BİR ‘GARİP’ YENİ

Attila Taş 09 Ekim 2017 0
BİR ‘GARİP’ YENİ

YENİ ÇIKANLAR – Şiiri sokağa çıkardılar, başka bir şair için açlık grevine gittiler, çalıştıkları kurumlardan kovuldular, parasız pulsuz kaldılar… Her şey yeni bir şiirin manifestosuyla başladı. 

Attilâ Taş  attilatas@yahoo.co.uk

1930’lu yılların sonuna doğru Türk şiirinde yeni bir akımın sesi şaşırtıcı ve oldukça rahatsız(‘) edici şekilde yankı bulmaya başladı.

Şiirde her türlü kurala ve önceden belirlenmiş kalıplara karşı çıkıp kuralsızlığı kural edinip şiirin ölçüuyak ve dörtlükle ilgisiz olduğunu, özgür yazılması gerektiğini savunan 3 gençti bu hareketin sahibi: Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet.

Şiirin konularını genişleterek konuşma dilini şiire dahil eden bu gençler, “nasır” gibi bayağı bir sözcüğün de şiirde kullanılabileceğini gösterecek, halk deyişlerini şiire aktaracaklardı. 1941 Mayıs’ının ilk günlerinde çıkan ve bu üç arkadaşın şiirlerinden oluşan kitaba Melih Cevdet’in Oluş dergisinde yayımladığı 4 yazı ve Orhan Veli’nin Şiire Dair başlıklı bir dizi makalesi önsöz olur.

İsim babası Orhan Veli’nin yakın arkadaşı Cavit Yamaç olan bu kitabın adı, üç arkadaşın şiirlerinin garip bulunmasından kaynakla Garip olacaktır. Bu önsöz Garip’in, yani yeni bir şiirin manifestosudur aynı zamanda.

Garipçiler kah ‘yeni’ye olan alerji, kah ideolojik karşıtlıktan; kimi zaman da poetik anlamda edebiyat tarihimizin belki en çok ‘konuşulan’, kulakları sık sık çınlatılan şairleri oldular.garip

Örneğin dönemince aykırı görünen bu şiire gösterilen tepkilerin en ağırını 28 Mart 1940 tarihinde çıkan Akbaba Dergisi’nde ‘eskilerden’ Yusuf Ziya Ortaç yazacak ve  “Vezin gitti, kafiye gitti, manâ gitti… Türk şiirinin berceste mısraı diye “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye!” rezaletini alkışladılar… Göğüslerinde cehennemler yanan sanat cücelerinin kınalar yakıp, ziller takıp şıkır şıkır oynadıklarını gördük! Sanatın darülâcezesiyle timarhanesi el ele verdi, birkaç mecmuanın sahifesinde saltanat kurdular! (…) Ey Türk gençliği! Sizi bu hayasızlığın suratına tükürmeye devam ediyorum.” diyecekti. Bu saldırılarda  şiire getirdikleri yeniliğin yanı sıra siyasi görüşlerinin, toplumcu düşüncelerinin etkisi olduğu da bir başka su götürmez gerçekti.

Ama gelin görün ki başta Attila İlhan olmak üzere kimi 40 kuşağı toplumcu şairleri de (daha sonraları İkinci Yeni olarak adlandırılacak olan) Garip’i devletin bir projesi olarak eleştiriyorlardı.

Attila İlhan, Garip’in toplumcu şiirin gelişmesinin önüne geçebilmek için resmen  desteklediğini ileri sürecek ve bu konuda açık açık şunları yazacaktı: “İnönü diktası toplumcu/gerçekçi şiirden rahatsızdı. Ses, Küllük, Sokak gibi dergiler faşizan diktayı rahatsız ediyordu. Şöyle bir çare bulundu, toplumcuların bu yeni kuşağı sanat dışı baskılarla duman edildi, boşalan yere de CHP emin adamlarını Ataç araçlığıyla Garip’çileri oturttu.(….) Garip şiiri ‘resmi’ destek sayesinde Türkiye’nin ‘resmi’ şiiri haline gelmiştir.”

Oysa yine o iktidar döneminde Orhan Veli ve Melih Cevdet çalıştıkları resmi kurumlardan ayrılmak zorunda bırakılacaklar ve parasız pulsuz zor günler geçireceklerdir. Melih Cevdet Balıkesir’in bir köyüne askere gönderilir; aslında bir sürgünüdür bu. Orhan Veli’nin o günlerdeki halini ise Kızılay’daki bir gazeteciden dinleyelim: “ Etrafında onu takip eden iki kişiyi telmih ederek, mustafendi dünyada insanı rahatsız etmeden yaşayan tahtakuruları pek yoktur. Nereye gitsem karşında bu kargalar demişti. Bunlar da malum kişilerdi.”

Şiirlerindeki toplumcu gerçekçi tavrın yanı sıra, Garipçilerin arada kalmış gibi görünen bulanıklığını dağıtacak bir başka rüzgar da Nazım Hikmet’in tutuklandığı dönemde süzülür.

Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Nazım Hikmet’in hapisten kurtarılması için açlık grevi yaparlar yazılar yayımlarlar. Elbette ki bu eylemleri Kudret ve Ulus gibi gazetelerce “Vatan hainliği ve Moskova uşaklığı” olarak yorumlanmaktan geri kalmayacaktır.orhan veli

Orhan Veli bu yorumlara 1 Mart 1950 tarihli Yaprak’ta şu cevabı verecekti:

Bugün Avrupa’da tanınan bir tek şairimiz var: Nazım Hikmet. O da bize rağmen tanınıyor. Biz, ‘Aman kimse duymasın!’ diyoruz. Ama faydası yok; duymuşlar. Nazım Hikmet’i bize, onlar kabul ettirmeye çalışıyorlar. Adını, lehimize değil, aleyhimize kullanıyorlar. Bizi, büyük şairler yetiştiren bir millet olarak değil, büyük şairleri hapislerde süründüren bir millet olarak tanıtıyorlar.”

Orhan Veli ile Nazım Hikmet’in kavgalı olduğuna dair süre gelen söylentilere Orhan Veli’nin Nazım’ın özgürlüğüne kavuşması için yaptıkları açlık grevli yanıtı bir kenara bırakarak yanı sıra Nazım’ın 1955 yılında Budapeşte’deki Kent Radyo’sunda bir konuşmasına kulak kabartalım:

Nazım’a sorulan “Acaba bu sık seyahatleriniz sırasında yanınızda bulundurduğunuz kitaplar nelerdir?” sorusuna Nazım’ın yanıtı çok açıktır: “Şimdi size söyleyeyim. Mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz.” Konuşma ilerleyince Nazım’dan birkaç Orhan Veli şiiri okumasını isterler. İlk olarak ‘çok sevdiğini’ vurguladığı Sere Serpe‘yi okur. Şiiri bitince şu yorumu yapar: “Ne güzel Türkçe, sonra nasıl İstanbul, nasıl İstanbul kızı…” Sonra Delikli Şiir, Vatan İçin ve Cevap’ı okur. Son olarak “bir tane daha okuyayım. Doyum olmuyor ki...” der ve Gelirli Şiir’i okur.

Nazım Hikmet, 1958 yılında yazdığı ‘Slavya Kahvesi’nde Şair Dostum Tavfer’le Yarenlik’ şiirinde de konuk eder, sevdiği bu şairi:

“Hele sabahları, hele baharda,
Pırağ şehri yaldızlı bir dumandır
ve kızıl, kocaman bir elma gibi
Nezval geçer taze çıkmış kabrinden
Paramparça yüreği de elinde ve
Orhan Veli’yle karşılaşırlar
Urumelihisarı’ndan gelir o   
ve telli kavağa benzer Orhan’ım
yüreciği delik deşik onun da”

Garip hareketi 30’lı, 40’lı yılların şiirini yıkmış, yeni bir şiir grameri yeni bir cevher katmış, köklü değişiklikler getirmiş olmasının ‘bedelini’ layıkıyla ödedi.

Birinci Yeni olarak da adlandırılan Garip, ne hancıya ne yolcuya misali görünse de güçlü, gerçekçi ve yaşamla iç içe ‘ruhundan’ dolayı kendinden sonraki Türk şiirine sadece 20 yılda oluşturduğu bir gelenek bıraktı.

İçimizde melankolik bir şarkıdır, hiç eksilmeyem: Garibim, Garipsin, Garip.

NE KADAR ‘YENİ’ DOSYASININ DİĞER YAZILARI İÇİN TIKLAYIN!