EVCİL SESLER, DİĞER TARAF VE BÜYÜK KEDERİMİZ

YENİ ÇIKANLAR- Kurtuluş Rum İlkokulu, 8 Mayıs – 10 Haziran 2018 tarihleri arasında Murat Balcı’nın Evcil Sesler/ Diğer Taraf isimli ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Proje Direktörlüğünü Ezgi Yıldız’ın yaptığı sergi okulun iki sınıfına yayılıyor.  Mekânının sergiyi bütünlediği özel işlerden biri olarak, sunulan işlerin atmosferini derinleştirdiğini söyleyebiliriz.

Hıdır Eligüzel  hidireliguzel@gmail.com

Sergisinin Diğer Taraf serisinde, sıkça söylenegelen ancak pek çok kişinin göz ardı ettiği bir meseleye eğiliyor Murat Balcı, tek düze ve sadece bilgi verme odaklı olan, öğrenciyi, okulu, okul bahçesini hatta bahçe duvarından sonraki evreni yok sayan eğitimin kurumsallığına eğiliyor. Diğer Taraf serisinde kimi zaman sınıfta, koridorda veya okul bahçesinde karşımıza çıkan otoritenin kurumsal bir kimlik kazandığı öğrencisiz okuldur. Eserlerde öğrencileri görmemiz onların sistem tarafından görüldüğü anlamına gelmeyeceğini çıkarmak zor değil. Ancak eserlerdeki sertlik, öğrencilerin kişisel ve bütünlüklü olarak kişiliksiz kılınarak, korkularıyla baş başa bırakılmasındadır. Bu korkutma, sindirme en nihayetinde kişiliksiz bırakma eğitim politikasının kendisi olduğunda eğitim, sinsi bir yılan gibi yuvalanmış halde, öğrencilerin yüreklerinde dolanıyor. Öğretmenler birer yön gösterici olmanın çok uzağında erişilmez bir ‘hayal kahramanı’ gibi devleşmektedir. Oysaki insanın göz hizasında olmayan her türlü ‘karakter’ kaçınılmaz olarak bir baskı unsuruna dönüşmektedir. Gelin görün ki, sistemin ‘defolu’ ürünleri olarak öğrenciler için ‘iyileştirici’ planlara ancak ve ancak bu hizmetin toplumsal ve maddi karşılığını verebilenler dâhil olabilecektir. Ancak soru başkalaşmaktadır: sizin kırılma noktanız, çocukluğunuz olmasın sakın?

Serginin diğer serisi olan Evcil Sesler Murat Balcı’nın bizlere çocukluğumuzu anımsattığı seçilmiş işlerinden oluşuyor. Çocukluğu genel olarak güneşli cumartesilerden, kaldırım taşları üzerinde biten günlerden ibaret olan kişilere imrenerek, Balcı’nın anımsattığı çocuklara baktığımızda Türkiye halklarının büyük kederlerinin izlerini görüyoruz.

Diğer Taraf serisinde, eğitim sisteminin hedeflerine uyum sağlamak için ruhları, yürekleri yaralı halde bırakılmış öğrencileri görürken, Evcil Sesler’de bu evcilleştirme araçlarından biri olan çocuk şarkılarını okuruz. Karga ile Tilki, Pazara Gidelim, Çok Çalışkan Olmalıyız, Yerli Malı, Özgürlük Nedir, Bayrak, Türk’üm sergi kapsamında anımsatılan şarkılardan birkaçı. Tüm sınıfın hep bir ağızdan söylediği, bu şarkıların hangi kırılmaların, hangi travmaların üzerini örttüğünü ancak ‘çocukluk’ elden gidince, bahçe duvarını aşınca anlıyoruz. Balcı, şarkıların sözlerini kartpostal formunda işlerken, nostaljik bir zemini tüm çağrışımlarıyla tekrar karşımıza çıkarıyor. Artık kullanılmayan bir form olan kartpostallar Balcı’nın yorumlarıyla tarihimizin ve çocukluğumuzun kederlerini tek tek işliyor. Hasret eserinde, dört direkli bir gemi görüyoruz. “ne sonsuz bir bu hasret / çok acı çok gurbet” ise gemiye eşlik eden şarkı. Tam da bu sırada içinde bulunduğumuz mekânı anımsadığımızda yoklamada adı yok yazıların, 1924 yılında gerçekleşen Türk-Yunan Mübadelesi’ne konu olduğunu çıkarmak içten bile değil. O gemi ile taşınanlardan geriye yersiz yurtsuzlar, belleksiz bırakılmış kentler, toplumsal trajedilere kaynaklık edecek olan ırksal, dinsel kin kaldı. Türk’üm eserinde Balcı bu dinsel ve ırksal kinin aynı zamanda fırsatçılıkla birleştiği dönemsel büyük kederimizi anımsatıyor. 6-7 Eylül Olayları (1955) sırasında saldırıya uğrayan Pangaltı’daki Haylayf Pastanesi’nin bisküvilerinin kutusunun resmedildiği eserde dönemin Başbakanı Adnan Menderes’i Haylayf’ı yerken görüyoruz. Şarkıyı anımsadığımızda Kurtuluş Rum İlkokulu’nda bir silginin unutulduğunu duymamak imkânsızlaşıyor.

“Ben Türk’üm ben Türk’üm tarihim soyum ulu
Ne mutlu ne mutlu Türklüğü cihan sayar
Öyle bir tarih ki şan şeref dolu
Yüzyıllar boyunca Türk ulu yaşar “

Eğitim insanların yaşamı, insanları ve evreni kavramada bir yöntem önerdiği için halen, her şekilde önemli kurumsallık sunmaktadır. Toplumsal olarak üzüntü, korku, sevinç, arzu gibi duygusallıklarımızı paylaşamadığız için, Balcı’nın nostaljikleştirerek sunduğu büyük kederlerin günümüzde de devam ettiğini şahitlik etmek kimseleri şaşırtmıyor. Balcı’nın ‘Çok Çalışkan Olmalıyız’ eserini dikkatli okuyan sanatseverler eserdeki yapının yakın bir zamanda yıkılmak istenilen Ermeni Yetimhanesi olan Kamp Armen olduğunu çıkarabilir. Tuzla’daki bu kampta bulunanlardan hemşerilerimizden biri olan Hrant Dink kaldırımda yatmaya, yüreğimizde soluklanmaya devam ediyor.

Okulları tek düzeleştiren eğitim sisteminin kişiliksiz ve belleksiz bıraktığı toplumun giderek şiddet içerikli öykülerle bezeli olmasına şaşmamak gerek. Kendisinin harcını karmadığı evin bahçesindeki ağacın kesilmesine feryat etmeyenlerin dünyası, elbette, bizlerin cehennemimizdir. Balcı, bu ilk sergisiyle, toplumsal travmalarımızla etrafa dağılmış, parçalanmış bütünlüğümüzü herkese anımsatıyor.

Hıdır Eligüzel hakkında

Varto'da doğdu. Çocukluğunu İzmir'de geçirdi. Şimdilerde ise İstanbul'da yaşamını devam ettiriyor. Siyaset ve sosyal bilim temelli lisans eğitimine; felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumalar, çalışmalar eşlik ediyor. Farklı mecralarda şiir, kültür -sanat ve politika metinleri yazıyor.

Hıdır Eligüzel tarafında yazılan tüm yazılar →

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir