BENİM HAKKIMDA BU KADAR ÇOK ŞEYİ NEREDEN BİLİYOR?

Hatice Balcı 05 Haziran 2017 0
BENİM HAKKIMDA BU KADAR ÇOK ŞEYİ NEREDEN BİLİYOR?

YENİ ÇIKANLAR – Sarah Bakewell’in Montaigne biyografisi Nasıl Yaşanır, Montaigne’in eserini okumuş olsun ya da olmasın kitapseverleri farklı bir meraka da sürüklüyor: Denemeler‘i şimdi elime alsam, Montaigne ile kendim arasında ne gibi benzerlikler ve kendime dair ne gibi cevaplar bulacağım?

Hatice Balcı  balci.hatice@gmail.com

İnsan geçmişi hatırlayarak geleceği öngörebilir ve hikâyelerle yaşar. Toplumlar binlerce yıl boyunca dinlerin hikâyeleriyle yaşamlarını düzenlediler, kendilerine gerçeklik alanları oluşturdular. Çok çeşitli dinlerin insanlara vaaz ettiği şeyler birbirinden çok farklı yorumları beraberinde getirdi. Yaklaşık olarak beş yüz yıl önce Aydınlanmacı düşünürler ise, o güne değin dünyayı yöneten bütün bu inanç sistemleri bir yana, insanlığa yepyeni bir öneri sunuyorlardı: “Kendinizi tanıyın, içinizdeki sese kulak verin.”

Montaigne‘in yaptığı şey de tam olarak buydu. İçindeki sesi dinledi ve sadece dinlemekle kalmadı; dünyaya dair merakını, ilgilerini ve yanısıra içsel yolculuğunun dönemeçlerini yazıya döktü. Toplam yüz yedi deneme kaleme aldı Montaigne. Bu denemelerin bazıları bir iki sayfa uzunluğunda; bazılarıysa çok daha uzundu. Montaigne, deneyimlerini çıkış noktası olarak ele alıp kendine birtakım sorular yöneltti. Soruların en başında ise Sarah Bakewell‘in bahsi geçen kitabının başlığına dönüşen ve Montaigne’i olduğu kadar çağdaşlarını da büyüleyen soru geliyor: “Nasıl Yaşanır?

Bakewell’in Montaigne biyografisi Nasıl Yaşanır, bize kendini inceleyen Montaigne’i anlatıyor. Onun gündelik yaşamından kesitler sunuyor. Yüzyıllar içinde Montaigne’den derinlemesine etkilenen yazarların Denemeler‘le kurduğu müthiş bağı aktarıyor. Ayrıca Bakewell’in, Montaigne’in en büyük sorusu dediği “Nasıl Yaşanır?”‘a başlıklar halinde verdiği yirmi farklı ve birbirini bütünleyen cevabı, Denemeler‘in günümüze uzanan gücünün nedenlerini de açıklıyor. Yazar bu yolla, Montaigne’in eserini okumuş olsun ya da olmasın kitapseverleri farklı bir meraka da sürüklüyor aslında: Denemeler‘i şimdi elime alsam, Montaigne ile kendim arasında ne gibi benzerlikler ve kendime dair ne gibi cevaplar bulacağım?

Gelecekte algoritmaların iyiden iyiye yaşamlarımızı yöneteceğine kesin gözüyle bakılırken “Nasıl Yaşanır” ve Montaigne bize neler söyler? Bu metinlere her bakışımızda, güncel olanı kaçırdığımız duygusundan uzaklaşıyor; kendimizin ve kendi  türümüzün tasalarını, korkularını daha yakından görebildiğimiz kadar umutlarına ve sevinçlerine de daha çok yaklaşabiliyorsak Bakewell’in bu çalışması -ve tabii ki Montaigne de- ilgiyi hak ediyor demektir. Umarız aşağıdaki özet, Bakewell’in çalışmasıyla henüz tanışmamış okurlar için bir girizgah olur….

KünyeSarah Bakewell

Yazarı: Sarah Bakewell
Türü: Biyografi
Çeviri: Emre Ülgen Dal
Sayfa Sayısı: 332 (notlar hariç)
Baskı Tarihi (Türkçede): Kasım 2013
Yayınevi: Domingo

VIRGINIA WOOLF’UN HAYALİ…

“Gazeteci Bernard Levin 1991’de The Times için kaleme aldığı makalede şöyle diyordu: ‘Montaigne okurken aniden kitabı kapatıp şu soruyu kendine sormayan varsa alnını karışlarım: ‘Benim hakkımda bu kadar çok şeyi nereden biliyor?’ Yanıt -elbette- kendisini bildiği için biliyor. Buna karşılık insanlar da onu anlıyorlar, çünkü onlar da kendileri hakkındaki ‘tüm o meseleleri’i aslında biliyorlar…

Romancı Virginia Woolf, insanların bir sergi salonunda gezinen ziyaretçiler gibi Montaigne’in otoportresi önünden geçtiklerini hayal ediyor. Herkes tek tek tablonun önünde duruyor ve aynadaki yansımalara bakıyor. ‘Tablonun önü hep kalabalık; insanlar derinliklerine bakıyor ve orada kendi yüzlerinin yansımasını görüyor. Ne kadar uzun bakarlarsa o kadar çok şey görüyorlar, ama ne gördüklerini hiçbir zaman tam olarak dile getiremiyorlar.’ Portrenin yüzü ile kendi yüzleri bir oluyor. İnsanlar, Woolf’a göre, birbirlerine genelde bu şekilde tepki veriyor.”(syf.6)

ZWEIG’IN TEK GERÇEK ARKADAŞI!

“…16. yüzyıldan bir Montaigne hayranı, Tabourot des Accords, Denemeler‘i okuyan herkesin onu kendisinin yazdığı hissine kapıldığını söylemişti. İki yüz elli yıl kadar sonra filozof Ralph Waldo Emerson neredeyse aynı sözcüklerle aynı şeyi söyledi: ‘Bu kitabı yaşadığım başka bir hayatta yazmışım gibi geliyordu bana. Anlattıklarını o kadar içten benimsedim ki,’ demişti. 20. yüzyıl romancısı André Gide, ‘o, benmişim gibi geliyor.’ İkinci Dünya Savaşı sırasında sürgün edilince intiharın eşiğine gelen Avusturyalı yazar Stefan Zweig, dosta ihtiyaç duyduğunda tek gerçek arkadaşının Montaigne olduğunu gördü: ‘İşte buradaki ‘sen’de yansıyan bir ‘ben’ var; işte burası, bütün uzaklıkların ortadan kalktığı yer.’ Basılı sayfa gözden yiter, kanlı canlı biri odaya girer. ‘Dört yüz yıl duman gibi dağılır gider.’ ” (syf. 6-7)

KENDİMLE ÇELİŞİYOR MUYUM?

“Tüm bunları mümkün kılan, Denemeler‘in öyle büyük bir anlamının olmaması; bir şey kanıtlamaya çalışmaz, bir sav ileri sürmez. Size dair bir planı yoktur; onunla dilediğinizi yapabilirsiniz. Montaigne içindekileri ortaya döker; bir sayfada söylediği bir sonraki sayfada -hatta cümlede- söyledikleriyle çelişecek diye bir endişesi yoktur. Walt Whitman’ın şu dizelerini sloganı yapmıştır adeta:

Kendimle çelişiyor muyum?
Ne güzel, çelişiyorsam çelişiyorum
(Demek ki çok genişim, içimde her şeyden var.) ” (syf.7)

ONU YAŞAMAK İÇİN OKU!

Denemeler‘i eline alan hemen herkes ondan bir şey talep eder. Bu eğlence ya da aydınlanma olabilir. Ya da daha kişisel bir soruna çözüm arayışındadırlar belki. Montaigne’e nasıl yaklaşması gerektiği üzerine kafa yoran bir arkadaşına tavsiyede bulunan romancı Gustave Flaubert’in söylediği gibi: Onu çocuklar gibi oyalanmak için ya da hırslı tipler gibi bir şeyler öğrenmek için okuma; hayır, onu yaşamak için oku.”(syf.9-10)

KANCALARINI HER ŞEYE SAPLAMIŞTI

“Montaigne bir yandan sürüklenip gitmek, bir yandan da gerçekliğe tutunup her anın deneyimini son zerresine kadar çıkarmak istiyordu. Yazmak, ikisini de yapmasına olanak sağlıyordu. Düşlerine dalıp gittiğinde bile gizli gizli kancalarını etrafında olup biten her şeye saplamış, böylece dilediği an düşlerinden gerçeklere dönebilmişti. Ölmeyi öğrenmek bırakmayı öğrenmekti; yaşamayı öğrenmek tutunmayı öğrenmekti.” (syf. 33)

BÜTÜN EKOLLERİN ORTAK HEDEFİ

Akademik filozofları genelde pek umursamazdı Montaigne; bilgiçlik taslamalarından ve soyutlamalarından hiç hazetmezdi. Ancak…. insan cesaretini nasıl toplar, ahlaki ikilemlerde en doğru nasıl davranmak gerekir, hayatı en iyi şekilde nasıl yaşarsınsız gibi soruların yanıtlarını araştıran pragmatik ekollere büyük ilgi duyuyordu. Kedere boğulduğunda ya da korkuya kapıldığında başvurduğu felsefeler bunlardı…

Bu düşünce sistemlerinin en ünlü üçü, Stoacılık, Epikurosçuluk ve Kuşkuculuktu; bu sistemler topluca ‘Helenistik Felsefe’ olarak bilinir…Ayrıntılarda birbirlerinden ayrılırlar, ancak temel unsurları o kadar benzeşir ki, çoğu zaman onları ayırt etmek güçtür. Herkes gibi Montaigne de onları birbirine karıştırırdı; ihtiyacına göre bir ondan bir bundan alırdı.

Bütün ekollerin hedefi aynıydı: mutluluk, sevinç, insanın serpilip gelişmesi …; yani her anlamda iyi yaşamak, hayatın tadını çıkarmak, iyi insan olmak hedef…” (syf. 108)

RUHLARIN EN ÖZGÜRÜ

“…Nietzsche’ye ….göre soyut sistemler yararsızdı, önemli olan eleştirel bir öz farkındalıktı; yani, kişi davranışlarının ardındaki güdüleri görebilmeli ve kendini olduğu gibi kabul edebilmeliydi. Bu nedenle … aforizmacıları severdi; tabii bir de onların atası olan Montaigne’i. Montaigne için, ‘ruhların en özgürü ve en güçlüsü’ demiş ve şöyle eklemişti: ‘Böyle bir adamın yazmış olması, bu dünyada yaşamanın sevincini artırdı.‘ Anlaşılan o ki Montaigne Nietzsche’nin özlemini çektiği gibi yaşamayı başarmıştı; küçük pişmanlıklar, küskünlükler ya da değiştirme arzusu olmaksızın, her şeyi benimseyerek. Denemecinin üstünkörü sarf ettiği şu sözler; ‘Eğer yeniden yaşayacak olsaydım, daha önce yaşamış olduğum gibi yaşardım’, Nietzsche’nin ulaşmak için bir ömür harcadığı her şeyi temsil ediyordu. Montaigne buna ulaşmayı başarmakla kalmayıp, öylesine bir şeymiş gibi de yazıya dökmüştü.”( syf. 150)

BİLİM NEYE ÖNEM VERMELİ?

“….Nietzsche…İlk dönem eserlerinden İnsanca, Pek İnsanca‘dan dokunaklı bir pasajda şöyle der: Bilimin büyük ender şeylerden daha çok önem vermesi gereken küçük ama sonsuz çoklukta ve bu yüzden etkili olan şeylerden biri iyi niyettir. Yani etkileşimlerdeki dostça eğilimlerin ifadelerini, gözün içindeki gülümsemeyi, tokalaşmayı, neredeyse bütün insan eylemlerini saran rahatlığı kastediyorum… Bu insanlığımızın bitmeyen göstergesidir, deyim yerindeyse her şeyin büyüdüğü ışığıdır…İyi bir mizaç, cana yakınlık ve teveccüh..” (syf.170)

MONTAIGNE’İN DEĞER VERDİĞİ NİTELİKLER

“…. Montaigne sıcaklık belli bir dereceyi aştığında kendisini kapatan bir termostata sahipti adeta. Kılıçlar birbirine çarpıp çınlarken soğukkanlılığını koruyan tek Antikçağ savaşçısı Epaminondas’a bu kadar hayran olmasının ve dostluğa tutkudan daha çok değer vermesinin nedeni buydu… Onun değer verdiği nitelikler merak, içtenlik, iyilik, halden anlama, uyum, zekice düşünme, başkasının bakış açısından görebilme ve ‘iyi niyet’ti…

…Montaigne Tanrısal hırslara güvenmez: Onun gözünde insanüstü olmaya çalışanlar, insanlık seviyesinin altına düşerler… Gerçek anlamda insan olmak yalnızca sıradan olmayı değil, tertip ve düzen içinde davranmayı gerektirir… Montaigne’in ifadesiyle yaşama uygun olmak, ‘bizim en büyük ve en şanlı işimiz’dir. Montaigne’e göre sıradanlık, işleri derinlemesine düşünme zahmetine girmemekten kaynaklanan donukluk ya da insanın kendi bakış açısının ötesini görecek hayal gücünden yoksun olması anlamına gelmez. Bu, insanın başkaları gibi olduğunu kabul etmesi ve insanlığın bütün hallerini taşıdığı anlamına gelir…” (syf.199)

İLK MODERN YAZARLAR

“…Hem Montaigne hem de Shakespeare gerçek anlamda ilk modern yazarlar olarak gösterilir; her ikisi de modernitenin kendine özgü kim olduğunuzu ve sizden ne beklendiğini bilmediğiniz duygusunu yakalamıştır. Shakespeare uzmanı J.M. Robertson, bu iki yazardan sonraki bütün edebiyatın, iki yazarın ortak teması olan bölünmüş benliğin keşfinin genişletilmesi şeklinde yorumlanabileceğine inanıyordu.” (syf. 276-277)

Sarah Bakewell kimdir?

Sarah Bakewell, önceleri Londra’daki Wellcome Library’de eski basım kitapların küratörlüğünü yaptı. Yazarın, Nasıl Yaşanır‘dan önce yazdığı- The Smart ve The English Dame başlıklarını taşıyan iki biyografi kitabı bulunuyor. Londra’da yaşayan Bakewell, City Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri verirken bir yandan da National Trust için nadir kitap koleksiyonlarını katalogluyor.

Michel Eyquem de Montaigne kimdir?

Michel Eyquem de Montaigne (1533-1592), Fransa’nın güneybatısındaki Périgrod bölgesinde  doğdu. Soylu bir aileden gelen Montaigne çiftliğinin idaresiyle uğraşırken şarap üreticiliği, sulh hâkimliği yaptı, davalara baktı ve Bordeaux’nin gelmiş geçmiş en tasasız, en neşeli, en babacan belediye başkanı oldu. Hep yazdı. Basit başlıklar verdiği kısa, açıklayıcı metinlerdi bunlar. 1571’de yazmaya başladığı Denemeler‘in 1. ve 2. kitaplarının ilk baskıları 1580’de yayımlandı. O gün bugündür Denemeler, tüm dünyada basılmaya devam ediyor.