BİR YAZARDAN NE BEKLENEBİLİR?

Hatice Balcı 18 Ağustos 2017 0
BİR YAZARDAN NE BEKLENEBİLİR?

YENİ ÇIKANLAR – Elias Canetti, Türkçede Ahmet Cemal çevirisiyle yayımlanan Sözcüklerin Bilinci’nde, 1962-1974 yıllarına ait denemelerini yazılış tarihlerine göre sıralayıp okurlara sunuyor. Kitapta Kafka, Konfüçyüs, Büchner, Tolstoy, Karl Kraus gibi kişilere;  Hiroşima’ya ve güncelere/romanlara dair yazarın düşünceleri yer alıyor.

Hazırlayan: Hatice Balcı  balci.hatice@gmail.com

Sözcüklerin Bilinci‘nin politik bir dili var. Yazar, düşüncelerini söylemine dikkatle yerleştiriyor. Yazıların aritmetiği, yazarın derdini anlatırken kurduğu yapı edebiyatı besliyor da.

Canetti, Doğu Avrupalı yazarlara çok yakın. İlgisinin hatırı sayılır  bir kısmı da – bu metinlerden çıkarabildiğimiz kadarıyla – Klasikler’e yönelik. Hatta arkaik dönemden kalma Gılgamış ve Odysseia destanları ile Antik Yunan’ın komedya yazarlarından Aristophanes‘in eserleri çalışma masasına/ zihnine yerleşmiş durumda.

Günümüzün meselelerine yaklaşırken felsefeden güç alıyor Canetti. Düşünceleri, kaynağından gürül gürül akıyor. Onun kaleminden çıkan yazılarda sorunlar, bitip tükenmeyen belâlar kılığında çevremizde gezinmiyorlar. Yazar, onların varlığını bize duyuruyor, göremediklerimizi gösteriyor, hep birlikte neler yapabileceğimize yoğunlaşıyor. Gerçekleri görmekten kaçınmayalım, kör bir umuda kapılmayalım diyor, ekliyor da: Çağımızın acılarına karşı duyarlılığımızı yitirmemektir umudun kendisi, eğer varsa…

Aşağıda, Sözcüklerin Bilinci‘nden aldığımız kimi pasajlarla (kitabın ilk baskısından*) Canetti’yi sizlere tanıtmak istedik:

Güç ve Hayatta Kalmak

Ayakta duran insan, özerk bir görünümdedir; sanki yalnızca kendisi için vardır ve her türlü kararı verebilme olanağına sahiptir. Oturan insan, oturduğu yere basınç yapar, ağırlığı dışardan algılanır ve bir süreklilik duygusu uyandırır. Bu oturma konumunda, o insanın düşmesi olanaksızdır; doğrulduğunda ise daha büyür. Dinlenmek için uzanmış olan, yatan insan ise, tümüyle silâhsızdır. Uyumasından ötürü içine girdiği savunmasız konumda ona yaklaşmak, çok kolaydır. Yatan insan belki düşmüş, belki de yaralanmıştır. Yeniden ayağa kalkmadığı sürece, ona güçlü biri gözüyle bakılamaz.sozcukler

Artık asla ayağa kalkamayacak olan ölü ise, olağanüstü bir etki yaratır. Bir ölüyle karşılaşan birinin ilk tepkisi …gördüğünün ölmüş olduğuna hemen inanmamaktır.Düşmanı idiyse korkuyla, dostu idiyse de içi titreyerek, umutla yatanda en ufak bir kıpırtıyı algılamaya çalışır…Hayır, soluk almamaktadır…İşte o anda, ölüm olgusu karşısında duyulan dehşet başlar; bu her şeyi kapsayacak denli dev boyutlara sahip tek olgudur. Bir insanın bir ölüyle karşılaşması, kendi ölümüyle karşılaşması anlamına gelir; gerçekten ölmediği için, ne olsa kendi ölümü gibi değildir bu karşılaşma; ama öte yandan her zaman bir başkasının ölümü söz konusu olduğundan, kendi ölümünü aşan bir şeydir…Ölünün gözlemci tarafından algılanması üstüne, tüm algılamalar içerisinde en derin anlamlı ve en insana özgü olan bu algılama üstüne çok şey söylenebilir…Bu algılamanın en görkemli örneği ise, en eski örnektir: Sümerli Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu’nun ölümü karşısında duyduğu acı.”(syf.32)

Acımasız Dostla İkili Söyleşi

“…Kendi yerimizde ve yurdumuzda içinde bulunduğumuz yaşam konumları, belirlenmişliğin uç noktasındadır: Yaptıklarımız, her gün aynı kalan saatlere göre ayarlanmıştır; tanıdıklarımız, kendi aralarında da tanışırlar; konuşulur, gözleniriz; her yanımız delik kulaklarla, tanıdık bakışlarla çevrilidir. Her şey yerleşik olduğundan ve bu yerleşik olma konumu giderek yoğunlaştığından, ortada doyuma ulaşamamış, dev boyutlarda bir değişim tutkusu dağarcığı vardır; bu dağarcıktan, hazneden dışarıya akışı ancak gerçekten yabancı yerlerden gelen haberler sağlayabilir.” (syf.76)

Konuşmalarıyla Konfüçyüs

” Konfüçyüs’ün çok etkileyici bir yanı, özellikle kentten kente dolaştığı döneminde, başarı denen şeyden uzak kalışıdır. Konfüçyüs bir yerde bakan olup kalsaydı, onu ciddiye alabilmek çok güçleşirdi. Konfüçyüs, yaşamdaki görünümüyle iktidarla ilgilenmez; onu, yalnızca iktidardan kaynaklanan olanaklar ilgilendirir. İktidarı bağımsız bir amaç değil, topluma yönelik bir görev, bir sorumluluk sayar.  Böylece de, hayır diyebilmenin ustası olur ve kişiliğini hiç bozulmaksızın ayakta tutmasını bilir. Ama bir çileci değildir Konfüçyüs; yaşamın tüm yanlarına katılır ve hiçbir zaman gerçek anlamda tümüyle yaşamdan çekilmez…

sozcukler2

Sözcüklerin Bilinci’nin yeni baskısı Sel Yayınları’nca yapıldı.

Yapabildiklerinin  tümüyle insan olabilmek

Konfüçyüs, kimsenin kendini araç olarak kullanmasına izin vermez. Uzmanlaşmaya karşı oluşu da bununla bağıntılıdır…Önemli olan, insanın şunu ya da bunu yapabilmesi değil, tek tek yapabildiklerinin tümüyle bir insan olabilmesidir.”

İktidarın doğası, iktidarın özü açısından ne olduğu konusunda Konfüçyüs’te hiçbir bilgi bulabilme olanağı yoktur…İnsanlığın tarihi boyunca, uygulama alanındaki iktidardan biraz anlayan tüm düşünürlerin iktidarı onaylamaları, çok ilginç bir noktadır. İktidar denen şeye karşı olanlar, iktidarın özüne hemen hiç inmezler. İktidara karşı duydukları tiksinti o denli büyüktür ki, onunla ilgilenmek istemezler, iktidar yüzünden kendilerine leke gelmesinden korkarlar; tutumlarında dinsel bir yan vardır.

Yalnızca iktidarı onaylayan ve iktidarın danışmanları olmaktan hoşlanan düşünürler, iktidara ilişkin bir bilim geliştirmişlerdir. İktidarı kazanmanın ve elde tutmanın en iyi yolu nedir? İktidarı korumak için nelere dikkat edilmelidir? İktidarın kullanılmasını engelleyen hangi kaygıları bir yana atmak gerekir?

Konfüçyüs’ün ‘Konuşmalar’ı, bir insana ilişkin olarak elimizde bulunan en eski ve yetkin tinsel betimlemedir. Okunduğunda çağcıl bir yapıt olarak duyumsanan bu kitap,yalnızca içerdiklerinin tümüyle değil, ama içermedikleri ile de önemlidir.” (syf.127-128-129)  

Kafka’nın Felice’ye Mektupları

“…Kafka, çoğu kez belleğinin zayıflığından söz eder, ama gerçekte yitirdiği hiçbir şey yoktur. Belleğinin gücü, Kafka’nın Felice’nin ilk yıllara ilişkin bulanık anılarını düzeltme ve tamamlama biçiminde kendini gösterir. Kendi anımsama yetisini her zaman istediği gibi kullanmaması ise ayrı bir şeydir. Bunu inatçılığı önler; Kafka, başka yazarlar gibi anımsama yetisiyle sorumsuzca oynayamaz. Bu inatçılık, kendi sert yasalarını izler; sözü edilen inatçılığın Kafka’ya savunma güçlerini iyi yönetebilmesi konusunda yardımcı olduğu söylenebilir. Böylece bu inat, Kafka’nın buyruklara anında boyun eğmemesi, buna karşın buyrukların batıcı yanını sanki onlara boyun eğmişçesine duyumsaması ve bu buyruklardan kendi direnişini güçlendirmek için yararlanması olanağını kazandırır. Kafka sonunda boyun eğdiğinde, artık onlar eski buyruklar değildir; çünkü Kafka onları zaman bakımından içinde bulundukları bağlamdan koparmış, tartmış, düşünme eylemiyle zayıflatmış, böylece de tehlikeli özyapılarından yoksun kılmıştır.” (syf.249)

*Sözcüklerin Bilinci, Canetti, Elias, Çev: Ahmet Cemal (Almanca’dan), Payel, Şubat 1984, 1. basım, 293 sayfa.