BİSKÜVİDEKİ KURTÇUK VE VIRGINIA WOOLF

Hatice Balcı 10 Ağustos 2017 0
BİSKÜVİDEKİ KURTÇUK VE VIRGINIA WOOLF

YENİ ÇIKANLAR – Virginia Woolf’un Bir Yazarın Güncesi başlığıyla yayımlanan eseri, onun kuvvetli içsesiyle ulaşıyor kulağımıza. Woolf kendini sorgularken de, hiç bitmeyen keşiflerinden duyduğu coşkuyu açığa vururken de benliğin ne derece önemli olduğunu hatırlatıyor okurlara. Yaşamı ve insanı söze dökme becerisi, titizliği şaşırtıcı Woolf’un. Çağrışımlara dayalı dili müzikle, renklerle, resimlerle bezeli.

Hatice Balcı  balci.hatice@gmail.com

Bir kere, “Zamanın bizden çalınıp gitmesi”, “hızla eksilmesi”* müthiş etkiliyor Woolf’u. Düzenli çalışma temposuna karşın bu hissi sıklıkla yaşaması ona sıkıntı veriyor. Gitgide ününün artmasının kendisinde yol açtığı sıkıntıyı da ekleyin buna. Çünkü şöhretin insana zaman kaybettirdiğinden yakınıyor. Doğru bildiğiniz yolda ilerlerken “ün”ün aklınızı çelebileceğini, sizi ayartabileceğini söylüyor.

Kaçınılması imkansız sessizlikte, bir başınalıkla yaratmaya koşullu yazgısı onu depresifleştiriyor da. Sözün bir yerinde dostlarından Aldous Huxley ile eşine duyduğu kıskançlığı açıkça belirtiyor. Onların hareketli, sıklıkla kalabalıklar arasında ve dünyanın bir ucundan öteki ucuna devamlı seyahat halinde geçen yaşamlarını gözünün önüne getirince kendini bisküvideki bir kurtçuk gibi görmesi, Woolf’un  sakin  yaşamını bizim de “ceza” gibi algılamamıza yol açıyor birazcık.

Kendiyle ilgili sürekli şüphe içinde Woolf. Eserleri hakkında eleştirmenlerin yorumlarını, ahbaplarının düşüncelerini fazlasıyla dikkate alıyor: Olumlu düşünceler onu havalara uçururken, özellikle değer verdiği kişiler sessiz kalırsa sarsılıyor. Daha mürekkebi kurumamış bir romanı raflara çıkar çıkmaz, hakkında yorum yapılmış mı diye fellik fellik tarıyor. Çıkacak yorumlardan haberdar olmak için yanıp tutuştuğunu saklamıyor ve bu yorumlara göre kendini yeniden değerlendiriyor: Acaba beş para etmez bir yazar mı? Yazdıkları kalıcı olacak mı, önemli mi? Sürekli kurcalıyor. Kocası Leonard Woolf onun en büyük destekçisi ve önde gelen hayranlarından. Herhangi bir romanına son noktayı koyar koymaz okuması için Leonard’a götürüyor.

Aşağıda Virginia Woolf’un, yazı yaşamına dair Günce’sinde verdiği kimi ipuçlarını sizinle de paylaşıyoruz:

B1414Bulutların üzerinde bir bulut gibi geçip gitmek

1929
4 Ocak Cuma

Peki hayat çok oturmuş bir şey mi yoksa değişip duran bir şey mi? Bu iki karşıtlık aklımdan çıkmıyor. Ebediyen sürüp gidiyor bu; ebediyen sürüp gidecek; dünyanın sonuna kadar – şu içinde bulunduğum an. O da geçici, uçucu, geçirgen. Bulutların üzerinde bir bulut gibi geçip gideceğim. Belki de değişmekle birlikte, birbiri ardınca, uçarcasına, çabucak, çabucak, gene de bir biçimde ard arda diziliyoruz, sürekliyiz biz insanoğulları, ve ışığı geçiriyoruz. Ama ışık ne? İnsan hayatının geçiciliği beni o derece etkiler ki, çoğu zaman vedalaşırım – Roger’la yemek yedikten sonra mesela; ya da Nessa’yı kaç kere görebileceğimi hesaplayarak.”  syf.174

1930
13 Nisan Pazar

Yazmayı bitirdikten hemen sonra Shakespeare okuyorum. Zihnim ardına kadar çok ve kor gibi kıpkızılken. O zaman şaşırtıcı. Erişebildiği nokta ve hızı ve kelime bulma gücü ne kadar olağanüstüymüş, hızının benimkini tamamıyla geçtiğini, aştığını görünceye dek bunları bilmezdim, sanki eşit başlıyoruz gibi, sonra onun kaptırıp gittiğini ve benim en dağdağalı anlarımda ve zihnimi ne kadar zorlasam da aklımın kıyısından bile geçiremeyeceğim şeyler yaptığını görüyorum. Daha az önemli oyunları bile herhangi birinin yazdığı en hızlı şeyden daha hızlı; kelimelerse öylesine çabuk art arda diziliyorlar ki, insan onları yakalayamıyor…Anlaşılan, zihni o derece esnekmiş ki her türlü çağrışım zincirine yepyeni görünümü verebiliyormuş; ve arkasına yaslanıp, böyle rastgele çiçekler yağdırabiliyormuş tepesinden. Zaten başka türlü neden yazmaya kalkışsın ki insan? Bu ‘yazmak’ falan değil. Hatta, Shakespeare edebiyatı tamamen aşıyor diyebilirdim, bunun ne demek olduğunu bilseydim.”syf. 193

   
1931
4 Şubat Çarşamba

Ziyan olan bir gün, ikimiz için de. L. her sabah 10:15’te Adliye’ye gitmek zorunda, jüriye çağrıldı, fakat her gün ertesi gün 10:15’e erteliyorlar, bu sabah da, tam Dalgalar‘a mükemmel bir darbe indirecekken …, tam 9:30’da gelecek olup da ancak 11’de gelen Elly yüzünden berbat oldu. Şimdi saat 12.30, oturduk adet dönemi ve çalışan kadınlar üzerine konuştuk, stetoskopla her zamanki törenlere giriştikten sonra, boşu boşuna ateşimin nedenini bulmaya çalışarak.(…) ”  syf.204

* Akira Krusawa’nın Dreams filmindeki Van Gogh’u hatırlayın…

Bir Yazarın Güncesi, Woolf, Virginia, Toplu Eserleri 12, Çev: Fatih Özgüven, İletişim, 2011, 3.baskı