DÜNYAYA NEDEN BATI HÜKMEDİYOR?

Hatice Balcı 20 Nisan 2017 0
DÜNYAYA NEDEN BATI HÜKMEDİYOR?

YENİ ÇIKANLAR – Bir Kitap Bir Özet’te bu hafta lan Morris’in ‘Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)’ kitabını derledik. Morris’in kitabında beliki de tarihsel soruların en büyüğüne yanıtlar arıyor: Batı nasıl oldu da diğerlerine boyun eğdirdi?

Hazırlayan: Hatice Balcı  balci.hatice@gmail.com

Avcı toplayıcılıktan Hilly Flanks’te tarım toplumuna geçiş; çiftçi toplulukların yaygınlaşması; iktidar savaşları, gerilemeler, yıkımlar ve ardından gelen karanlık çağlar boyunca doludizgin ilerleyen mahşerin beş atlısı.

Antikçağ tarihçisi ve klasik çağ arkeoloğu Ian Morris, toplumların gelişim süreçlerini izlerken biyoloji, sosyoloji ve coğrafya gibi temel bilimlerin rehberliğine vurgu yapıyor. Doğu çekirdeği (Güneydoğu Asya ve spesifik olarak Çin) ile Batı çekirdeğinin (Akdeniz çevresi ve yakın geçmişte Kuzeybatı Avrupa ile ABD) gelişme seyrini karşılaştırıyor.

Kitabı tamamlamaya yaklaşan sabırlı okuyucular, son bölümde Morris’in çağımızın belli başlı fütürüstlerinin görüşlerini de alıntılayarak bu yüz yıla dair kehânetlerde bulunduğunu görecekler. 2103’te toplumların ulaşabileceği olası gelişme puanları tahminleri ile birlikte hem de… Umarız aşağıdaki özet, lan Morris‘le henüz tanışmamış okurlar için bir girizgah olur….

Künyebati

Yazarı: Ian Morris
Türü: Tarih
İngilizceden Çeviri: Gül Çağalı Güven
Sayfa Sayısı: 825
Baskı Tarihi (Türkçede): 1-2.basım, Ekim 2012
Yayınevi: Alfa  

UZAĞI GÖRMEK

“Meslekten tarihçilerin kötü kâhinler oldukları söylenir, tevekkeli değil çoğu gelecek hakkında konuşmayı kesinlikle reddeder. Ne ki ben neden Batı’nın hükmettiği üzerine ne kadar çok düşünürsem, yarı-zamanlı tarihçi Winston Churchill’in olayları çoğu tarihçiden daha iyi anladığına o kadar iknâ oluyorum. Churchil “geriye dönünce ne kadar uzağa bakabiliyorsanız,” demişti, “ileriye bakınca da muhtemelen o kadar uzağı görürsünüz.” Kendisi herhalde benim yanıtlarımı beğenmezdi, ama ben gene de Churchill’in ruh halini benimseyerek, Batı’nın hüküm sürme nedenini bilmenin bize 21. yüzyılda olayların nereye varacağına ilişkin oldukça iyi bir kavrayış vereceğini ileri süreceğim.” (syf.24)

MAHŞERİN BEŞ ATLISI

“…kıtlık, salgın, göç ve devletin çöküşüne iklim değişikliği gibi diğer bozulma unsurları da katıldığı zaman (bunlara toplu olarak mahşerin beş atlısı diyorum) gerileme felakete, yüzyıllarca süren yıkımlara ve karanlık çağlara dönüşebilir.” (syf.42)

NÜKLEER FİZİĞİN ARKEOLOJİYE KATKISI

“…Arkeologlar kazı alanlarını antik külliyatta sözü edilen olaylarla ilişkilendirmek zorundaydı ve böylece 1940’lara kadar dünyanın çoğu kesimindeki buluntular bir varsayım ve tahmin sisi içinde yüzmeye devam etti. Nükleer fizikçilerin radyokarbon tarihlemesini keşfedip kemik, kömür ve diğer organik buluntulardaki istikrarsız karbon izotoplarının bozunumuna bakarak nesnelerin ne kadar eski olduklarını söylemeleriyle bu durum değişti. Arkeologlar tarih öncesine çekidüzen vermeye başladılar ve 1970’lere kadar küresel bir çerçeve biçimlenmeye başladı.” (syf. 168)

EN TANINMIŞ KÖLELER

“…Krallar kendilerini halklarının çobanları olarak betimliyorlardı, ama sürülerini korumaktan ziyade yünlerini kırkmakla meşguldüler, en büyük dertleri emeği denetimleri altına alıp insanları kendi inşaat projelerinde çalışmaya zorlamaktı. Büyük umutlarla Mısır’a göç etmiş Yakup’un oğullarının çok sonraki kuşakları olarak firavunun kentlerinde didinip duran İbraniler, her milletten olan kölelerin en tanınmışlarıydı sadece.” (syf. 237)

BİR ARADA KALMANIN TEK YOLU

“Tolstoy’un ünlü bir sözüdür: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, oysa her mutsuz  ailenin mutsuzluğu kendine özgüdür.” İmparatorluklar da öyle. İmparatorlukların çözülüp dağılmasının sayısız nedeni vardır; kaybedilen muharebeler, hoşnutsuz valiler, denetim altında tutulamayan soylular, çaresiz köylüler, yetersiz bürokratlar. Oysa bir arada kalmanın yolu tektir: uzlaşmak…” (syf. 334)

DOĞU ÇAĞI

“…Roma ve Pers dünyası arasındaki eski bariyerin yıkılmasının kazançları, Akdeniz çapındaki İslamı Hristiyanlıktan ayıran yeni bariyerin yol açtığı kayıplar karşısında  gitgide önemsizleşiyordu. Güney ve Doğu Akdeniz gitgide daha sağlam şekilde Müslümanlaştıkça  (750 gibi geç bir tarihte, Arap hâkimiyeti altındaki on kişiden ancak biri Müslümandı; 950’ye gelindiğinde bu oran tam tersine dönerek onda dokuz olmuştu) ve Arapça bu dünyanın lingua franca’sı haline geldikçe, Hristiyanlıkla temas azaldı…”syf. 419

KÜRESELLEŞME

“…Moğollar’ın Batı üzerindeki en büyük etkisi, yapmadıkları şey oldu. Kahire’yi  yağmalamadıkları için bu kent Batı’nın en büyük ve zengin kenti olarak kaldı;  yine Batı Avrupa’yı istila etmedikleri için Venedik ve Cenova Batı’nın en büyük ticari merkezleri olmayı sürdürdü. Gelişme eski Müslüman çekirdekte darmadağın oldu, ama Mısır ve İtalya’da yükselmeye devam etti ve Marco Polo’nun Çin’e doğru yola koyulduğu 1270’lere gelindiğinde, Batı çekirdeği kararlı bir şekilde, Moğollar’ın yıkımdan esirgediği Akdeniz topraklarına doğru kaymış durumdaydı.” (syf.454)

“Şu anda tekrar genç olmayı istiyorum neredeyse,” diye yazmıştı Hollandalı düşünür Erasmus 1517’de bir dostuna, “bunun yegâne sebebi de bir altın çağın çok yakın  olduğunu düşünmem.” Bugün biz bu “altın çağ”ı Fransızların verdiği isimle Rönesans, “Yeniden Doğuş” olarak tanıyoruz…” (syf.483)

BATI ARKADAN YETİŞİYOR

“…Varlıklı kadınlar önce Paris’te, …âlimlerin nüfuzlu simalarla dirsek teması kurdukları salonları finanse ettiler ve yeni düşünce şekli her yere yayılmaya başladı. Amatörler tartışma kulüpleri kurarak, yeni fikirleri açıklayacak ve deneyler yapacak konuşmacılar davet ettiler. Daha ucuz baskı, daha iyi dağıtım ve artan okur yazarlık yeni  gazete ve dergilerin çıkarılmasına olanak vererek, haberciliği toplumsal eleştiri ve okur mektuplarıyla birleştirerek bu ateşi onbinlerce okura da yaydı. Girişimci kahvehane sahipleri Starbucks’tan 300 yıl önce, eğer bedava gazete ve rahat koltuklar sunarlarsa, müşterilerin -okuyarak, tartışarak ve kahve içerek- bütün gün orada oturcağını fark ettiler. Yeni bir şey meydana gelmekteydi: kamuoyu.        

Kanaat oluşturucular, Aydınlanma’nın Avrupa çapında yayılarak, asırlardır  batıl inançla gölgelenmiş karanlık köşelere ışık saçtığından söz etmeyi seviyorlardı. Fakat Aydınlanma ne demekti? Alman düşünür Immanuel Kant sözünü sakınmıyordu:” Bilme cüretinde bulunmak! Kendi anlayış gücünüzü kullanma cesaretine sahip olmak!” (syf. 545)

ŞİMDİLİK

“Çin’in kent kökenli seçkinleri 1980’lerde Amerikan egemenliğindeki küresel ekonomiye girdikleri zaman Batılı kültürde sevebilecekleri pek çok şey buldular. Mao kıyafetlerini bırakıp İngilizce okullar açtılar, hatta (kısa bir süre) Yasak Şehir’deki Starbucks’ta latte’lerini bile yudumlamaya başladılar. Pekin’in Back Lakes semtinde aşırı pahalı barlar, tıpkı New York veya Londra’dakiler gibi, cep telefonlarından borsa kotalarını   takip eden yirmilerindeki hiperaktif gençlerle dolu. Gene de, iktidar ve refahın Pasifik’in öte yakasına akması sürerse, Batılılaşmanın devam edip etmeyeceği sorusu olduğu gibi kalıyor.” (syf.678-679)

“Keza, belki de Tekillik on bin yıllık “Doğu” ve “Batı” gibi kadim kategorileri temelli geçersiz kılar. Coğrafyayı dönüştürmek yerine, büsbütün lağvedebilir. Ölümlüler ile makinelerin birleşmesi, enerji sağlama ve kullanmanın yeni yolları, birlikte yaşamanın yeni yolları, savaşmanın yeni yolları ve iletişim kurmanın yeni yolları anlamına gelecek. Bu yeni çalışma, düşünme, sevme ve gülme yolları; doğmanın, yaşlanmanın ve ölmenin yeni yolları demek olacak. Bütün bunların sonu ve bizim geliştirilmemiş, sadece biyolojik beyinlerimizin hayal edebileceği her şeyin ötesinde bir dünyanın yaratılması anlamına  bile gelebilir.” (syf.689)