarı Performans Kültürü

Dizinin izleyici kitlesinin profilini özel alanında internete erişimi olan, belirgin bir ‘internet dizisi kariyeri’ bulunan, memur veya uzman kadrolarda çalışan ve yaklaşık olarak  25 yaş veya üstü olarak betimleyebiliriz. Kültür, sanat, yemek, sağlıklı yaşam, iç mimari, psikoloji, teknoloji  vb.alanlarda rafine bilgilere sahip bir kitlenin takip ettiği bir dizi olarak hem bu zevklere ve bilgilere sahip oldukları için onları memnun ederken ekranı aynı zamanda da yeni bilgilerle donatıyor.

Dizinin ana karakterlerinin kimi zaman sarsıntılar geçirse de ‘başarılı’ olduklarını görüyoruz. Sadece kimi karakterler ‘başarının’ nimetlerinin konforunu yaşarken, diğerleri henüz karşılıklarını alabilmiş ya da konfora ulaşacak kadar edinebilmiş değil. Ancak, mümkün olanın kıyısında oldukları için biraz da sabrederlerse konfora ulaşmaları yakın. Ama esas mesele, neyle uğraşıyor olursan ol, performansını yukarı çekmek zorunda oluşun ve son kertede ‘başarılı’ olmanın zorunluluğunu okuyoruz dizide. Bu durumda izleyiciler herhangi bir şekilde iritide olmadıkları görülüyor. Çünkü, günün büyük bir kısmını geçirdikleri iş yaşantılarının temeli de uzun zamandır bu ölçütler üzerine kurulu. Performans ölçütleri, performans hedefleri, ölçümler, değerlendirmeler, eğitim, sertifika süreçlerinin tamamı ‘iş çıktısının kalitesini artırmaya’ yönelik. Başarılı olmamak, beceri ve bilinç olarak da arkada kaldığına birer işaret olarak okunabiliyor. Bu durum sadece sisteme entegre olmuş kişiler için değil, muhalif ve alternatif kişiler için de yargılama ölçütü haline geldiğinden, aslında alternatif olanın ne olduğunu tekrardan sormamız gerekiyor. Neyi alternatif kıldık acaba?

Kusura, hataya, tercih edilmemeye tahammülü olmayan bu evrende elbette profesyonel birer iş insanı olmak elde değil. Duygusal zeka kitaplarının, eğitimlerinin günden güne artışı, sayıları onlardan çok daha fazla olan yoksulların,yoksunluğunun ifşasından başkaca bir işe yaramiyor. Oysa ki, hata, tolerans ve uyum yaşamın  devamı için gerekli olan edimlerdir. Hayatta kalma stratejisini yazabilirsin.

Erkeklerden Yaratılan Kadınlar

Dizinin ‘en çok konuşulanları’ sıralamasında kadın ve erkek oyuncularının olması dizinin hem handikabı hem de avantajı durumunda. Dizinin öyküsünün dizi oyuncularının popülerliğiyle henüz baş edemediğini söylemek lazım. Ancak, her bölümün merak içinde beklendiğini anımsarsak, aradaki makasın kısa sürede kapanacağını tahmin etmek güç değildi ve son bölümlerde öykü bu bakımdan öne de çıktı diyebiliriz.

Karakterler bakımından dizi, giderek erkeklerin egemenliğinde bir seyir izlediğini söylemek zorundayız. Can Manay ve Sadık Murat Kolhan ikilisinin temasta olduğu karakter çokluğuna, öyküdeki yoğunluklarını da eklediğimizde dizide birer arzu nesnesi halinde bulunan kadınların giderek etkisizleştiğini belirtmek gerekiyor. Dizide dişli bir gazeteci olan Özge’nin karakter ve tavır olarak giderek pasifleşmesini izliyoruz. Bu karakterin niteliklerinden biri de olabilir. Ancak benzer şekilde, dizide kesişme kümesinde bulunan Duru’nun son bölümdeki aciziyetinin nedenlerini ve intikamını anımsadığımızda kendisinden öte dışardakilerin iradelerini öncelediğini görmekteyiz.fi3

Duru, Özge ve Bilge karakterlerinde gördüğümüz kadınlık tiplerinin kriz anlarında oldukça tepkisel ve duygusal çıkışlar yaptıklarını; benzer durumlardaki Can Manay, Sadık Murat Kolhan ve Deniz karakterlerinde gördüğümüz erkeklik tiplerinin ise daha rasyonel planlar, duygusal hesaplamalar sonrasında tavırlarını eyleme döktüklerine şahitlik ettik. Bu tür davranışlar elbette oldukça insani ve şaşılası değildir. Ancak, meseleye toplumsal cinsiyet formları üzerinden baktığımızda, kadın karakterlerin duygusal, erkeklerin ise mantıksal çerçevede kalması kadın erkek ikiliğine dönük kaba bir düşüncenin izleridir. Burada yatan sorunsal duygusal tavırlara ve düşüncelere dönük olumsuz yargının kadınlık üzerinde toplanmasında kaynaklanmaktadır. Oysa ki, psikanalist karakterin başrolünde olduğu dizide  duygusal tepkilerin ve kararların kişinin yaşamında farklı bağlamlarda değerlendirilmesi gerektiğini, ancak olumsuz bir yaftayı sırtlanmasını ise bertaraf etmesi beklenirdi.

Dizide biri konuk karakter diğeri ise Özge karakterinde ortaya konulan heteroseksüellik dışı cinsel yönelimin görselleştiği bölümler haricinde, henüz tam olarak beslendiğini söyleyemeyiz. Özellikle, Özgür Emre Yıldırım’ın canlandırdığı karakterin eşcinsel kimliğine dönük haberler çıktığında, Can Manay’a dönüp ‘Biri sana ibne derse? Ne dersin’ dediğinde Can Manay, adamın başını ellerinin arasına alıp, ‘Ben ibne değil, eşcinselim dersin, bu kadar basit’ diyerek ortaya koyduğu tavrı arıyoruz. Bu tavrın kendisinde saklı olan, toplumsal cinsiyet eşitliğinde, statikleşen karakterlerden çok, davranış kalıplarımızı ortaya koymanın önemli olduğu cinsellik konusunda öncülümüz olmalıydı.

Dizinin bu türden farkındalık potansiyelini barındırmasına karşın, yine de en çok cinsellik daha doğrusu erotik içerikli sahneleri nedeniyle konuşuldu. Can Manay’ın, Deniz ile Duru’nun hatta parlak öğrenci Bilge’nin sevişme sahneleri oyuncular özelinde de oldukça sorgulandı. Oysa ki, sinematografik açılardan baktığımızda bahsedilen sahnelerin oldukça başarılı hatta örtük şekilde yorumlandığını dile getirmekten sakınmamalıyız. Türkiye izleyicisi pek çok açıdan daha açık ve sert şekilde sergilenen sevişme sahnelerini, erotik çekimleri seyredebilmiştir.

Bir Sevme Biçimi Olarak Takıntı

Tomris Uyar, Yürekte Bukağı [4] kitabında sevgisine dair talebini ‘Ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar’ demiştir. İkinci Yeni şairlerinin ve şiirlerinin tekrar yaygınlaştığı 2000’lerdeki sevmeye dair en önemli söylemlerden biri yine bir televizyon dizisinden [5] yayıldı. Bu arada o sözlerin devşirildiği İkinci Yeni şairi Cemal Süreya’yı ve dizelerini anımsamamız gerekir.

“Kim istemez mutlu olmayı,

Mutsuzluğa da var mısın?”

Bu sözlerdeki kaybeden ve kalp kırıklığı yaşamış insanların acılarıyla kıvamını bulmalarının; acılarıyla, hayal kırıklıklarıyla yaşamlarına devam edebilmenin önerdiği yaşam ile Fi’deki sevme biçimleri ve sevme biçimlerinin yansıdığı yaşama biçimi arasında oldukça fark bulunmaktadır. Bu bakımdan dizinin yetenekli ve idealist müzisyeni Deniz diğer karakterlerden farklı bir noktada durduğu açık. Fi’deki sevme hallerinin erkekler tarafından biçimlendiği düşünülürse, temel üç karakterin sevme biçimlerini nasıl yansıttıklarını ve partnerlerinden nasıl tepkiler aldığına bakmamız gerekecektir.

Can Manay: Can Manay’ın dizinin ilk bölümünde Duru’yu gördükten öncesi haliyle sonrası arasında yaşanan farklar gözle görülür gibi. Aslında Duru karakterine denk gelen ‘o an’ başka bir karakterde de her an ortaya çıkabilecek kadar yüzeye yakın ve baskınlandığını dizinin ileri bölümlerinde görüyoruz. Zaten uzun süre Duru’ya rağmen eski ilişki biçimini devam ettirmiş, sonrasında eskiden gelen ilişkilerinden birini daha olağan hale getirmiş ve sonrasında sadece Duru’ya meyilli bir sevme haliyle sezonu bitirdi. Aşk’a dair bolca aforizmatik sözleri birer ‘silah ‘ gibi kullanan Can Manay, aslında her sözünde kendi stratejisinin tohumlarını karşısındaki insanın zihnine ekmeyi amaçlamış ve bu denemelerinin tamamında da başarılı olmuştur. Başarılı bir psikanalist olmasının yanında Can Manay iklimine kapılan partnerlerin de bu başarılı deneyimlerde katkısı oldukça büyük. Özellikle Özge Özpirinççi’nin canlandırdığı Sıla ile olan ilişkisi bittiğinde telefonuna gönderdiği sevişme görüntüleriyle tehdit Can Manay’ın mevcut ruhsal, duygusal ve mantıksal dünyası hakkında bilgi vermektedir. Kendisine karşı gelişebilecek herhangi bir saldırıya karşın kendisini korumayı birincil kılan bu duygusal ve akılsal boyut sonraki bölümlerde kendisini anımsatmaktadır.

fi-dizisi-can manay kimdir

Sadık Murat Kolhan: Dizinin ana karakterlerinin ortak özelliklerinden biri tümkontrollülük olarak ifade edilebilir. Tümkontrollüğü, içine bulunduğu her alanı ve alandaki tüm kişileri denetim, gözetim altında tutarken kendisine de bağımlı kılarak, sadece kendisini bağımsız kılmak olarak tarif edebiliriz. Sadık Murat Kolhan bu bağlamda tümkontrollüğü en yüksek karakter olarak dizinin akışına müdahale edebilecek niteliklere sahip. Yine de tüm bu güçlü, zengin ve başarılı niteliklerine karşın yalnız bir karakter. Eşiyle olan (Songül Öden) evliliği de mutlak güce giderken yapılması gereken stratejik bir hamle.  S.M. Korhan bu bakımdan dizide “mantık ve güç” ölçütlerine göre duygusal dünyasını elinde tutanların tipini oluşturmaktadır. Bu sıkı kontrolcü yapılarda bir o kadar da zayıf olan yanları olduğuna dönük yargı dizide Can Manay ile S.M. Korhan arasındaki bağıntıyı da yansımış durumda. Disipliner kişilerde ve toplumlarda deformasyon ve başarı kültü, performansın sonuçla ilişkilendirilmesiyle depresif ve hiperaktif ilişkiler ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda şiddet, mevcut ilişkinin bir parçası olarak içselleştirilir. S.M. Korhan’ın av sahnelerine bir de bu gözle bakmanızı salık veririm.  S.M. Korhan’ın Özge ile olan ilişkisinde saklı fantezilerin yansıması bulunsa da ilk başta iki sert karakterin birlikteliği olarak okunabilse de aslında Özge karakterinin kırılganlığı boyutu değiştirmektedir. Özge, dizinin ilk bölümlerinde işini kaybederek, bunun sorumlusu olan Can Manay’ı kendisi için takıntı seviyesine çıkardı. Mevcut kararlı, sert karakterine karşın oldukça kırılgan olan Özge, başarıya ve performansa odaklı evrende otoriter kişiliklerin ve kurumların izin verdiği ölçüde özgür haldedir. Bu koşullu özgürlük alanında Özge’nin duygusal evreni kendisine dönük ilginin sınırlarıyla biçimleniyor.

Deniz: Başarılı bir müzisyen, duyarlı ve öğrencileri için telaşlı bir eğitmen. Hayallerinin peşinde ancak, bunu kolektif bir mesele haline getirmiş biri. Konforlu yaşamının ardında altan alta gelen çekişmelerle devam eden duygusal ilişkisinin gerginliği dizinin genel atmosferinde de okunuyor. Gizli çekingeleri, korkuları ve tamamlanmamış planlarıyla dizinin diğer iki baş erkek karakterinden farklı olarak  ‘başarı’  derecesi düşük. Ancak, Deniz, geçmiş ilişkisinin arazlarının kendisindeki izlerinin farkında olmasına karşın yine de meseleyi Duru’nun yapıp etmleriyle tarif ederek aslın sonun başlangıcını da hazırlamış oldu. Tüm iyi niyetine karşın, giderek, önceki sevgilisinin  olumsuzluğunun Duru ile sınanmasına engel olamadı. Kıyas nesneler üzerinden yapıldığında oldukça net bilgiler ortaya çıkarsa da insanlarda bu denli doğru çalışmadığı ortada.can manay

Can Manay Gibi Sevebilmek

Dizinin genel olarak karakterleri ideal tipler olarak aktardığını, ancak, bir diğerini bir fırsat olarak okuyan ilişkilerin diziye egemen olduğunu kolayca görebiliriz. Görülmeyen, idealizasyonun istikrarsızlaştırıcı niteliğidir. Mevcut değerleri, öncelikleri hatta amaçları ideal kılınan kişi/şey için esnetir. Fayda maliyet hesaplarının günün her anında yapabilen homoeconomicus evrenidir karşımızdaki. Kapılıp gitmek, yolda olmak  modern çağa uygun bir yaşama biçimi değildir. Hesaplı, ölçülebilen, küçük küçük projelerle yürütülen bir yaşam, tamkontrollüğün özgün niteliklerini verir.

Tutku, gerçeklik ve fantezideki gerilimden beslenir. Peki bizim, modern gerçekliğimiz nereden besleniyor? Olası yanıtlardan birini Kesmeşeker veriyor: Her şey sermaye için sevgilim [6].


[1] Sahne, Perde, Ekran, Mikrofon Oyuncuları Sendikası 2000’li yıllarda “Sinema İş Yasası İçin Oyuncular Platformu” adıyla bir araya gelen meslek uzmanları daha sonra “Oyuncular Sendikası Girişimi”ne dönüşen süreci 29 Mart 2011’de Oyuncular Sendikası’nın kuruluşuyla sonuçlandırmıştır.  

[2] Şimdilerde popülerleşmesine karşın bilindiğinin aksine Türkiye internet dizileri çok daha erken dönemlerde yayınlanmaya başlamış durumda. Kimi dizilerin yoğun bir kitlesi de mevcut. Ancak popüler örnekler ise yakın zamanda Haluk Bilginer’in ve Ali Atay’ın birlikte yer aldığı Masum ile başlayabiliriz. 

[3] Onur Ünlü’nün meşhur Leyla ile Mecnun dizisinin ekibiyle olan yakınlığı malum. Osman Sonant Ali Atay, Serkan Keskin, Onur Ünlü, Fırat İkisivri, Sarper Aksoy tarafından oluşturulan Leyla The Band grubunun da üyesi.

[4] Tomris Uyar, Yürekte Bukağı

[5] Behzat Ç: Bir Ankara Polisiyesi, Mutsuz Olalım. ”Ne var? Biz de Mutsuz Oluruz. Ben seninle mutsuzluğa da varım!”

[6] Kesmeşeker, Doğdum Ben Memlekette, 2011