BİR DÜNYA İSTEDİN KARDEŞÇE OLAMADI

Balkan Talu 10 Kasım 2017 0
BİR DÜNYA İSTEDİN KARDEŞÇE OLAMADI

YENİ ÇIKANLAR – Fikret Kızılok bize erken veda etti. Ve tabii ki kardeşçe bir dünyaya dair isteğimiz de.

Balkan Talu  balkantalu@gmail.com

Ne kadar erken gitmiş Fikret Kızılok . Yazının başına oturmadan önce hayat hikayesine göz atarken onu düşündüm. 54 yaşındaymış henüz. Türkiye müziğindeki 68 kuşağının öyküsüdür, Fikret Kızılok. Bu tarihin bir kısmını Cem Karaca, Erkin Koray ve Barış Manço (onunki sonradan sağdan olsa da)  yazmıştır. Diğer koldan da Mahzuni Şerif, Selda Bağcan, Edip Akbayram ve Zülfü Livaneli ilerlemiştir. Hatta  Fikret Kızılok’la Barış Manço’nun yolu Kaygısızlar grubunda da kesişir. Galatasaray Lisesi’nde müziğe ilk başladığı yıllarda ona ağabeylik yapan iki isimden biri Barış Manço diğeri de Timur Selçuk‘tur.

Birçok kuşakdaşı gibi Fikret Kızılok da ilk olarak Anadolu Pop, Anadolu Rock dalgasının bir parçası olur. Cahit Oben‘le bu şekilde bir araya gelirler. Fikret Kızılok da Mahzuni Şerif eserleri okur, Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirleri besteler. ‘Haberin Var mı?’, ‘Vurulmuşum’ gibi hit’ler bu döneme aittir. Sonradan Not Defterimden albümüne aldığı Nazım Hikmet şiiri Kerem Gibi‘de kullandığı tasavvufi göndermeler bambaşkadır.

Tabii hepimizin bildiği üzere Kızılok’un muadillerinden farkı 1969’da Sivrialan’a Aşık Veysel‘in yanına gitmesi olur. Dönüşte, 1970 yılında en iyi işlerinden biri olan Aşık Veysel’in Yumma Gözün Kör Gibi ve Yağmur Olsam şiirlerinin plağını çıkarır. 1970 tarihli bu plaktaki iki şarkının da sözleri Aşık Veysel’e, besteleri Fikret Kızılok’a aitti. Kızılok, plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman olarak tahta ve taş kullanır. Çok beğenilen 45’lik sayesinde Fikret Kızılok ilk altın plağını alır. Söyle Sazım, Fikret Kızılok’un  tamamen kendine ait olan ilk bestesidir. Wikipedia’nın aktardığına göre Söyle Sazım plak kapağında, “Türk geleneklerine uygun 17 perdeli Hüseyni düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak kullanıldığı” bir şarkı olarak tanımlanır. Gene kendi bestesi olan Köroğlu Dağları‘nda ilk defa sitar kullanmıştır.

Fikret Kızılok’un bu dönemini Kalan Müzik’in çıkardığı Gün Ola Devran Döne derlemesinden takip etmek mümkün. Fikret Kızılok için dönüm noktası  “Anadolu 75” adıyla çıkardığı albüm olur. Aslında ilk Nazım bestesi de bu albümdedir ama albüm beğenilmemiştir. Gene Wikipedia’nın aktardığına göre şöyle yazarlar:

“Fikret Kızılok’un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz.”

VE EZGİNİN GÜNLÜĞÜ VE GÜNDOĞARKEN VE ERKAN OĞUR

Bilenler bilir, bu yorumlara bozulan Fikret Kızılok uzun bir süre ortadan kaybolur. Sonunda, bence çok da tesadüfi olmayan bir biçimde, 1982 yılında tam bir kentli olarak Çekirdek Sanatevi‘yle geri döner. Tesadüfi değildir muhtemelen çünkü özellikle Bülent Ortaçgil Benimle Oynar mısın‘ı çıkardığı 1974 yılından beri kentli aydının duyarlılıkları üzerine gitmektedir. Tabii 1982’nin koşulları daha ağırdır. Bu yüzden Çekirdek Sanat’ın misyonlarından biri de sesi boğulmaya çalışılan protest isimlere yer vermek olur. Bu yüzden Yeni Türkü de resital verir orada Ezginin Günlüğü ve Grup Gündoğarken de. Aynı zaman diliminde Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu, Sibel Sezal ve Janet-Jak Esim ve Yansımalar grubununda kurucusu olan Şenol Filiz‘le tanışırız Çatalçeşme’deki mütevzı mekanda. Bu arada Bülent Ortaçgil ve Fikret Kızılok epey yetkin işler üretmeye başlamışlardır. Kızılok’un en büyük avantajı Anadolu Pop döneminde aslında bu türün provasını da yapmış oluşudur. Özellikle Ahmed Arif’ten bestelediği Anadoluyum, Yağmur Olsam ve bir Karacaoğlan türküsü olan Güzel Ne Güzel Olmuşsun bu bağlamda daha alıcı bir kulakla dinlenebliir. Bu işleri üretmiş olan Kızılok yeni duruma hemen adapte olur. Sözler biraz soyuttur ama yüklü bir manaları, derinlikleri vardır. Her şey boşuna‘da şöyle güzel bir kara mizah vardır:

”Bir telaş var etrafımda
Gazeteler aynı, politika sayfası”

Evin hanımı pencere önü çiçeğine entelektüel bir su ve güneş sunar. Peki entelektüel dediğimiz nedir: “Sosyal sorunlar deyince akan sular durur 41 kere maaşallah 141 olur.” Bu döneme dair benim en sevdiğim işlerinden biri Güneşin Aynasında diğeri de siyasi duruşlarını hepten belli ettikleri Ninni‘dir. Ve tabii favori nakaratım:  

”Danalar girdi bostana
gücün yetiyorsa kovalasana”

CAZ NAMELERİYLE AHMED ARİF

İkilinin kavgası ve ayrılıkları da tam bu albümün hemen arkasına denk gelir. Bülent Ortaçgil yandan yandan oyuna devam etmeyi sürdürür. Fikret Kızılok ise önce belki de en iyi albümü olan Zaman Zaman‘ı çıkarır. Çelllo, ney ve tablayı bir arada kullanarak yarattığı mistik ortam 1983 yılında çıkmış olan albüme bambaşka bir lezzet katar. Burada tekrar okunmuş olan Güzel Ne Güzel Olmuşsun ve Ahmed Arif’i cazla buluşturduğu Rüya muhteşemdir Yana Yana (1993) albümünde Çekirdek’te yapılan işleri kamusallaştırmaya devam eder. Özellikle Sibel Sezal‘la yaptığı işbirliğiyle Bu Kalp Seni Unutur mu, Gecenin Üçünde ve Gönül gibi hit’leri geniş kitlelere yayar. Kara mizah protest tavrını ise Why High One Why‘la ortaya koyar.

Ve benim en sevdiğim albüm tabii ki Yadigar‘dır (1995). Neden mi? Bir kere burada Farketmeden ve Gidiyorsun gibi iki şahane balad vardır. Ondan sonra dönemin en şahane taşlamalarından biri olan Demirbaş ve, Livaneli‘yle beraber Ahmet Kaya‘ya da taş atan hafif jakoben tavrına bozulsam da, en sevdiğim parça olan Pşşt Barmen vardır. Tam bir olgunluk dönemi albümüdür. Bu arada “Kalbim” le ölümünü de haber verir.  Parçayı ameliyat olmak için yattığı Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde yazmıştır. Çok uzun zaman sonra değil 2001 yılında da ölür. Halbuki ölmeden birkaç gün önce Cem Karaca telefonla arayıp “Sen hala ölmedin mi ya” diye dalga geçmiştir. Neden mi o kadar erken ölmüştür Fikret Kızılok? Kendi de durumun farkındadır ki şöyle yazar Kalbim‘de:

”Sevdin olmadı
Bir dünya istedin kardeşçe olamadı
Kalbim, dayanmak artık kolay değil
Bırakacak gibisin yarı yolda”

Kardeşçe bir dünya istemeye özlemdir Fikret Kızılok. Onun için gayet sapına kadar 68’lidir. Keşke daha çok yaşasaydı. Bülent Ortaçgil’le barışsalardı. Light‘ı beraber yapsalardı. Keşkelerim bunlar ey okur. Ne dersiniz güzel olmaz mıydı?